Oğuz Demiralp

02 Haziran 2018

Yönetilenlerin yönetme sırası çoktan geldi

“Ben yönetenim, sen yönetilensin” diyorlar rakiplerine. Meydanı dolduran binlerce yönetilen de alkışlıyor

Geçenlerde Türkiye’nin en önemli sorunlarının saptanmasını yönelik bir anket gördüm. Söz konusu ankete göre, vatandaşlarımızın yüzde 32,5’u en önemli sorun olarak ekonomiyi görüyor. İşsizlik 15,6 ile ikinci sırada. Terör 10,1 ile üçüncü, eğitim 7,0 ile dördüncü, adalet 5,5 ile beşinci sırada yer alıyor. Biz sabah akşam demokrasi deyip duruyoruz, ama bu ankete göre demokrasiyi sorun olarak görenler sadece 1,3.

Bunda şaşılacak bir şey yok. İnsanlar önce karnı tok sırtı pek yaşamayı garanti altına almak istiyorlar, Sonra güvende olmak, geleceklerini de güvende görmek istiyorlar. Bütün bunları sağlamak için de adaletin öneminin farkındalar. Ayrıca, “Bütün bu sorunları çözmek için daha kaliteli bir demokrasi gerekli midir?” sorusu olsaydı, buna ne yanıt verilirdi, bilmiyoruz.

Bu anket aynı zamanda Türkiye’de çoğunluğun hal ve gidişden memnun olmadığını gösteriyor. Muhalefet partilerinin özellikle bu beş konuda vatandaşın aklında kalacak hap gibi, kısa, çarpıcı öneriler yapmaları gerekiyor. Sayfalarca program yazmak güzel, ama ortalama vatandaş bunları okumaz. Kürsüden söylenenlere bakar. Muhalefet iktidarın başarısızlığını kuvvetle eleştiriyor. Bunu çok da iyi yapıyor. Ancak yeni önerilerini aynı kuvvetle ortaya koymuyor. Özellikle ekonomi ve işsizlik konularında kolayca anlaşılan, inandırıcı, herkesin aklına çakılacak kadar kuvvetli öneriler yapılması gerekli görülüyor. Bu çerçevede galiba İyi Parti diğerlerinden bir adım önde....

Kampanya ilerledikçe iktidar kesimi de canlanıyor, diğer partilerde olmayan imkanlarını seferber ediyor. Pabucun pahalı olduğu görüldü mü? Bilemiyorum. İktidarı kaybetmek endişesini hiç taşımadıkları söylenemez, ama gene de kendilerinden emin görünüyor ya da öyle görülmek istiyorlar. Neden acaba?

Bu sorunun birçok yanıt olabilir. En önemli yanıtlardan birini geçen gün Damat Beyden işittik. Bir seçmenin dediğine göre, aya dört şeritli yol yapacağız derlerse buna inanılırmış. Bizim bildiğimiz akıl ölçülerinin, sınırlarının dışına taşıyan sözler... Ancak, bu sözlerde doğruluk payı olduğunu da görmezlikten gelemeyiz. Bir kör inanç durumu karşısındayız. Bir futbol kulübünün fanatik taraftarları gibi iktidarı körü körüne desteklemeye hazır geniş bir kitle oluşmuş olduğu anlaşılıyor. Sözkonusu kitlenin seçmen nüfusuna oranı nedir, bilmiyorum, ama iktidarın çok önemli bir kozunu oluşturduğu görülüyor. Kör inanç duvarı sadece lideri kötülemekle aşılamaz, tersine, komplo teorilerinin toplumun bütün kesimlerine egemen olduğu bir dönemde, savunma güdüsünün güçlenmesine bile yol açabilir. İkna edici, çarpıcı ekonomik öneriler körü körüne destekçilerin sayısını, etkisini azaltmak için en iyi çaredir.

İktidarın kör inanca duyduğu inancın gücü söyleminden belli. “Ben yönetenim, sen yönetilensin” diyorlar rakiplerine. Meydanı dolduran binlerce yönetilen de alkışlıyor. Egemenin söylemi, dili denilen olaya bundan daha iyi bir örnek bulunamaz. İktidar zihniyeti açısından muhalefet adayına  ‘haddini bildirmek’ (!) için edilmiş bir söz bu. Yazılı bir metinde yer alacak bir söz değil. Rastgele ağızdan çıkan bir söz. Onun için daha tedirgin edici, çünkü egemen bir ruh halinin dışavurumu. Gerçek demokrasinin gerektirdiği alaçkgönülllükten, tevazudan ne kadar uzak bir söz! Çok rahatsız oldum.

Demokrasi dediğimiz şey, yönetilenlerin yönetenlerin sürekli yer değiştirmesi, insanların temsilcileri aracılığıyla kendini yönetmesidir. Türkiye’de bu değişimin vakti çoktan gelmiştir. Çünkü yukarıda saydığımız sorunlar yönetenlerin kötü yönetimin sonucudur. Yeni yöneticiler gereklidir. Ancak bazı kesimlerde bu kör inanç, iktidarda da bu üstten bakış, üstünlük psikolojisi oldukça işimiz zor. Muhalefetin işi gerçekten zor. Gene de, bu kez muhalefet cephesinde birbirinden değerli ve yüksek performanslı adaylar olması umut veriyor. Adayların hepsini bir tartışmada bir arada görsek de kim kimden gerçekten üstün anlasak, kim yönetecek, kim yönetilecek ona biz karar versek... Elbette, böyle bir sahne göremeyeceğiz. Buna rağmen, aklın ve değişim ihtiyacının kör inanca galebe çalacağına, yönetilenlerin gerçek yönetici olarak görüldüğü bir düzen kurulacağına inanmak istiyoruz.