Oğuz Demiralp

12 Ekim 2023

Uluslararası hukuk, İsrail söz konusu olunca guguk

Biz bu satırları yazarken İsrail’in Gazze saldırısı sivil, asker ayırımı yapmaksızın şiddetlenerek sürüyor. Hamas’ın yaptığına orantısız, savaş suçu boyutlarında bir yanıttır bu. Zulümdür. Batılı muktedirler, Netanyahu zulmünü açıkcası hoş görüyor ve teşvik ediyorlar

Dikkat ettiyseniz, Ukrayna savaşının ilk anından başlayarak, Batılı devletlerin en çok kullandığı kavram uluslararası hukuk olmuştur. Doğrudur bu söylem, çünkü Rusya, başta saldırı suçunu işlemek üzere uluslararası hukuk kurallarını çiğnemektedir.

Buna karşılık, gene dikkat ettiyseniz, İsrail ile ilgili son gelişmede Batılı muktedirler uluslararası hukuk kavramını hiç ağızlarına almıyorlar. “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!” demeyin (ya da deyin), çünkü işlerine gelmiyor beyzadelerin. ABD’nin liderliğini yaptığı bir kamu diplomasi kampanyası, son gelişmeyi “İsrail’in Hamas diye bir terör örgüyle mücadelesi” olarak gösteriyor. Biden çıtayı iyice yükseltti. Hamas’ı “mutlak şer ya da kötülük (evil)” olarak tanımladı. Böylece İsrail’in Gaza’ya saldırısı ve ABD savaş gemilerinin bölgeye doğru yola koyulmaları kötülüğe karşı kutsal bir kavga niteliği aldı. (Bush olsaydı “haçlı seferi” derdi. Biden, herhalde bu olayı seçim malzemesi olarak kullanmak da istiyor.) ABD ve Batı bu tavırlarıyla yangına körükle gidiyorlar. Son gelişme buzdağının görünen kısmı, bunun altı da var ama bu sıralarda ABD “Altını boşverin, üsütne bakın, yeter” havasında.

Biz altına da bakalım. Batı Avrupa ülkelerinin sol kesimlerinde bir tartışma yaşanıyor: Hamas bir terör örgütü mü, yoksa direniş örgütü mü? BM Sözleşmesi yoluyla yapılmış bir uluslararası hukuk tanımı olmayışı “direniş örgütü” kavramına ağırlık kazandırıyor. Sağcılar da bu yaklaşıma köpürüp duruyorlar. Ayrıca yapabileceğimiz bu tartışmaya girmeyelim. Kesin olan şu: Hamas, sivilleri hedef almakla ağır savaş suçları işlemiştir. Bu bakımdan kuvvetle kınanması zorunludur. Hamas, yaptıklarının sonuçlarını herhalde tahmin etmiştir. Hamas’ın hesabı nedir bilmiyoruz ama Filistin davasına, özellikle Batı kamuoyunun algılaması bakımından zarar vermiştir, şidddete başvurmak için bahane arayan İsrail sağcılarının ekmeğine yağ sürmüştür.

Ancak Hamas, ABD’nin öne sürdüğü gibi, genel Filistin sorunu tablosundan kopuk bir kötülük hareketi, insan ruhundaki kötülük eğiliminin cisimleşmiş hali değildir. Hamas, -yineleyelim- 75 yıllık çözümsüzlüğün, insafsız bir işgalin ürünüdür. Hamas, bir Gazze oluşumu. Bilen bilir: Gazze’ye dünyanın en büyük açık hava hapishanesi derler. Biden’in pirüpak oğlu, Trump’ın azize gibi salına salına gezen kızı, çok bilmiş Macron gitsinler Gazze’ye, bakalım beş dakika bile dayanabilirler mi o koşullar altında yaşamaya. Batı Şeria’daki koşullara da dayanamazlar. Kolay mı işgal altında yaşamak, çoluğunun çocuğunun geleceğinin işgalci güçün iki dudağının arasında olduğunu bilerek yaşamak?

İnsan ruhu dedik. İnsan ruhunun değişmez bir yasası vardır: Früstrasyon agresyona yol açar. Filistin halkının, ister Batı Şeria’da ister Gazze’de olsun, früstrasyonunu anlamaz, gidermeye çalışmazsanız; şimdikini yok etseniz bile daha nice Hamas’lar ortaya çıkar. (Zaten şimdiden var.) Böylece Hamas gibi aşırı akımlara hizmet eder, dünyayı böldükçe bölersiniz. Bir yanda Hamas, öbür yanda İsrail sağcıları başımıza büyük işler açmayı sürdürüyorlar.

Neyse ki BM Genel Sekreteri, ABD’nin peşine takılmış görünmüyor. Hamas’ın yaptıklarını lanetledi ama bugünkü durumun işgalin ve çözümsüzlüğün sonucu olduğunu da kuvvetle vurguladı. İsrail’in Gazze harekâtını derin üzüntüyle karşıladı. BM İnsan Haklar Yüksek Komiseri de Gazze’nin bu şekilde abluka altına alınmasının uluslararası hukuka aykırı olduğunu açıkladı.

Öte yandan, Ukrayna yönetiminin yaptığı gibi Filistin yönetimi de sürekli vurguluyor; uluslararası hukuka uygun davranılması gerektiğini. Filistin Büyükelçisi’nin BBC ile yaptığı söyleşinin Türkçesini T24’te okudum. Başlık, “Filistiniler öldürülürken niye çağırmadınız beni?” Herkes okumalı. Büyükelçi çok iyi anlatmış Filistin sorununu. Bugünkü durumla ilgili olarak söylediklerinden bir bölümünü alıntılayalım:

“Uluslararası hukuk. Bu kadar. Uluslararası kararların, hukukun ve meşruiyetin eşit uygulanması. Ukrayna’da yaptığınız gibi. Ukrayna Büyükelçisini buraya getirip, ondan bazı savaşçılarını kınamasını ister misiniz? II. Dünya Savaşı’nın dehşetinden sonra Birleşmiş Milletlerin oluşturduğu kuralları tam ve eşit bir şekilde uygulamamız gerekiyor. İsrail’in son 75 yıldır olduğu gibi istisnaî olmadığından emin olmamız gerekiyor. Kimsenin kanunların üstünde olmadığından emin olmalıyız. Britanya, hukukun üstünlüğüyle tanınır Lewis. Bence çözüm bu. İsrail, işgalci bir güçtür. İşgal altındaki insanların güvenliğini sağlamaktan sorumludur ve önümüzdeki saatlerde suç işlediklerinde, insanlığa karşı suç işlemeleri halinde, uluslararası toplum ve uluslararası yargı sistemi nezdinde hesap sorulmalıdır.”

Biz bu satırları yazarken İsrail’in Gazze saldırısı sivil, asker ayırımı yapmaksızın şiddetlenerek sürüyor. Hamas’ın yaptığına orantısız, savaş suçu boyutlarında bir yanıttır bu. Zulümdür. Batılı muktedirler, Netanyahu zulmünü açıkcası hoş görüyor ve teşvik ediyorlar. BM Bağımız Araştırma Komisyonu, iki tarafın da işlediği savaş suçlarını saptamaya giriştiklerini açıkladı ama yaydan çıkmış oku durdurmaz sözkonusu komisyon. ABD istese bir şeyler yapabilir ama niyeti yok. Tersine, bu olay üzerinden Orta Doğu’da ve iç politikada kazanımlar elde etmeye çalışıyor.

Sedat Ergin’in saptamasıyla, Orta Doğu’da büyük türbülans başlamıştır. Şiddet sarmalından nasıl çıkılabilir? Gazze’nin toptan imhası nasıl durdurulabilir? Bu soruların ne yazık ki henüz yanıtı yok. Çok trajik, insanlık dışı bir durum yaşıyoruz, içimiz acıyor. Aklıma, iki tarafın da kulak kabartabileceği bazı ülkelerin bir araya gelip ortak girişim yapmaları geliyor. Kimler olabilir? Türkiye, Mısır, Norveç, Brezilya, hatta Katar... Düşünüp değerlendirebiliriz.