Nurcan Baysal

06 Temmuz 2015

Tarım işçileri kimin kurbanı?

Bugün yiten 15 canı, bu ülkenin tarım ve kalkınma politikalarından ayrı düşünebilir miyiz?

DİYARBAKIR

Bugün yine tarım işçileri feci bir kazayla can verdiler. Manisa'nın Gölmarmara ilçesinde tarım işçilerini kasasında taşıyan kamyonet, süt tankeri ile çarpışınca,  asma yaprağı toplamak üzere bağa giden tarım işçileri öldüler.  Ben bu satırları yazdığımda 13’ü kadın olmak üzere 15 tarım işçisi can vermişti.

Bir milyona yakın tarım işçisinin  çalıştığı Türkiye’de, tarım işçileri sadece kazalarla gündeme geliyor maalesef. Yediğimiz sebze ve meyvenin sofralarımıza ulaşmasını sağlayan bu insanlar, hala birçok haktan ve insanca çalışma koşullarından mahrumlar.

Tarım işçilerinin en çok hangi Bölgelerden olduğuna baktığımızda, devletin deyimiyle GAP Bölgesinden olduğunu görüyoruz. Yani bu insanlar dünyanın en büyük kalkınma projelerinden biri olarak birçok çalışmaya konu olan, GAP (Güneydoğu Anadolu Bölgesel Kalkınma Projesi)’nin uygulandığı bir Bölgeden geliyorlar. Ve yine tarım işçiliğinin Türkiye’deki artış seyrine baktığımızda, özellikle GAP Projesinden sonra mevsimlik tarım işçiliğinin gündeme girmeye başladığını, her yıl hızla arttığını ve sonunda GAP illerinde yaşayan insanların ciddi bir kısmının mevsimlik tarım işçisi olarak ülkenin Batısına her yıl kamyon kasalarında taşındığını görüyoruz.

Bir sorun var ortada…

 


HABER: Manisa'da katliam gibi kaza;
15 tarım işçisi hayatını kaybetti


 

 

Belli ki Türkiye devletinin dünyanın en büyük kalkınma projelerinden biri olarak gururla gösterdiği GAP Projesi, bu insanlara refah getirmek şöyle dursun, tam tersine Bölgedeki insanların köleleşmesine  hizmet etmiş durumda. GAP illeri  olarak da adlandırılan Adıyaman, Urfa, Diyarbakır, Batman … gibi birçok şehir birer “ırgat” kentine dönüşmüş durumda. Sadece Adıyaman’da 60 bin kişi (bilinen) tarım işçisi olarak çalışıyor.  GAP’ın merkezi Urfa ise Türkiye’de mevsimlik tarım işçiliğinin en yoğun olduğu il, Türkiye’nin 48 iline işçi gönderiyor.

Nitekim Adıyaman ve Urfa’da birçok kişi GAP’ın yarardan çok zarar getirdiğini söyler. Adıyaman’a  gittiğinizde sizi beyaza çalmış toprak karşılar. Dünyanın en büyük 3. baraj gölü olan Atatürk Barajı Adıyaman’ın verimli tarım arazilerini çölleştirmiştir.  Bugün Adıyaman’ın mevsimlik tarım işçilerinin hemen hemen tümü toprakları baraj suları altında kalan ve yoksullaşan emekçilerdir. Adıyamanlıların çoğu “devlet toprağımızı elimizden aldı, yoksullaştık” der.

Bu söylem GAP illerinin çoğunda geçerlidir. Zaten bu illerde durumu anlamak için uzun uzun istatistiklere bakmaya da gerek yoktur. Şöyle çıplak gözle GAP illerini dolaştığınızda bile  kahvede oturanların çokluğundan, yol kenarındaki amele pazarlarından, sokakta dilenenlerin bolluğundan ekonomik durumu anlamak mümkündür.

Bu noktada şu soruyu sormak durumundayız?

Bugün yiten 15 canı, bu ülkenin tarım ve kalkınma politikalarından ayrı düşünebilir miyiz?

Tabi ki hayır!

Bunca yıl GAP projesinin gidişatını  yakından takip etmiş biri olarak, en hayıflandığım konu da, yıllardır projenin bu kötü gidişatını görmelerine rağmen, yöneticilerinde bu gidişatı durdurmaya yönelik en ufak bir silkelenmenin olmaması. Sürekli başka yerlere atama bekleyen idarecileri, Bölgeye gelmek istemeyen çalışanları bir kenarda duradursun, GAP Projesi her iktidarın elinde Bölge halkına sunulan bir havuç olarak kullanıldı. İdareciler pişkin pişkin koltuklarında oturup Bölge halkını bilmem kaçıncı teşvik paketiyle, bilmem kaçıncı mastır planla, yok efendim şu kadar alan sulanacak, Bölgeden şu kadar tarımsal ihracat gerçekleşecek, Bölge tarımsal üretim üssü olacak... vs. diyerek 20 yıldır oyalarken, GAP’ın  yarattığı olumsuz etkiler sonucu topraklarını kaybeden insanlar  yollarda can veriyor.

Bugün yiten 15 canda bu yanlış kalkınma politikalarını uygulayanların da sorumluluğu var!