Nil Mutluer

22 Mart 2015

'Cumhuriyet tarihinde Aleviliğe hiç bu kadar müdahale edilmemişti'

​Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Müslüm Doğan: Alevileri Sünnileştirme çabası var

Geçtiğimiz günler boyunca AKP, CHP ve HDP'nin mevcut siyasi konjonktürde Aleviler tarafından nasıl algılandığını tartıştık. Biz Alevilerle Türkiye'nin Sünni-Türk meselesini konuşurken hükümet Aleviliğin 'öğretileceği' Hacı Bektaş Veli Lisesi'nin açılışını gerçekleştirdi. Dedelerin eğitilmesinden bahsedilen lise haliyle içerisinde epey sıkıntıları barındırıyor.

Alevilik, bilindiği gibi, sözlü bir şekilde ocaklarda dede-talip ilişkisiyle nesilden nesle aktarılan bir inanç. İnancın aktarıldığı mekânlar arasında dergâhlar, tekkeler, kutsalları arasında ise türbeler, ziyaretler; ağaçlar, dağlar, taşlar sıralanabilir. Alevilik, içerisinde inançsal ve felsefi bütünlük olsa da, aynı zamanda coğrafi farklılıklar da taşıyor. Aleviler bu durumu "yol bir sürek bin bir" şeklinde tarif ediyor. Bugün Osmanlı'dan gelen, Cumhuriyet'le de devam eden merkezileştirme politikaları, kentleşme ve siyaset ile ocak sistemi epey zarar görmüş olabilir ancak halen cemevleri, türbeler ve ziyaretler canlı bir şekilde varlığını sürdürüyor. Zira yasaklara rağmen inanç sahiplerini durdurmak mümkün değil.

Hal böyle olunca, dedelerin lisede eğitilmesinden bahsetmeyi modern akılla Alevileri tek tipleştirme hedefi dışında bir adım olarak okumak da mümkün değil. Aleviliği kim, nasıl müfredata sokabilecek, bu epey sıkıntılı bir mevzu. 1924'te Diyanet’i kurarak 1925'te ise Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile İslam ve İslam ile ilişkilenen inançların tek resmi temsilcisi haline gelen Kemalist devlet geleneği kanlı canlı bir şekilde devam ediyor. Yurttaşlarına ve insanlara rağmen inancı örgütlüyor.

Seçim telaşı bacayı sardı ancak hükümetlerin yurttaşlarına her daim atacak adımları olmalı düşüncesi ile Alevilere şu soruyu sormuştum: "AKP nasıl bir adım atsa, siyasi anlamda bunun olumlu, 'yeşil ışık' olduğunu düşünürsünüz?"

Konuştuğum hiçbir Alevi cevapsız bırakmadı soruyu. Yanıtlar çeşitli olsa da, Alevilerin temel taleplerinin yerine getirilmesi ortaklaşılan konulardandı. Bu temel talepleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Başta zorunlu din derslerinin kaldırılarak eğitimin sekülerleşmesi, cemevlerinin ibadethane statüsünde kabul edilerek inancın Alevilere bırakılması, gündelik hayattan devlet bürokrasisine Alevilere ve toplumdaki farklı kesimlere yapılan ayrımcılığın önlenmesine yönelik somut adımlar geliştirilmesi ve Madımak'ın Utanç Müzesi olması.

Alevi İmam Hatip Lisesi ile ilgili yorumlarını ve diğer taleplerini de Alevilerden dinleyelim. Yorumları bugün Alevi inancı dışında inanca mensup kişilerin de dillendireceği nitelikte.

 

‘Cumhuriyet tarihinde Aleviliğe
hiç böyle müdahale edilmemişti’

 

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Başkanı Müslüm Doğan, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından geçtiğimiz günlerde açılan Alevi İmam Hatip Lisesi'nin Aleviliğe cumhuriyet tarihinde yapılmış en büyük müdahale olduğu görüşünde:

"Dedelerimiz, babalarımız bizim ocak ve tekkelerimizde yetişir. Bizim kaynaklarımız bellidir. Bizim kaynaklarımız ocaklarımızdır. Bir Sünnileştirme çabası var. Bunu reddediyoruz. Cumhuriyet tarihinde hiç böyle müdahale edilmemişti. Bu lisenin müfredat kapsamına alınması cumhuriyette ilk kez devletin eğitim anlamında doğrudan müdahalesi."

 

‘Herkesin dini devletleştiriliyor’

 

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Başkanı Ercan Geçmez devletin dine müdahale etmemesi yönündeki beklentilerini hatırlatarak, taleplerinin gerçekleşmesi yerine dinin devletleştirilmeye çalışıldığını vurguluyor:

“Kanunen özel kişi ve kurumların imam lisesi açması yasak. Şimdiye kadar yapılmak istenenlerin niyetini bu eylem gösteriyor. Aleviliği tariften çıkarsa o zaman derim ki hükümet hakikâten sorunu çözmeye başlıyor. Ancak, devlet elini dinden çeksin derken herkesin dinini devletleştirmeye çalışıyorlar. ”

 

‘Çocuğumun üzerinde hakkım yok’

 

Hacı Bektaş Veli Dergahı Postnişini Veliyettin Ulusoy da Sünni eğitimin Alevi çocukların eğitiminin kökten etkilediğini vurguluyor:

"Bugün ilkokullardan başlayan bir din dersi projeleri var. Devlet en azından şöyle diyemez mi? 'Alevilerin tayin edeceği öğretmenler tarafından' veya 'isteğe bağlı' din dersi olsun. Bunu bile duyamıyoruz. Çocuklarımız çalınıyor, beyinleri yıkanıyor. Sünni eğitime ve görüşe göre yetişiyorlar ve bir ebeveyn olarak benim çocuğum üzerinde hiçbir hakkım kalmıyor. Çok kötü dönemden geçiyoruz Aleviler-Bektaşiler-Kızılbaşlar olarak."

 

‘Zorunlu din dersi baskısı ateizmi artırıyor’

 

Antalya Abdal Musa Kültür Ve Tanıtma Derneği Başkanı Gülçin Akça da zorunlu din dersi baskısının ters tepki verdiğine dikkat çekiyor.

“Zorunlu din derslerinin kaldırılması, kaldırılmıyorsa seçmeli olması, bunun yanı sıra diğer dinlerin de seçmeli ders olarak verilmesi gerekir. Ateistlik de seçmeli dersler arasında yer almalı. Bu arada size samimi bir itirafta bulunmak istiyorum, zorunlu din dersi baskısı yapılırken liselerde ateist gençlik çoğalmakta. Etki tepki olayı.”

 

‘Eğitim, Alevi olmayanların da meselesi’

 

Dede Garkın Ocağı'ından dede Hüseyin Dedekargınoğlu eğitimin Aleviler dışında çocuğuna özgür eğitim vermek isteyen herkesin de meselesi olduğunu ekliyor:

“Alevilerin sosyal talepleri içinde sayabileceğimiz “ilk ve ortaöğretimdeki zorunlu din dersleri” konusudur ki şimdiye kadar Aleviler haklı olarak “okullarda çocuklarımıza Sünnilik öğretiliyor, oysa ben çocuğuma kendi inancımı öğretmek istiyorum” diyordu. Ancak Milli Eğitim'de uygulanan tevhidi tedrisat ve millilik anlayışının rafa kaldırıldığını göz önüne alırsak bu konunun Aleviler dışına taştığını görmekteyiz. O halde laikliği benimseyen, dindar ve kindar nesil yerine çağdaş bir nesil yetişmesini isteyen Aleviler dışındaki grupların da bu konuya eğilmeleri gerekmektedir.”

 

‘5 vakit ezan okunuyorsa Alevi çocuklar da sazıyla cemevine rahatça girsin!’

 

'Kıblesi İnsan Olanlar' köşesinin yazarı Mersin'den dede Hasan Kılavuz'un Alevi inancının özgürleşmesi için hükümete oldukça net bir önerisi var:

“Hutbelerde Aleviliğin bir inanç olduğunu ve bu insanların inançlarından dolayı horlanmaları büyük günah olduğunu bir fetva ile okutsunlar. Bu adımı görürsek adalet ve eşitlik getirildiğini düşünürüz. Cemevlerinin yasal statülerine kavuşturulması ve nasıl ki camilerde günde beş vakit ezan okunuyorsa, her Alevi çocuğu da kolunda sazı ile cemevine rahat girip deyişini söyleyip, semahını dönebilmeli.”

 

’El konulmuş Alevi dergâh
ve kurumları iade edilsin’

 

Avukat Mehmet Tural devletin el koyduğu dergahları talep ediyor ve taleplerini şu şekilde sıralıyor:

“El konulmuş bulunan Alevi dergâh ve kurumlarının mallarının sahiplerine ya da bu konuda hizmet sunan Alevi kurumlarına geri verilmesi, fiilen mümkün olmayanlar için bedellerinin ödenmesi. Tunceli ismi en azından Dersim olarak anında değiştirilebilir. Hacıbektaş Dergâhı'nın ortasına bir hançer gibi 1834 yılında dikilmiş olan (Nakşibendi şeyhinin postnişin olarak atandığı dönemde) caminin orda yer alması gerekmediği konusunda bir söz söylenir ve yapılması düşünülen bir proje varsa ifade edilip gerekli adımlar atılabilir. Ayrıca Alevi inancının yol önderi olan Hacıbektaş Dergâhı Vakıflar İdaresi'nin ya da devletin el koyması hukuksuzluğundan kurtarılıp, yola hizmet eden kurumların denetim ve kullanımına sunulabilir.”

 

‘Aleviliği kendi meşreplerine göre tanımlamaktan vazgeçsinler’

 

Aleviliğin olduğu gibi, tüm çoğulluğu ile kabul edilmesi Alevilerin temel talebi. Antropolog Dilşa Deniz “Aleviliği Türk-İslam projesine uyarlamaya çalışmaktan, kendi meşreplerine uyacak şekilde tanımlamaktan” vazgeçilmesi gerektiğini vurguluyor. Benzer şekilde Antakya Mor Dayanışma'dan Selda Özgür “Bütün halklar ve inançlar kendini ifade etmeli. İnançlarla ilgili ahkam kesen söylemlerin olmaması” gerektiğini vurguluyor. Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri eski başkanlarından ve Alevi Bektaşi Fedarasyonu eski Genel Sekreteri Kemal Bülbül ise meselenin hak kadar Alevilerin tanınma meselesi olduğunu vurguluyor:

“Türkiye’de Aleviler hak alma arasında değil varlık yokluk arasında bu nedenle aslında asıl sorun Alevi kimliğinin kabulü. Kimlik kabul edildikten sonra haklar tartışılabilir. Kimlik kabul edilmeden bunlarla ilgili bir gelişme olmaz.”

 

‘Cemevlerinin statüü
Diyanet’e sorularak çözülemez’

 

Antakya'dan Siyaset Bilimci Barış Can ise meselenin hak ve özgürlükler bağlamında ele alınmasını vurgularken devletin siyasetten elin tamamen çekse bile Alevilerin uğradığı zararların zaman içerisinde çözülebileceğini düşünenlerden:

"Öncelikle yapılması gereken Alevi meselesinin insan hak ve özgürlükleri etrafında görmektir. İnsan kendini ve inancını nasıl tanımlıyorsa öyle yaşamalıdır. Cemevlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi ulemaya sorularak, Diyanet'ten görüş alınarak çözülemez. Böyle bir yaklaşım sorunları dini referanslar çerçevesinde tartıştırarak çözümsüzlüğü dayatmaktadır. Devlet bir dinin, mezhebin taşıyıcısı olamaz, bir dinin, mezhebin veyahut dinsizliğin taşıyıcısı insandır. Ki devlet insanın bu taşıyıcılığını güvence altına almakla yükümlüdür. Ama bizde Diyanet İşleri Başkanlığı, zorunlu din dersleri mevcuttur. Bütün bunlar kaldırılsa bile Aleviler açısından adalet ve eşitliğin sağlanması zor ve uzun erimli bir iş olacak çünkü yasalar yeterli olmuyor. Devletin kurumlarında Alevilerin sayısına baktığınızda ve gün geçtikçe azalan bir ivmesi olduğu göz önüne alındığında yasalarla becerilemeyecek bir zihni değişiminde gerekli olduğu görülmektedir. İlk önce siyasetin buralardan elini ayağını çekmesi gerekmektedir. Dinsel söylem üzerinden siyasetin inşa edilmemesi ve insanların mezheplerinden dolayı ötekileştirilmemesi gerekmektedir."

 

‘Diyaneti lağvederse
hükümeti samimi bulurum’

 

Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin bir çalışması kapsamında KONDA Araştırma geçen sene toplumda Diyanet'in algı araştırmasını yapmıştı. Yapılan araştırmada Alevilerin %48'i "Diyanet'in yapısı değiştirilerek Alevilerin temsilcisi olmasını", %45'i ise "Aleviler için Diyanet benzeri bir kurum olmasını" belirtmiş. Oysa, şehirlerde ve Anadolu'da yüz yüze görüştüğüm birçok Alevi'nin Diyanet'in doğrudan kaldırılmasına epey istekli olduklarını söyleyebilirim. Osmanlı'dan devralınarak devam eden dini devletin kontrol etme yapısı Alevi inancına özellikle XVI. yy'dan sonra epey zarar verdi. Diyanet'in kaldırılması görüşünü savunanlardan biri de yazar Gülfer Akkaya:

“Diyaneti lağvederse hükümeti samimi bulurum. Bunu yapmadığı sürece değil AKP, kendini laik, batıcı, cumhuriyetçi niteleyen Kemalistler dâhil hiç kimse bu konuda bir şey yaptım dememeli. Demokratik bir devletin içinde din kurumsallaşamaz.”

Serçeşme çevresi ile Diyanet'in Alevler için ne anlama geldiğini konuşurken Engin Urcan da "Diyanet'in kaldırılması" gerektiğini vurguladı.

 

'Korku politikasını CHP de sürdürüyor'

 

Serçeşme Dergisi editörü Ahmet Koçak ise bunun cumhuriyet döneminden devralınan, CHP'nin de devam ettirdiği korku politikası olduğunu söylüyor: "Diyanet olursa, aşırı uçlar radikal İslamcılara gitmez, İŞİD olmaz. Cumhuriyet yıllarında anlatılıyor. Aslında bakarsanız CHP’nin yıllardır Aleviler üzerindeki politikasıdır."

 

'Diyanet'in bütçesini bizden ayırın'

 

Benzer söylemeri bugün AKP'nin de savunduğunu da söylemek mümkün. Hubyar Sultan Alevi Derneği Başkanı Ali Kenanoğlu ise Diyanet ile ilgili atılması gereken ilk adımı şu şekilde özetliyor:

“Diyanet için şunu söyledik; Diyaneti özerk bir yapıya getirin, inanç bütçesi adı altında bizden bütçesini ayırın. Bunu inanç bütçesi olarak koyun ve bizden almayın parayı. Yani siz devlet olarak bunun kolaylaştırıcılığını yapabilirsiniz.”

 

‘Devlet özür dilemeli’

 

Evrensel Gazetesi'nden Serpil İlgün, Alevilerin yukarıda değinilen taleplerinin yerine getirilmesinin önemini vurgularken kimliklerden din hanesinin kalkması gerektiği ve Alevilerden özür dilenmesi gerektiğini hatırlatıyor:

“Kimliklerdeki din hanesi iptal edilmeli. Selçuklu’dan, Osmanlıya, Cumhuriyetten günümüze kadar, Alevilere karşı işlenen tüm suçlar kabul edilmeli ve devlet Alevilerden özür dilemeli.”

 

‘Aleviler ve inanç özgürlüğü için aynı talepler’

 

Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri Genel Başkan Yardımcısı ve Tokat Şubesi Başkanı Muharrem Erkan “Alevilerin Talepleri, cemevlerinin yasal statüye kavuşturulması, zorunlu din derslerinin kaldırılması ve isteyenin bu dersi alması, kamuda yapılacak sınavlarda bunun yer almaması, Diyanet denilen yapının lav edilmemesi inanç yerlerinin inanç sahiplerine verilmesi, Alevi köylerine yaptırılmak istenen camilerden vaz geçilmesi, Madımak’ın utanç müzesi olması, Dergâhların Alevilere devredilmesi. Bunları yaparken Eşit yurttaşlık ilkesi doğrultusunda, benim adamım, partidaşım demeden liyakat, yetenek ve bilgiye bakılarak insanların kamuda istihdam edilmesi. Alevilerin hükümet kim olursa olsun bu devlet bizim diyebileceği bir duruma getirilmelidir. Bu gün hangi parti olursa olsun Alevilere karşı bir önyargı ile donatılmış durumda. Bundan bir an evvel vazgeçilmesi gerekir. Bu adımlarla beraber tüm yurtta yaşayan Ermeni Rum, Çerkez Boşnak Laz, Türk hangi ulustan olursa olsun Hristiyan Yahudi Müslüman ateist hangi inançtan olursa olsun devletin hepsine eşit mesafede olması gerekir.”