Necmiye Alpay

01 Şubat 2024

“Cumhuriyet”in imlası

Cumhuriyetimizin büyük harfi gitgide silikleşiyor ve iki ucunda birer ima tırnağı kendini göstermeye başlıyor

Bir okur, “cumhuriyet” sözcüğünün imlası konusunda ne düşündüğümü, 100. yıl dolayısıyla medyada, afişlerde, kitap isimlerinde bazen görüldüğü üzere "Cumhuriyetimizin" şeklinde yazılmasının doğru olup olmadığını soruyor.

Okurun da belirttiği gibi, “cumhuriyet” sözcüğünün imlası konusunda benim Türkçe Sorunları Kılavuzu’ndaki açıklama kısaca şöyledir: Sözcük cins adı olarak, bir yönetim biçimi anlamında kullanıldığında küçük harfle başlatılması, belirli bir cumhuriyetin adı olarak “Türkiye Cumhuriyeti”nin yerine kullanıldığında ise "Cumhuriyet'in" biçiminde büyük harfle başlatılıp eklerinin kesme işaretiyle ayırılması gerekir.

"Cumhuriyetimizin” biçimindeki imlaya gelince.

Bu konuda bazen bende de beliren ikircimin nedeni, sanıyorum şu sorudur: "Cumhuriyetimiz" derken bir duygu belirtmiş oluyor muyuz, olmuyor muyuz?

Bu soru önemli, çünkü az çok bilinen bir kuraldır: Özel adlara duygu belirten bir ek getirdiğimiz durumlarda bunlar yapım ekleri sayıldığından, kesme işareti kullanmak gerekmez: Ayşeciğim, Ayşemiz, Burakçığım, vb. Dolayısıyla, böyle bir duygu içeriğiyle kullandığımızda, “Cumhuriyetimizin” şeklinde, büyük harfle başlamak ve kesme işareti kullanmamak yerinde olur.

Duygu içeriğinin varlığı, cümlenin iç ve dış bağlamlarından anlaşılabilir. Örneklerle yol alalım.

Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşları olarak “[B]u yıl Cumhuriyetimizin yüzüncü yılını kutluyoruz” derken cümle içi bağlamın duygu içerdiği herhalde açıktır. “Kutlama” sözcüğünün taşıdığı olumluluk kadar, burada çoğul bir iyelik durumunu belirten “-miz” eki de duygu içeriğinin göstergelerindendir ve kesmesiz yazmayı getirir. Başka bir deyişle, bu tür bağlamlarda “Cumhuriyetimizin” imlasında bir sorun olduğu söylenemez.

Ancak, bu imlayı sözcüğün bu çekimiyle kullanıldığı bütün durumlar için geçerli sayamayız. Bağlamın farklı olduğu, dolayısıyla farklı bir imlayı gerektiren durumlar da olasıdır. Örneğin, bir Çekya yurttaşıyla konuşurken ona şöyle diyebiliriz:

"Sizin cumhuriyetiniz henüz genç sayılır. (...) Bizim cumhuriyetimiz bu yıl yüz yaşına girdi."

Bu örnekteki iki cumhuriyet sözcüğünün ilkinde “Çek Cumhuriyeti” kastedilmiştir, ikincisinde ise “Türkiye Cumhuriyeti”. Örneğimizde bu iki ülke adı tam açılımıyla değil, onun yerini tutan “cumhuriyet” sözcüğüyle yer aldığına göre sözcüğün adıl işlevi öne çıkmış durumdadır.

İmdi, adıl işlevi gören sözcüklerin büyük harf ve kesme işareti gerektirmediğini biliyoruz. Tıpkı “ben, sen, o, biz, siz, onlar” dizisindeki adıllar gibi adıl işlevi yüklenmiş diğer sözcükler için de esas olarak aynı kural geçerli. Sözgelimi Dil Derneği’yle ilgili bir metinde derneğin adını her seferinde yinelemeyip onun yerine “dernek” demekle yetiniriz ve bu sözcüğü cins adı kurallarına göre, derneğe gidelim mi, vb. biçiminde yazarız.

Ancak, “Türkiye Cumhuriyeti” yerine kullandığımız “Cumhuriyet” sözcüğü ya da “Türkiye Büyük Millet Meclisi” yerine kullandığımız “Meclis” sözcüğü gibi örneklerde, bu sözcükler bir açıdan adıl işlevini görürken bir başka açıdan da “yarı özel ad” niteliği kazanmış olduklarından, özel ad kurallarına göre yazılmaları doğru olur.

İmlaya getirmek kolay iş değil. Ne dilbilgisinde, ne de mecazi anlamıyla.

Yönetim biçimi olarak “cumhuriyet” seçimle kaim. Yöneticileri bir sülale/hanedan ya da darbe yoluyla değil de seçimle gelen ülkeler, “cumhuriyet” sıfatını hak ediyor.

Gerçi İran’ın adı da “cumhuriyet.” Demokrasisiz cumhuriyetin canlı bir örneği. Demokrasi olmak için biçimsel seçimler de yetmiyor çünkü.

Seçimlerin şaibeli olduğu cumhuriyetler artalı, bu terimin tanımına “eşit ve özgür genel oyla yapılan seçimler” ifadesini ekleme eğilimi de arttı. Cumhuriyetin saygınlığı artık tamamen temsilde adalet ilkesine bağlı.

Bizim gibi bazı cumhuriyetler, seçilmişlerin düşürülmesini kendisine yol yapabiliyor. Kurnaz otokratlar yargıyı bölerek seçilmişleri düşürebiliyor, cumhuriyete kayyum atanmışçasına yasamayı “yürütme”nin yolu yapıyor.

Demektir ki bizde Cumhuriyetimize sahip çıkacak bilinç yeterince olgunlaşmamış. Demokrasi için uğraşmak yerine generallerden ya da otokratlardan çözüm beklemek neredeyse gelenek olmuş. Cumhuriyetimizin büyük harfi gitgide silikleşiyor ve iki ucunda birer ima tırnağı kendini göstermeye başlıyor.

Necmiye Alpay kimdir?

Çalışmaları dil üzerinde yoğunlaşan Necmiye Alpay 1946 yılında doğdu. 1969 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni (Mülkiye) bitirdi.

1978'de Paris-Nanterre Üniversitesi'nden uluslararası iktisat alanında doktora derecesi aldı. Mülkiye'deki öğretim üyeliği 12 Eylül 1980 darbesi ile başlayan süreçte sona erdi. İzleyen yıllarda akademide 'Türkçe' ve 'Yaratıcı Yazarlık' alanlarında dersler verdi.

2011 yılından itibaren uzun süre Radikal gazetesinde Dil Meseleleri üzerine yazdı. 2016 yılında İsviçre'nin Almanca PEN Merkezi tarafından onur üyeliğine seçildi. 

Kitapları

Türkçe Sorunları Kılavuzu (Metis Yayınları)

- Dilimiz, Dillerimiz / Uygulama Üzerine Yazılar (Metis Yayınları)

Dil Meseleleri / Uygulama Üzerine Yazılar II (Metis Yayınları)

Yaklaşma Çabası (Kanat Yayınları)

- Beklediler Gitmedik (Edebi Şeyler Yayıncılık)

Çevirileri

Freud ve Felsefe (Paul Ricoeur), Metis Yay.

- Kültür ve Emperyalizm (Edward Said, Hil Yayınları)

- Tarihsel Kapitalizm (I. Wallerstein, Metis Yayınları)


- Aydın Kesimi Üstüne (Vladimir İ. Lenin, Başak Yayınları)


- Modernleşmenin Eşiğinde Osmanlı Kadınları (Madeline C. Zilfi, Tarih Vakfı Yurt Yayınları)


- Şiddet ve Kutsal (Rene Girard, (Kanat Yayınları)
- Freud ve Felsefe (Paul Ricoeur, Metis Yayınları)


- Bilge Sokrates'in Ölümü (Jean Paul Mongin, Metis Yayınları / Küçük Filozoflar Dizisi)


- Martin Heidegger'in Böceği (Jan Marchand, Metis Yayınları Küçük Filozoflar Dizisi)


- Diyojen Köpek Adam (Jan Marchand, Metis Yayınları Küçük Filozoflar Dizisi)