Mustafa Kavgacı

03 Kasım 2019

Futbolun kraliçesi: Sissi

Kadınların futbol oynamasının yasak olduğu yetmişli yılların Brezilya'sında, top tepmeye pek meraklı olan küçük bir kız çıktı ortaya. Sisleide do Amor Lima ya da bilinen ismiyle Sissi…

Uzun zaman önce, çok ama çok uzak bir galakside…

Diktatörlük dönemiydi. Küçük bir kız, kuytu bir odada oyuncak bebeklerinin kafasını tekmeliyor ve Kötüler İmparatorluğu'na karşı ilk zaferini kazanıyordu. Uzun süren mücadeleler esnasında gizli bir futbol topunu çalmıştı. İmparatorluk casusları tarafından takip edilen küçük kız, kendi evine doğru kaçmaktaydı. Küçük kız, bu sayede geleceğini kurtarabilir ve futbol oynamak isteyen tüm kadınları özgürlüğüne kavuşturabilirdi.

Baştan söylemek gerekirse, bu hikâye, "Star Wars (Yıldız Savaşları)" evreninde geçen yeni bir filmin sızan senaryosuna ait değil! Dahası, öyle hayali bir evrende gerçekleşen kurmaca bir hadise de değil! Söz konusu kısım yazılırken gerçek bir hikâyeden esinlenildi ve elbette bu hikâyenin de bir kahramanı var. Hem de bu kahraman; kadınların futbol oynamasının yasak olduğu yetmişli yılların Brezilya'sında, top tepmeye pek meraklı olan küçük bir kız.

Sisleide do Amor Lima ya da bilinen ismiyle Sissi…

Oyuncak bebekten futbol topuna

"Önceden oyuncak bebeklerimin kafalarını koparıp onlardan futbol topu yapardım. Bir gün babam anneme, ‘Ona bir futbol topu al, belki oyuncak bebekleri rahat bırakır', dedi."

Sissi, Brezilya'nın kuzeydoğusundaki yoksul kentlerden Salvador'da büyüdü. İnşaat işçisi baba, evi kıt kanaat geçindirmeye çalışırken, anne de evde koşuşturan yedi çocukla boğuşuyordu. Çocuklar da elbette oynamaları ve enerjilerini atmaları için bazı alet ve edevatlara gereksinim duyuyordu. Yaşça biraz daha büyük olan erkek çocuklara futbol topu alınırken, küçük kız Sissi'nin payına oyuncak bebekler düşüyordu.

Bu cinsiyete "uygun" bakış açısı aslında sadece aileyle sınırlı değildi. Hatta o dönemin devlet yöneticileri için bu bir bakış açısı değil, bilakis bir zorunluluktu. Şöyle ki, 1941 yılında Ulusal Spor Konseyi'nin aldığı bir kararda aşağı yukarı şöyle bir şeyler yazıyordu:

"Ülkedeki kadınların tabiatlarıyla uyuşmayan sporları tecrübe etmelerine izin verilmeyecektir."

Yani bir anlamda, Brezilya'da kadınların futbol oynaması yasaktı. Kadınlar sadece futbol değil; boks, ragbi, polo ve sutopu gibi branşları da "tecrübe" edemiyorlardı. İşin çok daha kötü tarafı ise devlet görevlilerinin yanlış bir şey yaptıklarının farkına varmasının yaklaşık 40 yıl sürecek olmasıydı.

Sissi ise kendini çoktan sokaklarda erkek çocuklara karşı oynadığı maçlarda kanıtlamıştı. Hem zaten hayat sokakta öğrenilirdi, Sissi'nin hayatı da futboldu. Denklem yerli yerindeydi. Bazen erkek çocuklar onu aralarına almak istemiyorlardı. Sissi de onların toplarını alıp kaçıyordu. Futbol oynamak için koşabildiği kadar hızlı koşuyordu.

 

Gökyüzündeki en parlak yıldız

Sissi, yasak kalktıktan iki yıl sonra 1981 yılında, 14 yaşındayken evden ayrıldı. O artık bebek kafası tekmeleyen kız değil, yeni bir umudun peşinden koşan ve gelecek vadeden bir futbolcuydu. Sissi gelecek vadediyordu etmesine de Brezilya'da kadın futbolunun önünün parlak göründüğü pek söylenemezdi. Futbol, toplumsal düzlemde baskın şekilde erkek işi olarak kabul ediliyordu. Kadınların maçları ilgi çekmediği gibi destek de görmüyordu.

Sissi'nin daha geniş kitlelere ulaşabilmesi ve yeteneklerini sergileyebilmesi için senelerin biraz hızlı geçmesi gerekecekti. İlk olarak uluslararası seviyede 1995 yılında dikkatleri çeken Sissi, Brezilya Milli Takımı'nın Dünya Kupası kadrosunda yer almıştı. Ancak takım pek de başarılı olamadığı için hala ülkesinde istedikleri ilgiye mazhar olamamışlardı. Ancak bir yıl sonra bazı şeyler değişecekti.

Kadın futbolunun olimpik bir branş olarak kabul edilerek oyunlara dahil edilmesi ve ardından gelen olimpiyat dördüncülüğü Brezilya'nın kadın futbolunun biraz daha duyulmasını sağladı. Sissi de bu takımın bir parçasıydı ve sahada bir büyücü gibi hareket ediyor, rakiplerin deyimiyle topla "kimsenin daha önce görmediği" hareketler yapıyordu. Kısa bir süre antrenörlüğünü yapan Rica'nın onun için söylediği sözler ise Sissi'nin sahadaki konumunu gösteriyordu:

"Geceleri gökyüzüne bakıp, takım yıldızlarını gördüğünüzde, her zaman diğerlerinden daha parlak görünen bir yıldız vardır."

O yıldız Sissi'ydi ve çok daha fazla parlayacağı bir organizasyon gittikçe yaklaşıyordu. 1999 Kadınlar Dünya Kupası, ABD'de düzenlenecekti. Artık 32 yaşında olan Sissi, kupaya damgasını vurmaya geliyordu. Öyle de oldu. Saçlarını kazınmış bir bilge gibiydi sahada. Orta sahada rakibin tüm sırlarını okuyor, top kontrolü ve olağandışı kabiliyetiyle oyuna hükmediyordu. Belki şampiyonluğa ulaşamadılar ancak elde ettikleri üçüncülük de oldukça iyi bir dereceydi. Sissi, attığı yedi golle gol kraliçesi oluyor ve Altın Ayakkabı Ödülü'nü kazanıyordu.

Kupadaki bireysel ve takım halindeki başarıya rağmen ülkesinde hala tam olarak kabul görebilmiş değildi Sissi. Cinsiyetçilik ve homofobi hala büyük sorunlar yaratıyordu. Saçlarını kazıtan Sissi'nin 2000 yılındaki Paulista Şampiyonası'nda oynamasına, fazla "maskülen" göründüğü gerekçesiyle izin vermemişti Brezilyalı yetkililer. Çünkü onlara göre kadınların saçı uzun olmalıydı. Sissi için en doğrusu zaten kıymetinin daha fazla bilindiği yurt dışına transfer olmaktı. Kariyerinin son yıllarını ABD'de geçiren ve bugün antrenörlük yapan Sissi'nin her şeye rağmen en büyük hayali bir gün Brezilya Kadın Milli Futbol Takımı'nın başına geçebilmek.

Sissi'nin erkek çocuklardan kaptığı futbol topuyla yaşadığı serüven ona müthiş bir kariyer bahşetti. Kadın futbolunun ilk yıllarından bugüne kat ettiği mesafede bayrağı uzun süre taşıyanlardan biri o. Başta da değindiğim gibi, bu bir "Yıldız Savaşları" hikayesi değil ama yine de bir yıldızın savaşını anlatıyor…