Mustafa Alp Dağıstanlı

25 Eylül 2012

Ahmet Kekeç veya kelamın sefaleti

Kekeç, önce 90’ların başında bir derginin bazı ünlüler arasında yaptığı “Darbe olursa ne yaparsınız?” soruşturmasını hatırlatıyor...

Gazeteciliğin geldiği yeri göstermesi bakımından Ahmet Kekeç’in “Darbe olursa Murat Belge dağa mı çıkacak?” başlıklı bugünkü (25 Eylül 2012) yazısı ibret verici. Bu yazı, aslında, toplumun nasıl gerildiğini de gösteriyor, ama bir düzey sorununun ötesinde medyadaki kamplaşmanın kuvvetli bir kanıtı.
Kekeç’in yazısında aktardığı birkaç bilgi/dedikodu kırıntısına katılacağım belki, ama onları da bir araştırmam lazım. Çünkü bu yazıyı yazarken uyguladığı yöntem ve söylediği yalanlar, o katılabileceğim cümlelerdeki bilgide de şüpheye düşürüyor beni.

Kekeç, önce 90’ların başında bir derginin bazı ünlüler arasında yaptığı “Darbe olursa ne yaparsınız?” soruşturmasını hatırlatıyor. Birkaç ünlü gazetecinin ne dediğini söylüyor. Fakat iş Murat Belge’ye gelince, “Murat Belge var mıydı, hatırlamıyorum” diyor. E, o zaman konuşma değil mi? Hayır, kararını vermiş bir kere, Murat Belge’nin ipliğini pazara çıkaracak. Hafızası, bilgisi elvermiyorsa da susacak değil ya, “hissiyatı” var:

“Hissiyatım, soruşturmaya Murat Belge’nin de cevap verdiğini söylüyor.”

Ne güzel! Kekeç çok iddialı; soruşturmaya katılıp katılmadığını bilmediği birinin o soruşturmada neler söylediğini söyleyecek şimdi bize. Buyrun:

“Muhtemelen, ‘darbeye karşı açık mücadele yolunu seçerim’ demiştir.”

Bu kadar da değil, şöyle devam ediyor bu “yaraştırıcı gazetecilik” örneği, cümle cümle gidelim:

1. “(...) Süreç içinde, ‘ordu izin vermez’ gibilerden beyanatları da oldu Murat Belge’nin.” (Nasıl beyanatları? “Gibilerden!” İyi gazetecilik buna denir işte; ne bir kanıt, ne bir kayıt, ne bir belge. Yazıdaki tek belge, Murat’ın soyadı.)

2. “Bir güvence gibi sunmasa da, ‘Ordunun irticaya, din devletine, teokrasiye izin vermeyeceğini’ şurda burda tekrarlayıp durdu.” (Aha, Kekeç, kendi bile yalan gazına fazla yüklendiğini kavradı, ama artık yokuş aşağı koyverdiği için biraz gerçeklik efekti verip yalanına devam ediyor.)

3. “Ki bazıları bunu ‘güvence’ gibi algılamıştır.” (Murat Belge’nin ne dediğinin önemi  yok, siz benim dediğim gibi algılayın, kabul edin, demek istiyor. Aşağıda da bunu tekrarlayacak, göreceğiz.)

Kekeç, Hazal Özvarış’ın, T24’te bugün ikinci bölümü yayınlanan Murat Belge röportajının dünkü ilk bölümünün küçük bir parçasını dert etmiş, darbe meselesini.

Belge şunu diyor:

“Ama Kürt meselesi sarpa sarar, Erdoğan kafasının dikine gider ve ciddi gaflar yapmaya devam ederse gene darbe olur. Türkiye'de bir darbe daha olamayacak, diyemeyiz. Amerika'yı kızdırır, şimdiye kadar bu darbeyi oldurmayan Amerika, olsun diye çalışmaya başlar. Evet. Avrupa Birliği gibi meseleler de var, ama ortada alev alev duran Kürt meselesi. Birileri bunların diktatörleşmesinden yararlanarak, darbe yapabilir. Bu da Türkiye'yi müthiş bir kan gölüne çevirebilir.”

Kekeç buradan, Murat Belge’nin “müthiş bir kan gölüne çevirebilir” diye tanımladığı darbeyi meşrulaştırdığı şu sonucu çıkarıyor:

“Darbe, ‘güvence’ olarak görüldüğü sürece her zaman ihtimal dahilindedir ve bundan kaçış mümkün değildir... Fakat, ‘ordu izin vermez’ ve ‘Erdoğan’ın otoriterleşmesi’ dediğiniz an, darbenin ‘meşru bir şarta’ bağlı olduğunu söylemiş ve bu işi güvence gibi görenlerin (özellikle de o ‘birileri’nin) elini güçlendirmiş olmuyor musunuz?”

Kekeç şöyle devam ediyor:

“Hazal Özvarış soruyor: ‘Darbe olursa, demokrasiye geçişin daha hızlı olacağını mı söylüyorsunuz?’

Murat Belge cevaplıyor: ‘Evet...’”

Kekeç soruyu tam olarak aktarmış, ama mutlaka yeri dar olduğundandır, Belge’nin cevabını “evet”le geçiştirmiş. Çünkü Murat Belge’yi, on yıllardır darbelerin demokrasinin önünü kestiğini, bu toplumu gelişmemiş bir çocuk gibi bıraktığını yazan, söyleyen bir adamı, darbenin demokrasiye geçişi hızlandıracağını düşünen bir ahmak gibi göstermek istemeyi kafasına koymuş.

Belge’nin bir önceki “Sizce, bir darbe ile karşı karşıya kalan halk askere hayır diyebilir mi?” sorusuna verdiği cevap şu net cümleyle bitiyor:

“Çok zor. Asker yaparsa, eski alışkanlık “Hay Allah, gene geldiler” durumu çıkabilir. Ama çok fazla dayandırmazlar.”

Ve Kekeç’in “Evet” diye geçiştirdiği sonraki soruya da şu cevabı veriyor:

“Evet, dış ve iç konjonktür düşünüldüğünde, içeride çok daha fazla direniş olur. Onun için de “Çıkalım, Ankara televizyonundan ‘Biz yaptık’ diye ilan edelim, ondan sonra bize muhalefet olursa onları da yakalarız” demezler. Muhalefet olacakları önceden temizleyelim, derler. Bu sefer askerin gelişi Evren'inki gibi olmaz; kan revan içinde gelirler.”

Belge, bir sonraki “’Bir darbe daha olursa ülke, Jurrasic Park'a döner’ demiştiniz. Türkiye bir darbe daha kaldırabilir mi?” sorusuna cevabında da, muhtemel darbeyle ilgili fikrini, yanlış anlaşılmaya mahal bırakmayacak şekilde söylüyor:

“Kaldıramaz, perişan olur. Bu bağlamda hep söylerim; faşistlerin akıllı olmak gibi bir yükümlülükleri yok. Yapacağını yapar, kendisi de en önce batar. Mussolini’yi de bacağından astılar, ama olan İtalya’ya oldu.”

Fakat Kekeç’e göre Belge, “bu “evet”in altını doldurmak için bin dereden su getiriyor, darbenin ne kadar da kötü bir şey olduğuna bizleri inandırmaya çalışıyor ama yaptığı işin adlı adınca ”pornografik işgüzarlık” olduğunu hesap edemiyor.”

Kekeç sonra da zekâsını konuşturuyor:

“Belki de hesap ediyordur. Bunlar çok zeki insanlar. Boşa konuşmazlar...”

İnsaf! Bu nasıl bir yazı; hangi namusa, dürüstlüğe, zekâya, ahlaka sığıyor? Hissiyat üzerine bir insana bir şey söyletilebilir mi? Ağzı dili olan, kendini gayet iyi ifade edebilen, dünya kadar yazı yazmış birine kendi hissiyatınla bir şey söyletemezsin, kimseye söyletemezsin. Böyle bir yazıyı ancak “Türk gazetesi” denen paçavralar basar.

Ahmet Kekeç göz göre göre yalan söylüyor. Kekeç'in yazısı, kelamın sefaletinden başka bir şey değil.