Murat Sabuncu

27 Mayıs 2019

Öcalan Suriye için aktör olabilir mi?

Sanki Öcalan seçim sonuçlarının belli olmasının ardından iktidarın kendisiyle yaptığı/yapacağı görüşmelerin nedeni/niyeti ile ilgili daha net bir tablo göreceğini düşünüyor

Abdullah Öcalan ile avukatlarının 22 Mayıs'taki ikinci görüşmelerinin ardından muhataplarına iletilen mesajla yaklaşık 3 bin kişi açlık grevini, 25 kişi de ölüm orucunu bıraktı. HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven'in 7 Kasım 2018'de' Öcalan'a uygulanan tecridin kaldırılması' ve 'demokratik siyasetin önünün açılması' talepleriyle başlayan eylemlerde sağlık açısından pek çok kişi kritik eşiğe gelmişti. Öcalan'dan mesaj getiren avukatlar, cezaevlerindekilerle ve Güven ile yaptıkları görüşmelerin ardından İmralı'dan getirdikleri yeni mesajı kamuoyu ile paylaştılar. Ardından da eylemcilerin 'sonlandırma' bildirisi yayınlandı. Leyla Güven, "mücadelenin varması gereken yer onurlu bir barıştır" açıklaması yaptı.

Peki bu noktaya nasıl gelindi? Herkes biliyor ki iktidarın yani Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın onayı olmasa bu görüşme gerçekleşmez, avukatların mesajı kamuoyu ile paylaşmasına da izin verilmezdi. Görüşmelerde MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın da yine kilit rolde olduğu aktarılıyor. İktidar ortağı MHP'nin lideri Devlet Bahçeli'ye de görüşmelerle ilgili 'bilgi verildiği' diğer bir düşülen not.

Gelelim Öcalan'ın 22 Mayıs'taki görüşmeden sonra yaptığı açıklamanın 'açlık grevlerinin sonlandırılması' dışındaki diğer kritik kısmına. Suriye konusuna. Avukatlar 6 Mayıs'ta altı çizilen bir konuyu 'Öcalan'ın Suriye özellikle kuzeyi için rol oynayabileceği' noktasını tekrar ve şu cümlelerle vurguladı:

"6 Mayıs'ta kamuoyuna sunduğumuz yedi maddelik mesajda önemli bir konu da Rojava, Kuzey Suriye, SDG ve Suriye'de sorunların çözümünün nasıl olması gerektiği maddesiydi. Bu konuda düşüncelerini tekrarladı. İmkan olursa Suriye'nin bütünlüğü içinde Kürt sorunu dahil Suriye'nin tüm sorunları konusunda pozitif rol oynayacağını söyledi. Kendi düşüncelerinin ve çözüm önerilerinin Suriye'nin sorunlarını çözeceğini, Kürtlerin ve diğer toplulukların temel haklarının anayasal güvenceye alınmasının zorunluluğunu da özellikle vurguladı."

Şimdi biraz geriye gidelim. AKP'nin başlattığı 'çözüm süreci 2013-2015 günlerine' ve siyasetçilerin İmralı'ya gidip geldiği, o dönem Başbakan olan Erdoğan'ın da yakından izlediği döneme. Rehberimiz bir kitap olsun. HDP'nin İmralı Heyeti ve Abdullah Öcalan arasında 2013 yılında İmralı'da gerçekleşen görüşmelerine ilişkin notların yer aldığı "Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa" kitabı dönemin en sıkıntılı başlıklarından birinin Suriye olduğunu okura anlatıyor. Kitapta Tayyip Erdoğan'ın başbakan olduğu o dönemde İmralı Heyeti Sözcüsü Sırrı Süreyya Önder'e Suriye'de Kürt bölgesine izin vermeyeceklerini söylediği, "kırmızı çizgim Suriye'dir" dediği bölüm. (Bu kitapla ilgili gazeteci Amed Dicle haberler yapmıştı.)

Yine kitaptan:

12 Aralık 2013'te HDP Heyeti Ankara'da MİT Müsteşarı Hakan Fidan ile bir görüşme gerçekleştirir. Bu görüşmede ele alınan bir konu da, yine Suriye-Rojava. 11 Ocak 2014'te İmralı'ya giden Heyet, görüşmenin içeriğini Öcalan'a aktarır...

İdris Baluken: Rojava konusunda olması gerekenleri tartıştık. Türkiye'nin Suriye ve Rojava politikasının çöktüğünü ifade ettik. Çetelere verilen desteğin kesilmesi ve sınır kapılarının açılması, sınır duvarları ve mayınların kaldırılması, PYD'ye düşmanlık yaklaşımından vazgeçilmesi gerektiğini ifade ettik.

Öcalan: Evet. Bu konular önemlidir. Bu konuda neler söyledi? Dışişlerinin politikalarına nasıl yaklaştı?

Baluken: Bizim görüşmeden edindiğimiz izlenime göre dış politikanın başarısızlığını onlar da kabul ediyor. Rojava konusunda dışişlerinden farklı düşündüklerini ifade etti. PYD'nin yaklaşımının yanlış olduğunu söyledi.

Kitapta Ahmet Davutoğlu'na eleştiriler de var:

"Davutoğlu iki yıl kaybettirdi. Duvar neden örülüyor; mayınlar? Davutoğlu'nun çevresinde karışık insanlar var. Suriye'de Kürtler olmazsa süper faşist bir güç oluşur."

Şimdi kitaptaki notlardan anlıyoruz ki o günlerde iktidar ile Öcalan arasında Suriye'nin kuzeyi noktasında derin bir ayrılık var. Ancak Öcalan son iki mesajında (6 Mayıs ve 22 Mayıs) ısrarla 'Suriye'nin bütünlüğü içinde Kürt sorunu dahil pozitif rol oynayacağını' söylüyor. Bu nokta; Suriye'de iki gücün (ABD-Rusya) arasında sıkışan Türkiye'deki iktidarın 'bölgede hala etkili olduğunu düşündüğü' Öcalan ile yaptığı bir hamle olarak okunabilir. Bu hamle Türkiye'nin kendi isteği ile mi oluyor yoksa o güçlerin biri ya da her ikisinin de motive etmesiyle mi henüz belli değil. (Açıkçası yaşananlar ile ilgili bana bilgi veren kaynaklar bu konuda konuşmaya fazla gönüllü olmadı da diyebilirim.)

Öcalan şu an yaşananların 'müzakere süreci' olmadığının altını çiziyor ve mesajında ilginç bir vurgu yapıyor:

"Mesajlarının tüm demokrasi güçlerine, Türkiye'nin her yelpazesindeki siyasi yapılarına ve devlete olduğunu söyledi." (Avukatlarının açıklamasından…)

Burada sadece siyasi yapılara değil 'devlet'e de vurgu yapması önemli. Gelelim bir diğer noktaya. Öcalan ile yapılan görüşmelerin İstanbul seçimleri ile ilgisi var mı? Bu soru gazeteciler tarafından avukatlara soruldu ve "bu konunun hiç gündeme gelmediği" yanıtı geldi. Ancak avukatların okuduğu bir bölüm vardı ki atıfta bulunulan tarih çok manidardı:

 "(Tutumuna karşı) Tüm çevrelerden nasıl bir karşılık verileceğini 30-40 gün sonra anlarız" diyerek şu anda hiçbir çevrenin tutumu için herhangi bir yorum yapmadığına tanıklık ettik."

Türkiye'de yaklaşık 30 gün sonra anlamının dışına taşan bir belediye başkanlığı seçimi var. Sanki Öcalan seçim sonuçlarının belli olmasının ardından iktidarın kendisiyle yaptığı/yapacağı görüşmelerin nedeni/niyeti ile ilgili daha net bir tablo göreceğini düşünüyor. Şu an için net olan bir durum var. Öcalan çağrı yaptı, açlık grevleri ve ölüm oruçları bitti. Suriye için de 'devletin isteğiyle' bir inisiyatif alabilir. Göreceğiz ama sanırım seçimlerden sonra…