Murat Sabuncu

26 Eylül 2020

Kürtler her alanda ayrımcılığa uğruyor, hukukun zerresi "mahallelerinden" geçmiyor

Türkiye'de Kürtler üzerinden "dönemsel", seçime yönelik siyaset değil kalıcı bir ortaklaşma ve barışa ihtiyaç var

HDP'lilere sabah erken saatte yapılan operasyonu duyduğumda elimdeki kitaptan notlar çıkarıyordum. Konda Barometre Araştırmaları dizisinde 2019 yılında gerçekleştirilmiş 11 araştırmanın bulgularına göre kitaptan aynen aktarıyorum:

- Her 100 Kürt yurttaşın 16'sı okuma yazma bilmiyor, 5'i diplomasız okur yazar.

- Her 100 Kürt yurttaşın 29'u ilkokul mezunu sadece 10'u üniversite okumuş.

- 12 milyona yakın 18 yaş üstü Kürt yurttaştan 1.5 milyonu hakime derdini söyleyecek, belediyeye elektrik diyecek kadar Türkçe bilmiyor.

- Her 100 Kürt yurttaştan 8'i beyaz yakalı (Türklerde 17), 27'si işçi, çiftçi, küçük esnaf (Türklerde 23), 6'sı emekli (Türklerde 15), 37'si ev kadını (Türklerde 29), 7'si öğrenci (Türklerde 9).

- Her 100 Kürt yurttaşın 8'i 2019 yılı ortalamalarıyla 700 TL aylık gelirin girdiği hanelerde, 10'u 700 - 1200 lira aylık gelirin girdiği hanelerde yaşıyor. Yani çocuklar hariç 5.5 milyon Kürt 2019 yılını asgari ücretin altında hane gelirleriyle yaşamaya çalıştı. Nitekim her 100 Kürt yurttaşın 41'i borca girerek 48'i kıt kanaat geçiniyor. Her 100 Kürt yurttaşın 77'si önümüzdeki aylarda ekonomik durumunun daha kötü olacağını düşünüyor.

-Her 100 Kürt yurttaşın 44'ü en alt ekonomik kümede (Türklerin 13'ü), 30'u geleneksel orta sınıf (Türklerin 32'si), 18'i yeni orta sınıf(Türklerin 31'i), 9'u üst gelir (Türklerin 25'i) grubunda.

81 il arasında devletin kendi verileri ve hesabıyla bile sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında Diyarbakır 63, Adıyaman 65, Urfa 68, Batman 70, Mardin 73, Şırnak 78. sırada.

Bekir Ağırdır'ın yeni çıkan "Hikâyesini Arayan Gelecek" kitabından yukarıdaki bölüm. Ve bu rakamlar bir gerçeği bu toplumun yüzüne haykırıyor: Kürtlerin çoğunluğu gelir dağılımdan eğitime hayatın her alanında eşitsizliğe uğruyor. Ana dilinde eğitim, devletten hizmet alamıyor.

İşin daha da vahim boyutu Kürt seçmenin çoğunluğunun iradesini temsil eden partiler (şu anda HDP) orada politika yapanlar, yöneticiler, belediye başkanları, milletvekilleri, hatta eş başkanları sık sık gözaltına alındı, hapse atıldı ve hâlâ hapiste yüzlercesi var. (Cumhuriyetin kuruluşunda tek tip yurttaşlar üzerinden tanımlanan ulus oluşumuna ilişkin Prof. Dr. Murat Somer'in "Milada Dönüş: Ulus Devletten Devlet Ulusa Türk ve Kürt Meselesinin Üç İkilemi" kitabı iyi bir referans.)

Son yapılan gözaltılar 2014 yılında Kobani olayları nedeniyle işlendiği iddia edilen suçun soruşturulması kapsamında, 4 yıl önce, bugün gözaltına alınan kişilerin çoğunun dahil olduğu ifade alınması ve tutuklamalarla sonuçlanan sürecin tekrarı şeklinde. Üstelik bugün gözaltına alınanlardan Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen bununla ilgili Anayasa Mahkemesi'ne gitmiş, mahkeme tutuklamayı haksız bulmuş şöyle yorum yazmıştı:

"Suça konu çağrının yapılmasının kararlaştırıldığı iddia edilen HDP MYK toplantısında çağrının yapılmasına karar verildiği sırada başvurucunun da hazır bulunduğuna ve bu çağrının başvurucu tarafından sahiplenildiğine, dolayısıyla çağrının başvurucunun iradesi doğrultusunda yapıldığına dair soruşturma makamlarının bir tespiti bulunmamaktadır.

…Eldeki belgelere göre somut olayda 'suç işlendiğine dair kuvvetli belirti''nin soruşturma makamlarınca yeterince ortaya konulmadığı sonucuna varılmıştır."

Anayasa Mahkemesi kararlarının bir süredir "özellikle siyasi davalarda anlam ifade etmediği", hatta İçişleri Bakanı tarafından mahkeme başkanı Zühtü Arslan'ın "FETÖ"cü imasıyla itibarsızlaştırılmaya çalışıldığı düşünülürse Bilgen'e yapılana şaşırana şaşırmak gerekir.

Hazır konu Fethullahçılardan açılmışken, polis-yargı içinde güçlü oldukları dönemden akılda kalan bir fotoğrafı hatırlatmakta yarar var. Kürt siyasetinde önemli isimler gözaltına alınmış, ellerinde plastik kelepçeler, tek sıra halinde duruyorlardı. Fethullahçılarla yollarını ayırıp onları FETÖ ilan ettikleri süreçte, iktidar yandaşı yazarlar o fotoğrafın, örgüt tarafından kamuoyuna servis edilerek, Kürtler üzerinde yaratılan kırılmayı "analiz" edilen yazılar yazmışlardı. Dün çoğunluğunu Kürt seçmenin oluşturduğu oylarla seçilen Ayhan Bilgen'in polis zırhlı aracına bindirilerek gözaltına alınması ya da HDP MYK Üyesi Alp Altınörs'ün başına bastırılarak araca bindirilmeye çalışılması (Altınörs direndi) acaba nasıl bir duygu yarattı düşünen var mı? Sırrı Süreyya Önder'den Altan Tan'a demokratik siyaset ve barış için uğraşan onlarca siyasetçiyi polis arasında götürülürken görmek ne hissettirdi sizce insanlara?

Şimdi hep birlikte tahminde bulunmaya çalışıyoruz:

- İktidar ekonomik krizden dış politikadaki başarısızlıklara olanları unutturmak için mi yaptı?

- Muhalefetin HDP ile yan yana gelmesini önleme hamlesi mi bu?

- Avrupa İnsan Hakları Büyük Dairesi Selahattin Demirtaş kararını kısa bir süre sonra açıklayacak, tahliyelerin önünü kesmek için mi yapıldı?

- Siyasetçiden akademisyene yine - yeni bir gözdağı mı?

- HDP 7 vekil için de fezleke hazırlanıyormuş, belediyelerden yerel örgütlenmelere kadar felç edilmeye çalışılan hareket neredeyse kapatılmış hale getirilmeye mi çalışılıyor?

Belki biri belki hepsi. Ama büyük çoğunluğun aklına "bu operasyonlar hukuki"dir şıkkı gelmiyor. Nasıl gelsin? Artık gözaltıların, tutuklulukların, tahliyelerin, afların "hukukun değil siyasetçinin, iktidarın ve ortağının belirlediği" bir süreç olduğu gözümüze sokulmadı mı?

HDP'ye yönelik operasyondan sonra CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu HDP Eş Başkanı Mithat Sancar'ı arayıp "yaşananın siyasi nitelikli" olduğunu söyleyip "dayanışma" mesajı verdi. Gelecek Partisi Sözcüsü Selim Temurci şöyle bir mesaj paylaştı: "Terörün her türlüsüne karşı hep birlikte mücadele etmek zorundayız. Evet terör hepimizin kırmızı çizgisidir. Ancak siyasi rakiplerimizi terörize ederek ve yargıyı buna alet ederek daha demokratik bir Türkiye'ye ulaşamayız."

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yeneroğlu'nun mesajı şöyle idi:

"6 yıl öncesine dayanan suçlamalarla ilgili sabahın köründe gerçekleştirilen gözaltıların hangi esas ve usullere göre gerçekleştirildiğini merak edenlerin mevzuatta kaynak aramasına gerek yok. 'Nasıl olsa güçlü benim, hukuk ayak bağı, keyfime göre takılırım' tarzı geçerli."

Yazının girişinde KONDA araştırmasından bahsettim. Bitirirken Doğu ve Güneydoğu'da yaptığı araştırmalarla öne çıkan Rawest Araştırma'nın Yaşama Dair Vakıf (YADA) işbirliğiyle yürüttüğü "Türkiye'de Genç Kürt Olmak" araştırmasının sonuçlarıyla bitireceğim. Bunu yaparken Perspektif.online'da Reha Ruhavioğlu'nun yazdığı yazıya atıfta bulunacağım. Önce Kürt gençlerini diğerlerinden ayıran özellik "mutsuzluk":

"Kürt gençlerini diğerlerinden ayıran önemli özelliklerden biri hayatlarından duydukları memnuniyetin belirgin bir şekilde düşük olması. Kürt gençler daha az mutlu, hayatlarından daha az memnunlar. Bulundukları şehirde ve ülkede yaşamaktan duyulan memnuniyet de daha düşük. Türkiye'nin sorunları bahsinde işsizlik/ekonomi, adalet, eğitim gibi başlıklarda ortaklaşsalar da Kürt meselesi onları diğerlerinden ayırıyor. Her 10 gençten yaklaşık 7'si nadir ya da sık, ayrımcılığa uğradığını söylüyor. Batı illerinde yaşayan gençler daha çok bireysel olarak ayrımcılığa uğradıklarını düşünürken Kürt illerinde yaşayan gençler devlet odaklı bir kolektif ayrımcılığın mağduru olduklarını düşünüyorlar." 

İkinci bölüm bir ezberin bozulmasına dair:

"Kürt siyasal aktörlerinin geçmiş yıllarda sarf ettikleri bazı sözler jenerik birer ifade olarak hayatımızda yer ettiler. 'Biz uzlaşılacak son kuşağız', 'fırtına çocuklar geliyor' gibi ifadeler çokça tartışıldı ve sol-liberal çevreler başta olmak üzere kamuoyu tarafından benimsendi. Bu yaklaşım ve ifade biçiminin bugün için bir mit olduğunu söylemek mümkün. Bugün Kürt gençlerin eski dalga siyasi alışkanlıklardan uzaklaşma ve daha rasyonel, uzlaşmaya daha açık bir tavır geliştirme eğiliminde oldukları söylenebilir."

Üçüncü bölüm demokratik siyasete inanç:

"2015-16 yılına kadar özellikle Rojava'da YPG'nin güçlenmesinin etkisiyle yükselen radikalleşme eğilimi hem geçtiğimiz on yıl içerisinde Kürt gençliğinin yaşadığı ekonomik ve sosyal dönüşüm hem de 2015 ve sonrasındaki büyük şiddet dalgasının ortaya çıkardığı yıkım sonrasında büyük ölçüde azalma eğiliminde görünüyor. Bu esnada özellikle Demirtaş'ın yükselen popülaritesi ve Demirtaş üzerinden sivil siyaset alanının genişlemesi de bu eğilimi besleyen faktörlerden biri. Politik Kürt gençlerinde daha önce var olan karizmatik lider anlayışının silahlı figürlerden ziyade şu an legal Kürt siyaset aktörlerinin üzerinde yoğunlaşması da bu miti yanlışlar niteliktedir."

Türkiye'de Kürtler üzerinden "dönemsel", seçime yönelik siyaset değil kalıcı bir ortaklaşma ve barışa ihtiyaç var. Memleketin demokrasi, insan hakları gibi ana sorunları karşısında suskun kalmak, sadece kendi mahallesinin "derdine yanmak" hiçbirimizi mutlu, huzurlu kılmayacak. Hukuksuzluklar ve baskılarla yıllardır hiçbir sorun çözülemedi, çözülemeyecek.