Murat Belge

05 Haziran 2016

Soykırım yasasının uzantıları

Almanya Holokost ile bu tür suçları işlemekte birinciliği elinde tuttuğunu söylüyor

Almanya’nın 1915 yasası sanırım burada birtakım tepkiler tetiklemeye devam edecek. Normal zamanda böyle olmayabilirdi. Alıştık buna: Elçiyi geri çağırıyoruz; onların elçisini çağırıp bilinen sözleri söylüyoruz. Biraz surat ediyoruz. Sonra her şey normalleşiyor. Gene böyle olabilirdi. Ama şimdi Türkiye’nin kendi işleri karışık ve bu yasayı böyle işleri yerine oturtmak üzere kullanma imkânı da var.

Resmi tepki gösterildi, Alman Parlamentosu’nun ne kadar yanlış bir iş yaptığı anlatıldı. “Soykırım” falan denecek en ufak bir olay olmadığı söylendi. Tabii aynı zamanda ne olduğunu araştırmak isteyenlere sınırsız özgürlük tanındığı da belirtildi. 

“Çocuktan al haberi” diye bir söz vardır. Şu ortamda “Burhan Kuzu’dan al haberi” diyebiliriz. Çünkü Burhan Kuzu bir şeylerin profesörü filan ama yapı olarak sıradan bir AKP taraflarından ayrılan hiçbir yanı yok. Tam bir ortalamayı temsil ediyor. O, “Alman gavuru yapacağını yaptı” diyerek ortalama AKP tepkisini uygun kelimelere döktü (aynı zamanda Saray’a da temennada bulundu) Buna, o yasa sürecinde yer alan Türklerin buraya ayak basmaması tehdidini de eklemekten geri durmadı. Böylece, 1915’te ne olduğunu araştırmaya kalkışanları bekleyen “sınırsız özgürlük”ün AKP sınırının nereden de geçtiğini gösterdi. 

Almanya Holokost ile bu tür suçları işlemekte birinciliği elinde tuttuğunu söylüyor. Savaş müttefiki olarak, Ermeni Kıyımı’nda da payı olduğunu kabul ediyor. 

Burhan Kuzu’nun ve onu izleyenlerin bu sözleri Humeyni fetvasından farklı değil. Konumları Humeyni’nin konumu değil; ama aynı dünya görüşü, aynı değerler.

AKP’nin Almanya’ya karşı gösterdiği tepkinin bildik tarafları çok. Olgunluktan uzak tepkiler. Tabii en başa “Sen kendine bak!” tepkisi. 

Evet, soykırım, savaş suçu gibi konulara girilince Almanya’nın sabıka dosyası kabarıktır. Namibya’dan başlayıp Holokost’la biten bir tarih var. Birinci Dünya Savaşı’nda tarafsız Belçika’ya saldırmak ya da yolcu gemisi batırmak gibi savaş suçları var. Onun için de özellikle Almanya’nın bizim Ermeni ayıbımız üstüne söz söylemesinin özgül güçlükleri vardı. Ama Almanya bunları göze alarak söyleyeceğini söylemiş, bu arada kendi ayıplarını söylemek ve üstlenmekten kaçınmamış, geçen yazımda da söylediğim gibi Almanya Holokost ile bu tür suçları işlemekte birinciliği elinde tuttuğunu söylüyor bu metinde. Ayrıca, savaş müttefiki olarak, Ermeni Kıyımı’nda da payı olduğunu kabul ediyor. 

Bunları yapmış bir Almanya var. Ama bunların suç olduğunu kabul etmiş, bunların kefaretini ödeyen bir yeni Almanya da var. Bu ikinci Almanya’ya büyük saygı duyuyorum. 

Metin ayrıca alışılmadık ölçüde uzun çünkü Almanya Türkiye’nin kabullenmeden başlayarak Ermenistan’la ilişkilerini düzeltmeye girişmesini salık veriyor ve kendisinin da bu yolda her türlü yardımı yapacağını ima ediyor. Bunlar da Türkiye’nin hiç görmediği ve görmeyi reddettiği konular.

Görmeyi reddetmekte AKP önde, ama yalnız değil. Olması gerektiği gibi MHP çeşitli uzantılarıyla orada. MHP’nin bu konuda harbi tavrı, “Yaptık, gene yaparız”dır. Ama başka çeşitli konular gibi bu da Tayyip Erdoğan'ın MHP'nin elinden alıp kendi malı haline getirdiği “dava”lardan biri.

Aynı Erdoğan, Ermenilerin acılarını “anlayan” (ama tabii o acıların nedenini üstlenmeyen) bir mesaj yayımlamıştı. AKP’nin bu konuda da, geleneksel tabularının dışına çıkma eğilimi gösteren davranışları olmuştu. O mesaj anlamlıydı; Abdullah Gül’ün Erivan’a futbol maçına gitmesi daha da anlamlıydı. Bunların yanı sıra da Akdamar ya da Ermeni vakıf malları gibi konularda atılan medeni adımlar söz konusuydu. Bunlar, TC tarihinde benzeri görülmemiş davranışlardı. 

Ancak bir süredir böyle davranışların arkası gelmedi. Eskisinden daha katı bir tutuma giriliyor. “Futbol maçına gitmek” Abdullah Gül’ün kendi yanlışı. Tayyip Erdoğan öyle yanlış işler yapmadı. Hemen üstünden süpürebilir “Ermeni dostluğu” izlerini.

Bu aslında iyi bence. Çünkü genel İslâmcı çizgiyi bilmem ama o çizgi içinde Tayyip Erdoğan’ın temsil ettiği varyant, Türk - Ermeni sorununun çözümüne olumlu katkıda bulunacak bir ideolojik donanıma sahip değildir. Saldırgan ve savaşçı bir geleneğin bugünkü temsilcisi olmaya çalışmaktadır. Arızî nedenlerle Ermeni sorununu çözmeye çalışır gibi bir görünüm sunmaktan vazgeçmesi gerçekliğe katkı bakımından olması gerekene daha uygundur. 

O çizgi öyledir de bir toplumda hangi çizgi bu sorunu medeni bir biçimde çözmeye yatkındır, şu anda cevabı görünürde olmayan bir soru. Yasa karşısında buradaki patilerin sıralanışı bunu gösteriyor: HDP’den başkası böyle bir olaya medeni ölçüler içinde yaklaşmaya hazır değil. HDP de zaten onların gözünde “vatan haini”, “düşman” vb. Ermeni Kıyımı konusunda da toplumda on, on beş yıldır gelişen bir bilinçlilik, bir bilgilenme süreci vardı. Şimdi onu da sıfıra indirgeme yolunda bir ittifak görüyoruz.

Almanya, “Ben de suç ortağıyım” diyerek bir önermede bulunuyor; ama her nasılsa onun ortağı olduğu suçun kendisi yok. Almanya, olmayan bir suçun ortağı olduğunu itiraf ettiği bir yasa çıkardı.

Tayyip Erdoğan “Türkiye’nin tepkisi” başlığı altında bazı eylemler düşünecektir, sanıyorum. Çünkü bu olayla onun hazırlamakta olduğu bir şeylere denk düştü.

Burhan Kuzu “Alman gavuru” derken, Bekir Bozdağ süt ve kan analizleri yaparken Reisleri “üst akıl” diye söze girdi. Buradan belli ki bu konuyu yalnız “soykırım oldu, olmadı” sorunu olarak görmüyor. Tayyip Erdoğan bir süredir kendini muktedir bir İslâmcı önder olarak görüyor ve yoluna devam edebildiği ölçüde İslâm dünyasını Batı karşısında düştüğü ezik konumdan kurtabileceğine inanıyor. Bunu Batılıların da gördüğü ve kendisini durdurmak üzere harekete geçtiği kanısında.

Evet, soykırım, savaş suçu gibi konulara girilince Almanya’nın sabıka dosyası kabarıktır ama suçlarını kabul etmiş Almanya'ya saygı duyuyorum.

Bunların nesnel gerçeklikte bir ilgisi yok ama söz konusu “komplocu” zihniyet için bu en “rasyonel” durum analizi.

Dolayısıyla “üst akıl” (bu Amerika olsa gerek) şimdi Almanlara bu yasayı çıkarmalarını telkin ederek Türkiye’yi kötü pozisyona düşürdü. Buna ne 1453’te İstanbul’un fethinden beri Batı (Hristiyan) dünyasının bizim aleyhimize çevirdiği bütün dolaplara karşı bir şey yapmalıyız. Bunun ne olduğu belli: Tayyip Erdoğan’ın kayısız şartsız yetkilerle donatıldığı bir anayasa ve beğenmediği her düşünceyi suç ilan etmesini sağlayacak adlî-hukukî araçlar.

Örneğin, “Ermeni Kıyımı oldu” demenin yasaklanması sizce iyi ve doğru bir şey değil mi? Örneğin CHP buna karşı çıkar mı? Söz özgürlüğünün (bu anlamda ne kadar bir şey varsa) böyle “millî” davalardan başlayarak yok etmek, kolaylık sağlar.