Metin Münir

10 Ocak 2017

Kıbrıs: Kazananın kaybettiği, kaybedenin kazandığı ada

Türkler 1974 öncesinde Rumlara gıpta ile bakıyorlardı, şimdi de

Uzaydan bir uzman getirsek.

“1974’te Kıbrıs’ta savaş oldu ve ada ikiye bölündü. Bir gez, dolaş, bize kimin kaybettiğini söyle” desek, akşam olmadan döner ve “Türk tarafı” derdi.

Rumlar 1974’te, adanın en güzel sahillerini, en verimli ovalarını, en değerli altyapı yatırımlarını kaybetti. En çok turist alan yer olan Magosa, en fazla endüstri üretimi yapan Lefkoşa banliyösü Türklere kaldı. Yüz elli binden fazla Rum evini barkını bırakıp, üstündeki elbiselerle güneye kaçtı.

Devasa bir servet, on binlerce ev, işyeri, otel, ticarethane, üretim yeri, yüzbinlerce dönüm arazi Türklere kaldı

Ama sonuç, kaybedenin kazanması oldu.

Rumlar karınca gibi çalıştı, Türkler ağustosböceği gibi şarkı söyledi.

Rumlar İkinci Dünya Savaşı sonrası Almanlar gibi canlarını dişlerine takıp zenginleşti.

Türkler, ceplerini kaçanların geride bıraktıkları mal varlığı ve Türkiye’nin yolladığı paralarla doldurdukları halde, 1974 öncesinde olduğu gibi, Rumların gerisinde kaldılar.

Kıbrıs “Hristiyanlar neden ileri, Müslümanlar neden geri” konusunun incelenmesi için dünyanın en mükemmel laboratuvarıdır.

Geriliğin en önemli nedeni Kıbrıslı Türklerin ganimet, yolsuzluk ve hukuksuzluk üzerine kurulu, kamu değil kişi yararına dayalı bir yönetim tarzı benimsemeleridir.

Siyasi yapı, devlet mekanizması, aynen 2002 öncesi Türkiye’de olduğu gibi kokuşmuş, iflas etmiştir.

Sonuç?

Türkler 1974 öncesinde Rumlara gıpta ile bakıyorlardı, şimdi de.

Çözüm için, adanın yeniden birleşmesi konusunda aceleci olmalarının nedeni budur. Ada birleşince onlardaki ilerilik kendilerine de bulaşır sanıyorlar.

Bu beyhude bir ümittir. Çözüm sihirli bir değnek olmayacak.

Ada birleşirse Türkler Rumların düzeyine yükselmeyecek.

Refah, bir örgütlenme ve akıl işidir.

Ne yazık ki, Kıbrıslı Türkler ne birine ne de diğerine sahiptir.

Olmadıkları için de birleşik Kıbrıs’ta, 1974’ten önce olduğu gibi ikinci sınıf vatandaş olmaları kaçınılmazdır.

Gene de şanslıdırlar.

Çünkü birleşik Kıbrıs olmayacak.

Rumlar değişmedi ve değişmez.

Türk askerini adaya açgözlülükleri, Türkleri adadan silme hırsı davet etmişti. Türk askerinin adadan gitmemesini temin edecek olan da çoğunun aynı hırs içinde olmasıdır.

Kıbrıslı Türklerin öncelikle araması gereken çözüm değil ellerindeki kaynakları kalkınma için etkin bir biçimde kullanmaktır.

Bunun için ilk yapılması gereken çürük siyasi yapının ve ranta dayalı yönetim mantalitesinin değişmesidir.

Akraba, ahbap çavuş, siyasi çıkar üzerine kurulu bürokrasi gitmeli yerine yeteneğe dayanan memuriyet gelmelidir. Eğitime kalite getirilmelidir.

Aksi takdirde, Osmanlı’dan, TC dışında kalan birkaç azınlıktan biri olan bu halk ya Rumlara yem olacak ya da Türkiye’den akan insan selinin içinde kaybolacak.