Memetcan Demiray

30 Haziran 2019

Halbuki ne güzeldir 'donsuz yüzmek’!

Denize girmek gibi basit bir eylemin bile siyaset ve özgürlüklerimizle fena halde ilgisi var!

Her şey Mudanya'dan gelen bir haberle başladı. CHP'li Belediye Başkanı Hayri Türkyılmaz'ın ilçede plajı Suriyelilere yasakladığı söyleniyordu. Aynı gün başkanın bir "tweet"inde, "Bizim çocuklarımız şehit olurken (...) onların zevki sefa içinde yaşamaları ve bizim insanımızı rahatsız etmelerine tahammül edemeyiz" deniyordu.

Haber yayılır yayılmaz sosyal medyada müthiş sevinç uyandıracaktı. Fanatik AKP'liler bile "Helal sana başkan!" nidalarıyla destekliyordu Türkyılmaz'ı... Arada tek tük çıkan çatlak sesler ise sanal linç tehlikesi altındaydı. Gazeteci Melis Alphan örneğin, sırf ayrımcılığa karşı çıktı diye hedefe konacak, ağır hakaret ve tehditlere maruz kalacaktı. Alphan'ın kız arkadaşlarıyla teknede çektirdiği bir fotoğraf eş zamanlı dolaşıma sokulacak, "Çok seviyorsan Suriyelileri de yanına alsana!" diye yorumlar yapılacaktı. Caddebostan sahilinden Antalya'ya, birçok yerde Suriyelilere karşı biriken öfke, Mudanya fayında boşaltıyordu enerjisini.

Dayak yiyenin kim olduğu önemli...

Kısa süre sonra Mudanya Belediyesi, Suriyelilere karşı özel bir tavırları olmadığını; plajda çadır, mangal, at ve deve (!) gibi "uygunsuz durumlara" müdahale edildiğini duyuracaktı. Şimdilik normale dönmüştü her şey... Ama yaz daha yeni başlıyordu!..

Ertesi hafta sosyal medyaya düşen bir başka videoda iki kişi, deniz kenarında çıplak dolaşan bir adamı fena halde pataklıyordu. Videoyu yayanlar, adamın Suriyeli olduğunu söylüyorlar ve bu vesileyle bir kez daha anti-mülteci kampanyası başlatıyorlardı. Video gerçekti gerçek olmasına... Ama internette dolaşan birçok bilgi gibi fena halde yanıltıcıydı! Çünkü daha sonra videonun Kıbrıs'ta çekildiği ve kavga eden vatandaşların da gayet yerli ve milli Kuzey Kıbrıs Türkleri olduğu anlaşılacaktı. Ama o arada Suriyeliler'in ne "bedeviliği" ne de "barbarlığı" kalmıştı. Henüz Batılılaşma yolunda kendi "haşemalı bacısı", "beyaz donlu dayısı" ile sorun yaşayan toplumumuz, bir de başına 3,5 milyon Suriyeli'yi almıştı.

İmamoğlu'nun ilk sınavı da 'yüzme' oldu

Sahiden de Batılılaşma maceramızda yüzme ve plajın, neredeyse içki kadar büyük, temsilî bir önemi var. Mayomuzun açıklığı ölçüsünde modern, "plaj kültürü"ne adaptasyonumuz nispetinde Avrupalıyızdır biz... Denklemin bir ucunda Çeşme'nin lahmacuna 100 lira yazan "beach club"ları, aksi istikamette harem-selamlık usulü işletilen ve içinde ne döndüğü pek de bilinemeyen "helal tatil köyleri" yer alır. 30 yıl önce "üstsüz cenneti" olan Bodrum-Gümbet'te mesela... Artık pek de çıplak kadına rastlanmamaktadır. AKP etkisi midir bu; yoksa özgür ruhlu turistler artık Yunanistan'a mı kaçmaktadır? Merak uyandırır!..

Siyaset dünyamızın yeni yıldızı Ekrem İmamoğlu bile şu en şaşaalı günlerinde ilk ciddi eleştirisini "yüzme" konusunda alacaktır. Belediyenin havuzlarında kadın-erkek ayrımına devam edeceğini söyleyen İmamoğlu, sol kesimi adeta sarsacaktır. "Muasır medeniyet" denizimiz, 2019'da hâlâ çok çalkantılıdır.

Naziler de 'çıplaklığı' yasaklamıştı

İşin içine bedenler girdiğinde sırf bizde değil tüm dünyada iktidarların çıplaklıkla yakından ilgilendiğini biliyoruz. Referansımız olan Avrupa'da mesela Naziler, çırılçıplak yüzmeyi yasaklamıştı. Nüdizmin bir gelenek olduğu Almanya'da çok kısa sürmüştü bu yasak. Zira FKK olarak kısaltılan "Freikörperkultur"a (Özgür Beden Kültürü) çok değer veren Almanlar için gölde, denizde ya da parkta çıplak olmak çok daha sağlıklıydı. Bir kere beden, kumaşla temas etmediği için daha rahattı. Çıplak biri, toplumca üretilmiş "bedensel kusurları"yla daha barışıktı ve kıyafetlerle sembolleşen sosyal eşitsizlikten arınırdı. Bir nevi bireysel doğal duruma dönüştü bu ve sanılanın aksine nüdistler, ortalıkta "Seks! Seks!" diye aklını yitirmiş halde dolaşmamaktaydı.

Bugün tatilini nüdist kamplarda geçirmeyi tercih eden yarım milyon kadar Belçikalı; Wannsee kıyılarında, Samothraki şelalelerinde çırılçıplak, barış içinde güneşlenen insanlar da bunun güzel bir kanıtıydı.

Bir prangadır aslında mayo...

İşin ilginci, Naziler tarafından yasaklanan FKK'nin asıl şahikasına bir başka otoriter rejim olan Doğu Almanya'da ulaşmasıydı. İstibdat şartlarında maaile nüdist plajlara koşan Doğu Almanlar, az da olsa özgürlüğün tadına çıplaklıkla varmaktaydı. Buna karşılık nüdizmin nerede başlayıp nerede biteceği, Avrupa'da hâlâ tartışılan bir konu. Sorun şimdilik plajların girişine asılan "Burada mayo giyilmiyor!" uyarısıyla çözülmüş oluyor; herkes nasıl bir plajla karşılaşacağını en başından biliyor, tercihini buna göre yapıyor.

Biz ise bir yandan "kadınlara özel üniversite" açmayı planlarken diğer yandan en elit halimizle, içlerinden LGS birincisi çıkartabilen "donlu mültecileri" beğenmiyoruz! Bir yanımız denizden kilometrelerce uzakta kurumsallaşmış İslam'ı referans almaya çalışıyor, diğer yanımız mayokini ve pareolarla Batılılaşıyor. Bedenlerimizi tahakküm altına alan mayolar, zihinlerimizde de bir tür "poliamit" pranga olarak hüküm sürüyor.

Ve böylesi uçlarda savrulurken, müşterek bir plaj adabında buluşmamız kolay görünmüyor. Olan da zavallı develere, atlara ve deniz kenarında çıplak gezen Kıbrıslı adama oluyor!

Dörtte üçü suyla kaplı dünyada, üç tarafı denizle çevrili ülkemizde, sahilleri paylaşamıyoruz.

Yüzecek yerin yok, ey insanlık!..