Mehmet Y. Yılmaz

29 Nisan 2019

Savcılar, seçmen listesini sabote mi etti?

Kısıtlı kişileri, kanunun emrettiği gibi zamanında YSK’ya resmen bildirmeyen ama AKP’ye bir kopyasını sızdıran savcılar kimlerdir ve amaçları ne olabilir?

AKP’nin İstanbul seçimini iptal ettirmek için yaptığı başvuruya göre yaklaşık 50 bin kısıtlı seçmenin seçimde oy kullanıp, kullanmadığı araştırılıyor.

Araştırma için oy torbaları açılıyor, içinden çıkan seçmen listelerine bakılarak, bu kişilerin oy kullandıklarına ilişkin imza atıp atmadıkları araştırılıyor.

Biz sade vatandaşlar da zannediyoruz ki (ya da öyle düşünmemiz isteniyor) birtakım “kısıtlı” vatandaşlar, üçkâğıt çevirip, gidip oy kullanmışlar.

Böyle bir şey mümkün olabilir mi? Gelin, seçim öncesinden başlayarak hızlıca bu sürece bir göz atalım.

Seçimlerde kimlerin oy kullanacağı, adres kayıt sisteminden çıkarılarak hazırlanan seçmen kütüğü ile belirlenir. Böylece bir TC vatandaşının tek bir yerde, tek bir oy kullanması sağlanabildiği gibi, vatandaşlıktan çıkarılmış ya da mahkemece kısıtlanmış kişilerin de kütüğe işlenmesi sağlanır.

Bu kütük, seçim olmasa bile YSK’nın belirleyeceği şartlarla güncellenir. Oy verilmesinden 120 gün öncesine kadar güncelleme sürer.

Seçmen kütüğüne işlenmesi gereken bilgiler işlendikten sonra sandık bölgesi askı listeleri hazırlanır ve birer nüshası partilere de verilir.

Bu seçimde Mernis’ten gelen bilgilerin kütüğe işlenmesi 1 Ocak 2019 tarihinde durduruldu.

2 Ocak 2019 günü, tutuklular ve taksirli suçlardan hükümlülere ilişkin kimlik bilgilerini içeren listeler Cumhuriyet başsavcılıklarından istendi ve Seçsis’e girilmeye başlandı.

Doğal olarak sandık seçmen listesinin kesinleşmesinden sonra da bazı vatandaşlar seçme yeterliliğini kaybedebiliyorlar.

Onun da çaresi kanunda var:

Oy verme gününe kadar, haklarında seçme yeterliğini kaybettiğine dair yetkili mercilerden resmî belge gelmiş bulunan seçmenler ile tutuklu sandık seçmen listesine kaydedilmiş olup da tahliye edilen veya taksirli suçlar dışında bir suçtan hüküm giyerek cezası kesinleşenlerin durumlarını gösteren resmî belge gelmiş bulunanlara, seçmen listesinde kayıtlı olsalar bile oy kullandırılmaz ve bu husus sandık kurulunca tutanağa geçirilir.

Demek ki neymiş?

AKP’nin iddia ettiği türden 50 bine yakın kısıtlı seçmenin oy kullanması söz konusu olamaz.

Bu kişiler oy kullandılarsa, bu Cumhuriyet savcılarının, bilerek ve isteyerek seçmen listesini sabote ettikleri anlamına gelir.

Bunu Cumhuriyet savcıları niye yapsınlar? Bir mantıklı açıklama bulamayız. Zaten büyük olasılıkla böyle bir durum da söz konusu değil.

Öte yandan diyelim ki böyle 50 bine yakın kısıtlı seçmen var ve AKP bunları isim isim bildiği için seçim sonucuna itiraz ediyor.

AKP bu bilgilere nereden sahip olmuş olabilir?

Bir tek yanıt var: Adalet Bakanlığı’ndan ve Cumhuriyet savcılıklarından almış olabilir.

Kısıtlı kişileri, kanunun emrettiği gibi zamanında YSK’ya resmen bildirmeyen ama AKP’ye bir kopyasını sızdıran savcılar kimlerdir ve amaçları ne olabilir?

Bunun da yanıtı tek: Çalınmak istenen seçime, kılıfı önceden dikmek!

Seçim hırsızlığına, savcılarını da bulaştıran bir iktidar partisi ve bu hırsızlığa ortak olmakta sakınca görmeyen savcılar!

Bakalım YSK ne karar verecek?

“Size listeleri daha önce vermiştik, kesinleşene kadar niye itiraz etmediniz” diyecek mi?

***

Cumhurbaşkanı “demiri soğutmaz”

AKP Kızılcahamam Kampı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasıyla başladı, Hazine ve Maliye Bakanı Damat Berat Albayrak’ın konuşmasıyla kapandı!

Sadece bu bile, bu partinin durumunu anlatmaya yetiyor: AKP, artık bir Erdoğan aile kulübüdür.

Hürriyet’te Gizem Karakış’ın haberine göre kampta belediye başkanlarına yüksek modelli makam aracı kullanmamaları, çakarlı araçlarla sokaklarda dolaşmamaları, yeni dönemde tasarrufa önem vermeleri gibi tavsiyelerde bulunulacakmış.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da bu toplantı için gece saatlerinde helikopterle gelmiş!

Tasarruf önereceği toplantıya gelmek için mükemmel bir seçim olmuş, bu helikopter işi!

Keşke İstanbul’a geldiğinde de helikopter kullansa da kapatılan yollarda perişan olmaktan kurtulsak.

Erdoğan’ın toplantıda yaptığı konuşmanın metnini okudum.

Doğrusunu isterseniz televizyondan ya da radyodan yükselen o sese tahammülüm kalmadığı için mecburen okuyorum.

Seçimden sonra Erdoğan’ın “Türkiye ittifakından” söz etmesiyle heyecanlananlara söylemeliyim ki durumda değişiklik yok: Seçimde demir nasıl kızdırıldıysa, bundan sonra da kızgın tutulacak, o anlaşılıyor.

Kılıçdaroğlu’na saldırıdan sonraki tepkiler için bakın ne diyor:

“CHP’nin Çubuk’ta yaşanan olayları şehitlerimize karşı nefret kampanyasına dönüştürmesi!”

Şimdi en tepedeki böyle derse, en alttakinin gördüğü her yerde CHP yöneticilerine saldırmasını yadırgayacak mıyız?

Kim, “şehitlere karşı nefret kampanyası yapıyor”? Cumhurbaşkanı’nın gerçekleri böylesine çarpıtması, kimin işine yarar?

Öte yandan Erdoğan, yıllar önce zamanın Enerji Bakanı Taner Yıldız’a Kayseri’de bir şehit cenazesinde yumruk atılması olayını da hatırlattı, şöyle dedi:

“Aynı şekilde Enerji Bakanımız Taner Bey’e yine CHP’liler tarafından yapılan saldırı.”

Taner Yıldız’a 19 Nisan 2010’da Kayseri’de şehit cenazesinde yumruklu bir saldırı olmuştu.

Ama Erdoğan yanlış hatırlıyor, saldırgan CHP’li değildi, MHP sempatizanıydı.

Ve Kılıçdaroğlu’na yumruk atan maganda gibi serbest bırakılmamış, tutuklanmış ve yargılanıp, 1 yıl 5 ay hapse mahkûm edilmiş, öğretmenlikten de atılmıştı.

O tarihte Kayseri Emniyet Müdürü olan şahıs da yeterli güvenliği sağlayamadığı için Karabük’e tayin edilmişti.

Bunu bir kenara not edelim ki Cumhurbaşkanı, bu tür konuşmaları yapmadan önce danışmanları ona eski günleri hatırlatsın.

“Cumhurbaşkanı demiri soğutacak” diye sevinenler, çok acele ediyorlar.

O en iyi bildiği şeyi yapmaya devam edecek.

Muhalefeti şeytanlaştıracak ki oy tabanını muhafaza edebilsin.