Mehmet Y. Yılmaz

23 Eylül 2021

Herkesin “bulguru” aynı değil

“Eldeki bulgur”un, mütedeyyin insanlar için ifade ettiği şey ile rejimin bütün nimetlerinden sınırsızca yararlanan “endişeli muhafazakârlar” açısından ifade ettiği şey aynı değil gibi geliyor bana.

Kamuoyu araştırmaları AKP’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın yapılacak ilk seçimi kaybetmelerinin olası olduğunu gösteriyor.

Seçim kampanyaları başlamadan yapılan bu tür araştırmalar ancak bir eğilim gösterebilir, bunu aklımızda tutmalıyız.

Ancak medyada “muhafazakâr camia” diye tanımlanan vatandaşlarımızın da “evdeki bulgur” endişesine kapılmış olduklarına bakarak, araştırmaların gösterdiği bu eğilimin, muhafazakâr fikir önderleri tarafından da tespit edildiğini, görüldüğünü söyleyebiliriz.

Taha Akyol, bu endişeyi taşıyan fikir önderinin fıkıh profesörü Hayrettin Karaman olduğunu yazdı.

“Midyat’a pirince giderken, evdeki bulgurdan olma” endişesinin, o camiada sözüne önem verilen bir isim tarafından gündeme getirilmesini hafife almamak gerekir.

Özellikle kararsız seçmenlerin, oy kullanma anında son bir değerlendirme yaparak, gönülsüzce de olsa eskiden oy verdikleri partiye yönelmiş olmaları, sık rastlanan bir durum.

Tıpkı CHP’yi, gösterdiği adayları ve politikalarını beğenmeyen ama her seçimde, kendi “laiklik bulgurlarını” kaybetme telaşına kapılıp yine de CHP’ye oy veren “endişeli modernler” gibi!

Onun için Bulgurcu Hoca Karaman’ın, özellikle eğitim düzeyi düşük memnuniyetsiz kitleleri etkileyebilecek çıkışı, AKP ve Erdoğan için hayati önemde.

Tabii “evdeki bulgur” meselesi ileriye sürüldüğüne göre, bu bulgurun nasıl bir şey olduğunu da konuşmak gerek.

“Evdeki bulgur”un, dindar mütedeyyin insanlar için ifade ettiği şey ile rejimin bütün nimetlerinden sınırsızca yararlanan “endişeli muhafazakârlar” açısından ifade ettiği şey aynı değil gibi geliyor bana.

Cengizlerin, Kolinlerin, her ay üç – beş yerden maaş alanların, örtülü ödeneklerle, kamu fonlarıyla beslenen vakıfların bulguru ile Hacı Amca ve teyzelerin bulguru aynı değil!

Sıradan muhafazakâr insanlar için evdeki bulgur, “insan yerine konmak” diye de açıklanabilecek kazanımlar.

Görünür olabilmeleri, inançları nedeniyle küçümsenmiyor olduklarını biliyor olmaları, başörtüsü meselesinin çözülmüş olması gibi duygusal yönü ağır basan kazanımlar.

Ancak bir kesim de var ki iktidarın maddi nimetlerinden sınırsızca yararlanıyor.

Bu iki kesimin endişesi doğal olarak aynı değil, aynı olamaz.

Birinci grubun endişelerini gidermenin yolu belli: Bireysel özgürlüklere kimsenin elini uzatamayacağı bir Anayasal düzenin garantisini vermek!

İkinci gurubun endişelerini gidermek ise mümkün değil.

Çünkü o “bulgur” haksız kazançlar, yolsuzluklar, kamu kaynaklarının belli kişilere tahsis edilmesi gibi kurtlarla dolu.

Eğer Türkiye’de hesap verebilen, şeffaf bir idare, hesap sorabilen güçlü bir Meclis ve gerçekten bağımsız – tarafsız güçlü bir yargıya ulaşabilirsek, birinci gruptakilerin endişelenmek için nedenleri ortadan kalkar.

Böyle bir düzende, ikinci gruptakilere sadece endişelenmek de yetmez; “titrerim mücrim gibi baktıkça istikbalime” şarkısını söylemeye bugünden başlamalıdırlar.

Türkiye’de yaşayan ve gözünü haksız kazançlara, kamu kaynaklarına dikmeyen ister muhafazakâr, ister laik; ister sağcı, ister solcu; ister Kürt, ister Türk herkesin çıkarı ortaktır: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde ifadesini bulan özgürlüklere sahip olmak!

Mevcut Anayasamıza göre, AİHS hükümleri ve onun uygulanmasını denetleyen AİHM kararları bu haklarımıza Anayasal bir koruma sağlıyor. AYM içtihatlarımız da bu yönde.

Öyle büyük Anayasa değişiklikleri de gerekmiyor bunun için.

İdare, kendi Anayasal sınırlarının içine çekilsin yeterli olur!

 

***

 

Endişelenmemiz gereken: Aslında bulgur da yok!

 

ABD merkezli insan hakları kuruluşu Freedom House, İnternette Özgürlük konulu raporunu yayımladı.

Erişim engelleri, içerik sınırlaması ve kullanıcı haklarının ihlalleri dikkate alınarak yapılan puanlamaya göre Türkiye, 100 üzerinden 34 puan ile “özgür olmayan ülke” kategorisinde yer aldı.

“Devlet veya devlet dışı aktörler, yayıncıları, içerik barındırıcılarını veya dijital platformları içeriği, özellikle de uluslararası insan hakları standartlarıyla korunan materyalleri silmeye zorlamak için yasal, idari veya başka yollar kullanıyor mu” başlığında puanımız şu: Otur, sıfır!

Yargının, ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve bilgiye erişim özgürlüğünü koruma konusundaki rolü ile ilgili puanımız da sadece 1.

Hepimizin endişelenmesi gereken tablo budur.

Mesela bu endekste notumuz 70 – 100 puan ile belirlenen “özgür” kategorisinde olsaydı, kimsenin iktidar değişince haklarını kaybetmek gibi bir endişesi de olmazdı.

Bakın bu hafta sonu Almanya’da iktidarı değiştireceği kesin olan bir seçim yapılıyor.

Almanya’nın Hristiyan Demokratı Merkel, 16 yıl sonra koltuğu oranın CHP’si sayılabilecek SDP’ye devredecek.

Almanya’nın Katolik ve Protestan muhafazakârları neden hiç endişe duymuyorlar dersiniz?

 

***

 

Saçmalamaya doymuyor

 

AKP Milletvekili ve yöneticilerinden Özlem Zengin, ilginç bir karakter.

En son AKP gelene kadar bu ülkede “kadının adının olmadığını” söylemesi ile gündeme gelmişti.

Belli ki unutulmak hoşuna gitmiyor, bu kez de New York’taki Türkevi ile ilgili mesajını âleme salmış:

“500 yıllık dış politika tarihimizin en önemli günlerinden biri!”

Buradan şu sonucu mu çıkarmalıyız: 1521 yılından önce Türkler dış politika bilmiyordu!

Demek ki Türkler diplomasiyi Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte öğrendiler!

New York’ta böyle güzel bir binanın yapılmasını elbette eleştirecek değilim.

Ancak bunun o kadar da övünülecek bir şey olmadığını söylemeliyim.

239 milyon dolara yapılmış ki Türkiye ekonomisinin büyüklüğünün yanında çerez parası bile sayılmaz.

Boğaz’daki Erbilgin Yalısı bile tek başına 200 milyon dolar ediyormuş.

Türkevi’nin inşaatının pahalıya çıktığı ile ilgili eleştirileri bir kenara bırakalım, bu mudur Türkiye’nin son 500 yıllık tarihinin zirve noktalarından biri!

Erdoğan’ın gözüne gireceğiz derken saçmaladıklarının ve Türkiye’yi küçülttüklerinin bile farkında olamayacak kadar kendilerinden geçmişler.

“Bulguru” kaybedecek olan tipler işte bunlar; bizim mahalledeki caminin cemaati değil.