Mehmet Y. Yılmaz

09 Eylül 2020

Evrensel Hizmet Fonu'nu nereye harcadınız?

Bu hizmet için toplanan paranın 10 milyar TL civarında olması gerekiyor ve doğru yere harcandığı ile ilgili ciddi kuşkular var

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamasına göre, yüz yüze eğitim okul öncesi ve ilkokul 1. sınıf öğrencileri için geçerli olmak üzere başlayacak.

Ama devletimiz, birçok konuda olduğu gibi bu konuda da sorumluluğu üzerine almayı istemiyor.

İsteyen veli gönderecek, istemeyen velinin çocuğu eğitimine online olarak devam edecek.

Bu yaşta çocuğu olan velilerin üzerine yüklenen sorumluluğa bakar mısınız?

Milli Eğitim Bakanı, online eğitimden söz ediyor ancak bir gerçek var ki Türkiye'deki evlerin ancak yüzde 47'sinde internet erişimi var.

Birçok evde her çocuğa ayrı ayrı tahsis edilebilecek akıllı telefon da yok, bilgisayar da yok.

Oysa, Türkiye, bu hükümetin 10 yıl önce büyük tantanalar ile başlattığı FATİH projesini adam gibi yürütebilmiş olsaydı, bugün böyle bir sorun yaşamayacaktık.

FATİH projesi, bu iktidarın her işinde olduğu gibi yandaş zengin yaratıp, beslemeye dönüştü ve çöktü.

Oysa sadece Evrensel Hizmet Fonu'nu doğru kullanmakla bile bugün çok iyi bir noktada olabilirdik.

Evrensel Hizmet Fonları, telekomünikasyonun özelleştirilmesinden sonra bütün dünyada yaygın olarak kuruldu.

Amaç, şirketlerin kârlı görmeyecekleri için yatırım yapmayacakları yerlerdeki insanların da iletişim hizmetlerinden eksiksiz olarak yararlanmalarını sağlamaktı.

Bu fon, telekomünikasyon şirketlerinin gelirlerinden yapılan kesintilerle oluşturuldu.

5369 Sayılı Evrensel Hizmet Kanunu, 2005 yılında bu iktidar tarafından çıkarıldı.

Kanun, "evrensel hizmeti" şöyle tanımlıyor:

"Evrensel hizmet: Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde coğrafi konumlarından bağımsız olarak herkes tarafından erişilebilir, önceden belirlenmiş kalitede ve herkesin karşılayabileceği makul bir bedel karşılığında asgari standartlarda sunulacak olan, internet erişimi de dahil elektronik haberleşme hizmetleri ile bu Kanun kapsamında belirlenecek olan diğer hizmetler..."

Bu fonun gelirlerini kanun şöyle sıralıyor:

  1. Hazine Müsteşarlığı'nın "yetkilendirme ücretinin" yüzde 2'si.
  2. Türk Telekom ve diğer işletmecilerin yıllık net satış hasılatının yüzde 1'i.
  3. Hazine payı ödemeyen işletmecilerin yıllık net satış hasılatlarının yüzde 1'i.
  4. BTK'nın idari para cezalarının yüzde 20'si.
  5. Her üç ayda bir BTK'nın giderlerinin karşılanmasından sonra kalan tutarın yüzde 20'si.

Ve nihayet "Evrensel hizmetler için ödenek ihtiyacı, bu hizmet gelirleri tahmininden fazla olması halinde yeterli ödenek Bakanlık (Ulaştırma) bütçesine öngörülür. Bu amaçla konulan ödenek münhasıran, bu Kanun ile Bakanlığa verilen görevlerin yerine getirilmesi için kullanılır."

İnternette araştırdım, bu hizmet için toplanan paranın 10 milyar TL civarında olması gerekiyor ve doğru yere harcandığı ile ilgili ciddi kuşkular da var.

Füsun Sarp Nebil'in T24'te 1 Eylül günü yayımlanan "İnternetimiz uçuyor mu, kaçıyor mu" başlıklı yazısını okumanızı öneririm.

Füsun Hanım'ın, pandeminin hemen başında turk-internet.com sitesinden yaptığı uyarının da belli ki bir yararı olmamış, hükümetin bir kulağından girmiş, diğerinden çıkmış.

* * *

Bahçeli bunu neden yaptı?

MHP Genel Sekreteri, Devlet Bahçeli'nin idam cezası istemesinin nedenlerini açıklayan bir açıklama yaptı.

Meğerse Devlet Bey, "Yaptığının yanına kâr kalacağını düşünen vahşilerin ve Anayasal düzeni cebir ve şiddetle yıkma hayali kuran düzenbazların" cezalandırılması için idam cezasının getirilmesini istiyormuş!

Başkaca bir niyeti yokmuş.

Biliyorsunuz tarihe "Bahçeli Affı" olarak geçen, infaz düzenlemesi sayesinde sayıları 100 bini bulan suçlu, cezasını tamamlamadan sokağa salıverildi.

Yani "yaptıkları yanlarına kâr kaldı".

Ve yine o kanun sayesinde birçok suçlunun yaptıkları, daha uzun yıllar boyunca yanlarına kâr kalacak.

Türkiye'de cezaların caydırıcı olmadığına ilişkin köklü bir inanç var ve bu inancın nedensiz yere topluma yerleştiğini iddia etmek de mümkün değil.

Baktığınız zaman Türkiye'de cezalar, Avrupa'nın tümünden daha yüksektir.

Mesela Türkiye'de kasten adam öldürmede ceza müebbet hapistir. Almanya'da ise kasten öldürmenin cezası 5 yıldan az olamaz, ancak ağırlaştırıcı nedenler varsa müebbet hapis cezası verilebilir.

Hatırlarsınız, Norveç'te 77 genci katleden Anders Behring'e 21 yıl hapis cezası verilmişti. Bu, Norveç adalet düzeninde yer alan en üst cezaydı.

Ama Türkiye'de suç işlemenin bir avantajı vardır ki ceza ne kadar yüksek olursa olsun, süreniz dolmadan ya Devlet Bahçeli'nin yaptırdığı gibi bir infaz indirimi yakalarsınız ya da affedilir, sabıka kaydınızı bile sildirebilirsiniz.

Türkiye'nin sorunu, suçlulara ağır cezalar vermek değil, cezasızlık kültürüdür.

Birçok suçlunun bildiği ama MHP Genel Başkanı'nın ya bilmediği ya da bilmezden geldiği bir durum yani!

Öte yandan dün gazetelerde şöyle bir haber vardı:

Türkiye'nin, Sivas Katliamı firari sanıklarından Murat Sonkur'un iade edilmesi talebini, Federal Almanya, "ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılması söz konusu olduğu için" reddetti.

Yakın geçmişte de bir Yunan mahkemesi, darbe girişimine aktif olarak katılan subayların iadesi talebini "Türkiye Cumhurbaşkanı idam cezasının geri getirilmesini istiyor, iade edersek bunları asabilirler" diye reddetmişti.

Ve yine biliyoruz ki idam cezasını geri getirmek demek, Türkiye'nin Avrupa Konseyi üyeliğinin askıya alınması demek.

Bunları koalisyon ortağı bir partiyi yöneten, yıllarca Başbakan Yardımcılığı yapan birisi bilmiyor olabilir mi?

Ben bilmediğine inanmam, bizlerden daha iyi biliyordur.

O zaman bu talebi niye ortaya atıyor?

Yanıtları çoktan seçmeli hazırladım:

  1. Fetullahçıların kaçtıkları ülkelerden iadelerini önlemek için.
  2. Türkiye'nin Avrupa'dan tamamen dışlanmasını sağlamak için.
  3. Koalisyon ortağını zor durumda bırakmak için.
  4. Hepsi.

* * *

Sonunda bu da oldu!

Bir gazeteci, bir televizyon dizisini eleştirdiği için, Akrep adı verilen zırhlı araçlara bindirilmiş 20'ye yakın polis tarafından evi arandıktan sonra gözaltına alındı.

Oktay Candemir, daha sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Gazeteci Candemir'in suçlandığı mesaj, TRT'de yayınlanacak "Uyanış Selçuklu" dizisiyle ilgili.

Şöyle yazmış:

"Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman'dan sonra şimdi de TRT'de Uyanış Selçuklu başlıyor. Sırada; Bayılış Yavuz, Ayılış Fatih, Yatış Kanuni, Kalkış 4. Murat, Sızlayış Abdülhamit, Yalvarış Vahdettin var."

Savcılar, bu paylaşımdan "Osmanlı padişahlarının anısına hakaret" suçu çıkarmışlar ki ellerindeki kanunu nereden bulduklarını hayli merak etmiş durumdayım.

Hukuk Fakültesi'nde okurken nullum crimen nulla poena sine lege ilkesini en azından duymuş olmaları gerektiğini düşündüm çünkü. Yani kanunsuz suç ve cezanın olamayacağı ile ilgili temel bir hukuk ilkesini!

Kim bilir, belki de Van'da hatalı basılmış bir kanun var, savcılar onu uyguluyorlardır.

Tabii televizyon dizilerinin Türklerin hayatında özel bir yeri olduğu gerçeğini de ihmal etmiyorum.

Aşk-ı Memnu televizyonda gösterilirken, Selçuk Yöntem'in cebine "karın seni aldatıyor" mesajını koyan adam, dizide rol icabı ölen kahraman için gıyabında cenaze namazı kılanlar, Abdülhamit'e, İngiliz Elçisi'ni tokatlatan senarist bu toprakların ürünü.

Onun için belki de bazı savcıların televizyon dizilerindeki olayları, tarihi gerçekler zannetmelerine de şaşmamak gerek.

Unutmayalım ki bu ülke, bir roman kahramanını bile sözleri nedeniyle yargılamayı başarmış bir adalet sistemine sahip!