Mehmet Y. Yılmaz

27 Aralık 2018

Anayasa şaşırma, Reis'in sabrını taşırma!

Kilit cümlemiz şu: Erdoğan, nasıl isterse öyle olur!

AKP – Fethullahçı işbirliği sayesinde halkımızın önemli bölümü ceza hukuku konusunda “yetişkin eğitimi” almıştı.
Sağ olsun, dünya durdukça Saraylarda otursun, Recep Tayyip Erdoğan sayesinde de Anayasa konusundaki eğitimimizi tamamlayacağız.
Gerçi bu eğitimin temeli, Anayasa diye bir ana metnin olmadığı, olsa bile icabında dikkate alınmayacağına dayanıyor!
Onun için son derece kolay, kilit cümlemiz şu: Erdoğan, nasıl isterse öyle olur!
Şimdi de TBMM Başkanı’nın, bu görevini bırakmadan Belediye Başkanı adayı olup olamayacağı tartışılıyor ama Reis raconu kesti bile.
İstediğimiz kadar Anayasa’nın 94. Maddesinin son fıkrasındaki cümleyi tekrarlayın:
“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, Başkanvekilleri, üyesi bulundukları siyasî partinin veya parti grubunun Meclis içinde veya dışındaki faaliyetlerine katılamazlar!”
Vız gelir, tırıs gider, Reis böyle düşünmüyor çünkü:
“Meclis Başkanımızın adaylığı noktasında istifa nereden çıktı? İstifaya gerek yok. Milletvekilliği süreci, belediye başkanı seçilinceye kadar aynen devam eder. Eğer seçilirse, seçildiği zaman istifasını verebilir.”
Şimdi istediğiniz kadar anlatın: Milletvekilliği başka, TBMM Başkanlığı başka. “Milletvekilliğinden istifası ebette gerekmez ama TBMM Başkanı olarak siyaset yapamaz, Anayasa açık” filan diye tutturun.
Unutmayın ki o daha seçildiği gün Anayasa’yı ihlal etmiş bir Cumhurbaşkanı.
Seçildiği gün “partisiyle ilişiği kesilir” diyordu, sallamadı bile.
Şunu kabul edelim, bu boş tartışmayla nefesimizi tüketmeyelim: Recep Tayyip Erdoğan’ın beğenmediği bir hukuki ya da ahlaki kural, yok hükmündedir. Bunu bilin, Anayasa’yı filan boş verin.
Gerçi Recep Tayyip Erdoğan’ın meşruiyetinin kaynağı da o Anayasa ama o kadar kusur olacak artık o kadar!

***

“Erdoğan demokrasisi” böyle oluyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi, serbest seçimlerle bir araya gelmiş milletvekillerinden oluşuyor.
İçlerinden biri demokrasimiz için ne kadar değerliyse, öbürleri de o kadar değerli.
Millet istiyor ki bunları seçip Meclis’e gönderince, orada serbestçe konuşabilsinler, kendilerine oy verenlerin dili olsunlar.
Onun için de dokunulmazlıkları var zaten.
Ama bizim 'Erdoğan Demokrasimiz'de işler böyle yürümüyor.
Milletvekillerinin bazıları değerli, bazıları değersiz. Bazıları her şeyi söyleyebilir, bazıları hiç bir şeyi söyleyemez.
Dün itibariyle milletvekillerinin bazılarının dokunulmazlığın kaldırılması için TBMM Komisyonu’na gönderilen fezlekelerin sayısı 149’a çıkmıştı ve sadece 1 tanesi AKP’li milletvekiline aitti.
Ezici çoğunluğu milletvekillerinin çeşitli yerlerde yaptıkları konuşmalar, sosyal medya paylaşımları filan ile ilgili.
Geçen gün Reis Bey Meclis’teki söylediği bazı sözler nedeniyle CHP Grup Başkan Vekili Özgür Özel’e de kızdı:
“Bunlara gerekli dersi yargıda vereceğiz, Çünkü bunlar ancak o dilden anlar. Önce tazminat, sonra ceza!”
Milletvekiline, TBMM’deki faaliyetleri nedeniyle uygun görülen muamele bu!
Yargıda, Fethullahçı çeteden boşalan yerlere doldurulmuş AKP militanları da pusuda bekliyorlar zaten!
Milletvekillerinin konuşmalarının bile yasak olduğu bir ülkede yaşıyoruz ve buna demokrasi diyeceğiz, öyle mi?
İlla “demokrasi” deyin diye ısrar ediyorsanız buna “cici demokrasi” bile diyemeyeceğim, kusura bakmayın!

***

Yatağında ölen diktatörler de var

Metin Akpınar’ı “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini görevini yapmaktan alıkoymak için halkı silahlı isyana teşvik” suçlamasıyla hakim karşısına diken konuşmasından bu sonuç nasıl çıktı, hâlâ anlayabilmiş değilim.
Yandaş medyaya filan baktım, anladığım kadarıyla Metin Akpınar’ın bazı diktatörlerin sonunun iyi olmadığına ilişkin söylediği sözler ve verdiği örnekler sinirleri bozmuş.
Siyasal tarihimizde siyasetçi idam etmek gibi bir sabıka olduğu için insanlar hassasiyet göstermiş olabilirler.
Sadece siyasetçi asmakla yetinmeyen bir “demokrasimiz” oldu, gepegenç insanlar da sırf o günün siyaseti öyle istiyor diye asıldılar.
Ne rahmetli Menderes bir diktatördü, ne de rahmetli Deniz Gezmiş eli kanlı bir terörist!
Ama yine de bu tür bir hassasiyete sahip olmayan insanların, bu konuşmayla silaha sarılıp, hükümeti devirmek için yollara düşeceği iddiası komik geliyor bana.
Evet böyle bir şeye gülmek ayıp belki. Trajikomik mi desem acaba?
Bir de şunu merak ettim: Metin Akpınar, yatağında huzur içinde ölen diktatörleri saysaydı, o zaman isyana kışkırtmış sayılacak mıydı, sayılmayacak mıydı?
Mesela Stalin, Franco, Salazar, Pinochet, Evren, Kim Jong İl, Castro huzur içinde yataklarında öldüler. Çoğunun arkasından da ciddi devlet törenleri yapıldı.
Yani her diktatörü mutlaka kötü bir son beklemiyor, kurdukları rejimin sonunun kötü olduğunu göremeden vadelerini tamamlayabiliyorlar.
Sohbetimiz gördüğünüz gibi abuk sabuk bir mecraya doğru ilerliyor.
Neyse, iddianameyi bekleyelim bakalım.
Savcı Bey mutlaka bu konuşma sonucunda nasıl bir ayaklanmanın kışkırtılacağının, ayaklananların silahları nereden ele geçireceğinin, bu arada devletin meşru güvenlik güçlerinin elinin nasıl armut toplayacağının şifrelerini mutlaka çözmüş olmalı.
Yoksa böyle bir suçlamayla, bir insanı, tutuklanmanın bir alt kademesinden evine yollamazdı.