Mehmet Y. Yılmaz

06 Şubat 2021

Elveda Nigel; kırık kalpli, güzel kardeşim!

O dünyanın en tutkulu âşıklarından biriydi. Yeni Zelanda'nın Mana Adası'nda yaşayan sümsük kuşu Nigel'dan bahsediyorum. Dağa taşa kendi türünün heykellerini diken ada yetkililerinin kurbanı oldu. Bir heykel için çarpan kalbi onu daha fazla taşıyamadı. Haliyle bu hikâyede çok mesaj var...

Dünyanın en kararlı âşığı Nigel'ı kaybettik. Bu kaybın arkasından gazetelere ölüm ilanları verilmedi, dini tören düzenlenmedi.

Nigel bir kuş çünkü.

Yeni Zelanda açıklarındaki Mana Adası yetkilileri, adaya değişik kuş türlerini çekebilmek için (bu tür yetkililer de varmış demek ki, bunu da duyduğuma mutlu oldum) değişik yerlere kuş heykelleri yerleştirmişti.

Bir sümsük kuşu, işte bu heykellerden birine âşık oldu ve üç yıl boyunca onunla ilişkiye girmeye çalıştı. Zaten bu nedenle bir adı var, Nigel diye. Böyle bir aşk yaşamamış olsaydı, onu kim nereden tanıyıp isim koyacaktı...

Nigel tam üç yıl "kuş heykel"e kur yaptı. Kendi türünün bütün erkeklerinin eş bulmak için yaptıkları gibi göz alıcı mavi renkli ayaklarını, heykelin gözünün içine sokmaya çalıştı.

Ama karşısında bir "taş" vardı. En ufak bir gevşeme belirtisi bile göstermedi. Nigel'ın minik kalbi üç yıllık karşılıksız aşka daha fazla dayanamadı ve durdu.

Galatea'nın doğuşu

Nigel'ın şanssızlığı bir "kuş" olması ve antik dönem tanrı ve tanrıçalarını tanımıyor olmasıydı.

Bir anlatıya göre heykeltıraş, bir diğerine göre kral olan Kıbrıslı hemşerimiz Pygmalion'dan söz ediyorum.

Mitolojiye göre Kıbrıslı Amathonte'in kızları Propoetid'ler, Afrodit'in (Roma mitolojisindeki adıyla Venüs) kudretini ve tanrıçalığını reddettikleri için, Afrodit tarafından fahişelere dönüştürülür. Propoetid'lerin hâl ve tavırlarından hoşlanmayan Pygmalion da artık canlı kadınlarla ilgilenmemeye karar verir ve fildişinden bir kadın heykeli yapar.

Heykel o kadar güzeldir ki zaten hiçbir canlı kadının o güzellikle aşık atabilmesine de olanak yoktur. Ve kaçınılmaz son gelir, Pygmalion yarattığı bu heykel kadına âşık olur.

Günün birinde Afrodit onuruna verilen bir davette ona bir adak adar. Afrodit'ten, âşık olduğu heykele benzer bir kadın istemiştir. Evine dönüp de heykelini öptüğünde kadının dudaklarının sıcak olduğunu hisseder. Bir de bakar ki emek emek oyduğu heykelden kadını kanlı canlı karşısında duruyor. Afrodit, dileğini yerine getirmiş, heykele can vermiştir.

Ona bir isim vermek de her zaman olduğu gibi ozanlara düşer; Galatea, kendisini Pygmalion'un kollarında bulur, muratlarına ererler, kerevetine çıkmak da biz fanilere düşer.

Kalbi aşkla çarpıp o nedenle duran Nigel'ın heykelini, âşık olduğu heykelin yanına dikerler diye ümit ediyorum.

Sümsük kuşları, kanatlılar âleminin tek eşli familyasından. Penguenlerle de akrabalıkları var. Ömür boyu tek bir eşle yaşıyorlar ve 200 kuşluk kolonilerde, âşık oldukları dişiyi-erkeği sadece sesinden tanıyorlar.

Sesleri nasıl diye soracak olursanız, martılarınkinden çirkin diyebilirim. Gırtlaktan fışkıran bir soğuk hava dalgası gibi düşünün.

Editörümüz buraya bir fotoğraflarını koyabilirse, ne kadar güzel kuşlar olduklarını göreceksiniz. Erkekler, dişileri renkli ayaklarını sergileyerek tavlıyor, kuluçka süresince eşleriyle birlikte yumurtayı bu ayaklardaki perdeler sayesinde sıcak tutuyorlar.

Karasevdalı Nigel (altta sağda) heykelden aşkının önünde.

"Morus bassanus" irice ve hantal bir kuş. Öyle ki dinlenmek için gemilere konduğunda kendilerini yakalayıp yemek isteyen gemicilerden de hiç kaçamamışlar, soluğu tencerede almışlar. Ama bu kuşlar bizim bu bölgelerde yaşamıyor. Dolayısıyla onlarla bir alıp veremediğimiz olmamalı.

Peki bu güzel yaratığa "sümsük" adını kim uygun gördü? Bu ismi koyanla baharda Ege tepelerini sarıya boyayan o şahane kır çiçeğine "katırtırnağı" ve o şahane sukuşuna "angut" adını takan aynı kişi miydi? Tabiatla alıp veremediği neydi?

Sürdürülebilir aşk mı bu?

Mitolojideki Pygmalion öyküsünü, George Bernard Shaw bir tiyatro oyunu olarak günümüze taşıdı. Sonra o oyundan yola çıkılarak meşhur "My Fair Lady" müzikali de çekildi.

Shaw'un "Pygmalion"unda erkek kahraman Higgins, bir çiçekçi kızdan bir leydiye dönüştürdüğü Eliza Doolittle ile evlenmemişti. Shaw'a özgü garipliklerden biri diyebilirsiniz. Aslında mantıklı olan, erkeğin yarattığı kadınla birlikte sonsuzluğa doğru mutlu bir şekilde yürüyüp gitmesidir.

Onu bu hale getiren erkeğe borçludur, zaten başka bir erkeği tanımasına da olanak yoktur, erkek fiziksel olarak yarattığı kadına kendi bakış açısını da kolayca kabul ettirebilir vs.

* * *

Peki sizce böyle bir aşk "sürdürülebilir" bir aşk mıdır? Doğrudan maddi çıkarla çerçevelenmiş bir ilişki değil midir böyle olması?

"Sen beni yarattın, o halde ben de seni seveyim" basitliğine indirgendiğinde, o kadın-erkek ilişkisinden hayır gelir mi?

Günümüzde hiç bitmeyecekmiş gibi zannettiğimiz aşkların bir anda bitebildiğine tanık olmamızın nedeni de acaba bu mu?

Bu güzel pazar gününde, eşinizle tartışmanız için sorular bunlar. Kavgaya vardırmadan tabii!

Shaw, "Pygmalion"da ne diyor: "Yaşam yaratmak, dert üretmek demektir. Dertten kurtulmanın tek yolu, onu yok etmektir. Dikkat ederseniz, korkaklar başa bela olan kişilerin öldürülmesini isterler."

Pygmalion ve Galatea hikâyesi çok sayıda sanatçıya ilham verdi. Bu eser Jean-Léon Gérôme'a ait.


4 Şubat 2018'de Hürriyet'te yayımlanmıştır.