Mehmet Tezkan

29 Kasım 2019

Belagati güçlü lider dönemi bitti mi?

Her partinin başında karizmatik bir lider olması gerekmiyor. Çünkü ittifak kuran partiler yürütmenin yegane temsilcisini belirleyecekler

Ali Babacan'ın kuracakları partinin lider değil kadro partisi olacağını açıklaması tartışma dünyasına yeni bir pencere açtı.

Babacan organizatör, koordinatör, genel başkan gibi çalışacağını ima etti.

Kimi, 'lider naipliği modeli' dedi, kimi 'siyasette genel müdürlük dönemi' yakıştırması yaptı.

Adın ne olursa olsun ' karizmatik' liderden yoksun parti tutar mı?

Babacan'ın retoriği güçlü değil.

Masaya yumruğunu vuracak, kitleleri peşinden sürükleyecek, karizması da yok.

Eee ne olacak?

Rakipleriyle, daha doğrusuyla liderlik karizması ve belagati güçlü Erdoğan'la baş edebilir mi?

Babacan'a benzer soru soruldu.

Gençler artık bu tarzı benimsiyor demekle yetindi.

Acaba!

Acaba diyenler Türk siyasi tarihine sığınıyorlar. Yakın geçmişe bakalım; bir çırpıda sayılacak isimler, Demirel, Ecevit, Türkeş, Erbakan, Özal, Baykal. Onların karizması, onların güçlü belagati partilerini yıldızlaştırdı. Mesut Yılmaz gibi, Tansu Çiller gibi bu özellikleri taşımayan genel başkanlar da partilerini söndürdü.

Bu tespit doğru. Türk halkı lidere oy veriyor. Sadece Türk halkı değil; dünya...

Avrupa bile artık güçlü lider arıyor.

Siyasi atmosfer böyleyse, rüzgar güçlü liderlerden yana esiyorsa, güçlü liderin yıldızı parlamaya devam ediyorsa, Babacan'ın üzerinde durduğu parti modeli tutmaz mı?

Evet demek de zor, hayır demek de.

Belki de Babacan haklıdır; gençler her gün nutuk atan, kendilerine her gün öğüt veren, her şeyi bilen, toplumun babasıymış gibi davranan lider modelinden sıkılmıştır.

Belki de sıkılmamıştır.

Bu konuda kamuoyu yoklaması yapılsa diyeceğim ama buna cesaret edecek araştırma şirketi çıkar mı bilemem!

Ama şunu net ifade edebilirim. Babacan'ın kurmak istediği parti modeli ve genel başkanlık anlayışı, AKP-MHP ortaklığının getirdiği Türk usulü başkanlık rejimiyle yüzde yüz uyumlu.

Bu rejim kalacaksa yakın gelecekte partiler kadro partileri olacak, genel başkanlar da koordinasyon görevi üslenecek.

İzah edeyim. Bu rejimin olmazsa olmazı ittifak. Yani ön koalisyon. "Koalisyonlar Türkiye'ye çok çektirdi" diye yola çıkanlar Anayasa değişikliğiyle zorunlu hale getirdi.

AKP-MHP koalisyonu kurulmasaydı Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilebilir miydi?

MHP koalisyondan seçilip muhalefete geçip erken seçim istese, Erdoğan ittifaksız (koalisyonsuz) yeniden seçilebilir mi? Yüzde 50+1 oyu alabilir mi?

Hayır diyorsanız, Türkiye ittifaklara/koalisyonlara mahkum edildi derim.

O halde, her partinin başında karizmatik bir lider olması gerekmiyor. Çünkü ittifak kuran partiler yürütmenin yegane temsilcisini belirleyecekler.

Yani tek kişi!

O belirledikleri kişi meydanlara çıkıp oy isteyecek. Seçmen o kişiyi tartarak oy verecek.

Demem şu; parti genel başkanlarından çok, artık o genel başkanların üzerinde uzlaşacakları aday önemli.

Örnek, İstanbul Belediye Başkanlığı seçimi.

Örnek, İmamoğlu.

İlk seçimde olacaklar belli. Cumhur İttifakı Erdoğan'ı aday gösterecek.

Millet ittifakı da (Babacan ve Davutoğlu'nun partisi de katılır mı; bilemem. Ama ittifaka gireceklermiş gibi duruş sergiliyorlar) bir aday çıkaracak. O aday belki de bir partinin genel başkanı olmayacak.

İki aday yarışacak. Hadi üç diyelim.

Genel başkanlar aday olmayacaksa genel başkanlar aday belirleyen siyasi aktörlere dönüşecek. Bu da giderek (tabii bu rejim kaldığı sürece) partileri lider partisi olmaktan çıkarıp kadro partisi yapacak.