15. İstanbul Bienali

20 Haziran 2017

Komşuluk Alfabesi 1

Haydar Ergülen: Bu da nereden çıktı şimdi? Komşuluk en çok faşizm yıllarında belli olur

Haydar Ergülen 

Aşure: Hiç kuşkusuz en kutsal tatlıdır. Tadı içindeki, başta buğday olmak üzere, nohut, incir, kayısı, ceviz, nar, kuşüzümü ve saireden gelir gelmesine de, bana kalırsa asıl lezzetini komşulardan alır. Komşudan yani, hani yanınızdaki temel bir olandan, karşıda oturan, hiç oğulları olmayan, ben bu kadar kızı ne yapacağım diye eni konu dertlenen, oysa hepi topu 5 kızdır, yüzyüze baktıklarınızdan, üç ev sağdan, dört ev soldan, ikisi çaprazdan, bildiğimiz, tanıdığımız, yani aşinadan öte  bir sözcük olan komşudan. Çünkü aşure komşu tatlısıdır. Yenmeden önce dağıtıldığı, herkese paylaştırıldığı için tadına doyum olmaz bir de. Komşuluk aşureyle başlar, alfabesi de. Aşure olmazsa, komşuluk eksik olur, tadı tuzu olmaz!

Bakkal: En çok halden anlayan komşuya bakkal denir. Şimdi de öyle mi bilmiyorum ama biz eskiden öyle derdik. Zaten ‘biz eskiden…’ diye başlayan her cümle, ya sokağa çıkar ya evlere şenliktir ya da yitirilmiş zamanlara, insanlara, uğraşlara bir ağıt, bir güzellemedir. Bakkalların halinden de en iyi Behçet Necatigil şiirleri anlardı sanki. Bakkal Mehmet Haldenbilen, mahallesi muhtelif, sokağı komşuluk, adresi eski Türkiye’dir. Yenisi mi, komşuluğa sığmaz bir sürü haller içinde o haldir.

Camii: Komşuluğun parkları, nehirleri, bulutları, güneşleri, günbatımları olduğu gibi camileri de vardır. Memlekette böyledir. Cami, dedemin, babamın uğradığı bir mekan değildi. Ben Branislav Nusiç’in Ramazan Akşamları kitabını okumak üzereydim sanırım, Prizren ve Manastır’daki eski Ramazanları anlatan Sırbistanlı yazarın o büyülü kitabını. Ama o duyguları mahallede yaşıyorduk bile. Büyüklerimiz camiye 40 yılda bir bayram namazı için giderdi, biraz da evdeki kadınlar, babaanne, anneanne, ‘ayıp olur’ dedikleri için. Biz de teravih namazına giden çocuklardık, namaz kılmayı bildiğimizden değil, namazdan çok arkadaşlığa giden, o namaz mıydı çocuk eğlencesi miydi, bana kalırsa daha çok komşuluğun hallerindendi. Komşuluğun çocukluğu belki de. Çocuk akşamlar.

Çiğdem: Komşuluk dört mevsimdir. Cengiz Aytmatov’un dediği gibi Gün Uzar Yüzyıl Olur, komşuluk uzar yaz olur. Kapılar, kapı önleri, ayışığı, sokak lambası, fısır fısır ateşböcekleri gibi sözcükler, uğurlu kahkahalar, bahtiyarlık getiren esnemeler, ve dahi bu nev’iden, yaz edebiyatına dahil edilebilecek pek çok şey vardır ki, hepsi de bir küçücük şeyin, çekirdeğin, İzmirlilere göre çiğdemin hatırınadır…Bunu dedim ve Ç harfindeki ‘çekirdek’ maddesini de ‘çiğdem’le değiştirdim. Bu hususta en güzel espriyi de geçen haftalarda duydum. Malum, Göztepe ile Eskişehirspor, Süper Lige yükselme için final maçı oynadılar. Sizden saklayacak değilim, koyu, fanatik, kadim, aşırı, yoğun, yüzdeyüz, ezelden beri Eskişehirsporlu olmama karşın, bu maçı alamayacağımız büyük bir his olarak yüreğimin üstüne çöreklenmişti. Hissettiğim de gerçek oldu, Göztepe çıktı, hiç üzülmedim, Es Es bunu hak etti çünkü, teknik direktöründen futbolcusuna hepsi sorumlu bence, neyse, şöyle bir cümle okudum: “İzmir’de Eskişehirspor’a çiğdem derler”, e daha ne desinler? Böylece çekirdek ya da çiğdemin komşuluk sanatının, en küçük ama, eğer yaz uzar komşuluk yüzyıl olur diyorsak, onun da en işlevsel vida, civata, dişli gibi parçasıdır. Çıt çıt çıt komşu, huu bir koşu, eski zamanlardan bir yaz kap gel, çiğdemli olsun ha!

Deniz Gezmiş: Komşumuzun oğlu. Denizler’e, Yusuf ve Hüseyin’le, üç deniz, üç dağ, üç ırmaktır onlar, kıyıldığında lise öğrencisiydim. Gördüm, duydum, anladım ki, Deniz komşumuzun Ankara’ya, İstanbul’a üniversiteye giden yakışıklı oğludur, yani hem mahallenin gururudur hem de komşuluğun iftihar listesinin başındadır. ‘Komşu gözyaşları’ diye hakikisinden bir acı biçimi varsa, Denizler için dökülendir. Bir daha da o kadar… “O güzel insanlar o güzel atlara binip”, peki o güzel, içli, hakiki gözyaşları ve onları güzel gözlerinden döken halk nereye döküldü? Maveraünehir’e mi yoksa, “yanlış bir halk çocukları ayaklanmasının kalbine”.

Emel: Aşkolsun komşu. Aşk gibi çocukluk var mıdır ya çocukluk gibi aşk? Komşuluk biraz da çocukluktur ve insan komşuluğu ancak ‘çocuk kalbi’yle sevebilir, övebilir, hatırlayabilir. Hatırlamak, kim demiş sevindiricidir diye, bilmem belki ilerde derim, üzücüdür. Deniz Gezmiş, komşumuzun oğluysa, Emel de komşumuzun kızıdır ve ilk yakınlığın sorumlusudur. Sonradan bir şarkının önceye gönderdiği gibi, “sarı saçlarından sen sorumlusun”. 647 Emel. İlk aşk yaz gibidir ama komşuluk yazlardan uzun sürer.

Faşizm: Bu da nereden çıktı şimdi? Komşuluk en çok faşizm yıllarında belli olur çünkü. Bir deyişe göre, kara günde, kara gömleklilerin günlerinde. Evler, kapı önleri komşu olur da duvarlar boş durur mu? Durmaz. “Faşizme karşı omuz omuza”dan “faşizme geçit yok”a, “faşizme ölüm, halka hürriyet”ten “sağ-sol çatışması yok, faşist katliamlar var”a, “faşizmi döktüğü kanda boğacağız” yazılarına kadar, duvarlarda hepsi de faşizme karşı yanyana duran yazılar, sonra taşınırlar. Komşuların birbirlerinden umudu kesmesi de aynı günlere rastlar, birbirlerinden taşınması da. Çünkü faşizm, çünkü Kristal Gece, çünkü katliam…

Göçmen:Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar/Keşke yalnız bunun için sevseydim seni” diyen de bir ‘göç’kündü. Bu yüzden de sevmiştik onu, seviyoruz. Demek ki bazı şairleri şiirlerini okumadan önce tanıyoruz. Cemal Süreya işte. Şiir yolu. Dolu. Sözcükler de kanattır ve göçün önce şiiri duyulur. ‘Komşunu sev’er gibi ‘göçmeni sev’meyi onun şiirinden öğrendim. Göçebe’den ve hep yola çıkacakmış gibi, dengini hazır tutan şiirlerinden. Şairin iyisi diyelim göçmen ruhu taşır ve ruhu göçmen okuru iyiliğiyle tanıştırır. O okur böyle şairlerin komşusudur. Komşuluk, umutsuz bir aşk değildir, hem aşk deyince başına umutsuzu eklemek de doğru değildir, komşuluk, başka bir aşkın mümkün olabileceğini gösterir…Göçmenlik diyorduk, gönüllü komşuluktur. Komşu gönüllü olmaktır. Ben ve annem ve babam ve babaannem ve dedem ve kardeşlerim, komşuluğu göçmenlerle tanıdık, tanımladık, eksiğimizi tamamladık.

Ğ: (Öğretmen): Köy Enstitülü olanları da vardı, Gazi Terbiye’den mezun olanları da. Sanki hepsi de Yüksek Komşuluk Okulu ya da Komşuluk Enstitüsünü bitirmişler gibi komşu dilini güzel konuşan öğretmenlerdi. Aynı sokakta, mahallede otururduk onlarla, oturmasak da onlar aynı dilden komşumuzdu, komşu dilinden. Dilin aynı olması da gerekmez hem, farklı olsun ki komşu olalım!

Öyle öyle türkçeyle matematik, fransızcayla beden eğitimi, fenle sosyal, yurttaşlıkla fizik, kimyayla felsefe, geometriyle sosyoloji, resimle müzik ve boş dersle de şiir komşu olmuşlardır. Komşuluk hem bir yurttaşlık, ama ondan da önce hayat bilgisi, daha da öncesi, yani başlangıçta tabiat bilgisidir ve hepimize ders olmuştur. Öğretmenlerimizin verdiği en güzel derstir komşuluk.

Hıdrellez: Meğer Hızır İlyas ola/abı hayat içmiş gibi” dediği olur Yunus Emre’nin ve komşuluk bir düğün gibi yeniden kurulur, yenilenir, tazelenir, nefeslenir, göğünü genişletir, yurdunu iyileştirir, insanını sakinleştirir. Nevruz(newroz) yeni günse, Hıdrellez de komşuluk günüdür, ele güne komşu olmaktır. Yeniden çocuk, yeniden iyi, yeniden yakın, yeniden güzel ve yeniden olmaktır. Ağaç dilemektir, ‘dünyada bir dikili ağacım olsun’ demektir, komşularım da ağaç olsun istemektir, suya bakalım, birbirimize bakalım, yüzyüze bakalım, gök kuş olsun dalımıza konsun, elsiz dalsız kalmayalım, birbirimize sığınalım, Hızır ile İlyas gibi, Ali ile Ayşe, Ömer ile Hasan, Osman ile Hüseyin, Ayva ile Nar, Zeynep ile Fatma olalım, daha olalım, şen olalım, şenlik olalım, 40 gün 40 gece sürelim…Diye diye diye su boylarında, komşuluk sularında yunalım, arınalım, sevinelim demektir komşuluk.

Isınık: Kavramın bu sözcük halini çok sonraları duyduğumu hatırlıyorum. Komşuluk şehirlerinden çoktan ayrıldığım, komşuların da komşuluktan sessizce çekildiği yıllarda. Ve başka, özel, heyecanlı, akışlı bir komşuluk rüyasında yüzerken. Biliyorsunuz rüyalar bazen görülür, bazen yorulur, bazen unutulur, bazen de yüzülür. Ne gibi? Tıpkı komşuluk denizinde boy vermek, derine dalmak, açılmak gibi. Bazı komşuluk halleri aynı eve taşınınca biter, yanyanalıkta iyilik vardır. Olsun, yine de komşuluk kalır sonunda, duygusu kalır, konduğumuz kalır, kanat açtığımız kalır. O zaman, bu yakınlık, sıcaklık, ilgi, ılıklık, sevimlilik, içtenlik barındıran sözcüğü duyduğumda, bazı komşulukların da birbirlerini beklediğini düşünmüştüm. Behçet Necatigil’in “Bazı şiirler bekler bazı yaşları” dizesi gibi, bazı komşuluklar da bazı zamanları, anları beklermiş meğer! Isınık olmak, komşuluğun beş duyusundan biri sanki. Ama içinde beşi birden vardır, koklama, tad alma, duyma, görme, elbette dokunma. Isınık olma hali, komşuluktan sonra da insana iyi gelir, kapısı her an bir komşu tarafından çalınacakmış gibi gelir, kapı burada kalple de yer değiştirebilir, değiştirmelidir.

İsviçre: Komşuluk yılları neden çocukluğa denk düşer? Çocuklar birbirleriyle oynadıkları, dövüştükleri, barıştıkları, ağlaştıkları, küsüştükleri, gülüştükleri için mi sadece? Bence değil. Asıl komşuluk kadınlar arasındadır, en çok da annelerarası bir ülkedir komşuluk. Bir de başka ülkelerle komşu olduğunuzu hissedersiniz. İsviçre’yle örneğin. 1960’lı yılların başında İsviçre’ye tahsile gidilir, tahsilin sonuçlarından biri olarak da mahalleye İsviçreli bir gelin gelir, sarışın, uzunboylu, güzel ve pek de hanım hanımcıktır. Beğenilir, övgüyle karşılanır, ne kadar alçakgönüllü olduğundan dem vurulur. Sonra da o köy şarkısının sözleri İsviçre’ye uydurulur: “Orda bir komşu var uzakta/gitmesek de gelmesek de/bizim komşumuzdur İsviçre”.

J: (Wolksvagen): Nostalji değil, sosyoloji diyelim. Çünkü ne zaman eski günler, geçmiş zamanlar dile ve yazıya gelse, kelebek hazır, hemen nostalji konacak, kondurulacak! Nostalji kötü olduğundan mı, hayır! Nasıl Alamancı işçiler ‘sarı mercedes’le geliyorsa vatana, bazıları da wolksvagen minibüse doluşup öyle aşarlardı eski ‘yoğoslavya’yı, bulgar’ı.  Mercedes bir yanda Wolksvagen öbür yanda, komşu komşu dururlardı. Anlardık ki o zaman komşuluğa yaz gelmiş, Ramazan, Kurban, bayram gelmiş. Eh biraz da hediye gelmiş olurdu elbette komşuluğa, çocukluğa. Benim gönlüm ve gözümse Mercedes’te değil Wolksvagen’deydi, tabiattan ve hayattan ve dahi yoldan komşularımız olan Hippilerin vasıtası, yol arkadaşı değil miydi o minibüsler? Bazen rengarenk boyanmış olanları da gelip geçerdi ki, işte komşuluk da en az yedi renkli gökkuşağı gibi yağmurdan sonra açan bir şeye benzerdi. Hele o şehirde, o Eskişehir’de!

 

Kar/Puz: Karın uzun uzun yağdığı yıllar, komşunun komşu kapısını çalmadığı mevsimler, kar dışarda, komşuluk içerde birikir. Kuzine burada dekoratif bir öge olarak değil, olur mu hiç, tam tersine, olmazsa olmaz bir varlık olarak devreye girecektir. Zira komşuluk onun içinde, üstünde ve etrafında demlenecektir. Süt, çay, haşhaşlı çörek, hamursuz ve kömbe olarak. Bunun üstüne de sözcüklerin sıcaklığı ve komşulardan söz ederken sıcacık bir çörek duygusuyla havaya dağılıveren buğusu gelince, kar sanki bir yaz konuşması gibi eriyip gidecektir. Kar içeriye sıcaklık verir komşulukta, bilhassa uzak ve orta taşra ve yarı gece komşuluklarında. Sanki bir karpuz, yazın şerefine, kendiliğinden ikiye bölünecek, komşuluğa açılacaktır. Karpuzun çıtırtısı bile yazın usulca gelip uykulara sızdığı, dallara konduğu, gönüllere indiği, tenlere yürüdüğüdür. Karpuz halktır, paylaşır, paylaştırır, paylaşılır, komşuluk da halkın gereğidir. Kar halkı kış komşuluğunu, buz gibi ateşli bir tutkunun temsili olan karpuzla yaza çevirir.

Limonata: Komşuluk içeceği. Çay doğal, limonata özel. Komşuluk göçmenliktir, yerleşiklerden iyi komşu çıkar mı bilmiyorum ama, göçmenler yolun da kıymetini bilir evin de, sokağın da, haliyle yanındakinin, karşısındakinin de. Limonata içmek komşunun komşunun içini serinletmesi gibi lezzetli ve faydalı bir güzelliktir. Güzelliğin iyiliğe dönüşmesidir. Çünkü limonatayı ve diğer şerbetleri hazırlamak için ta Bulgaristan’dan, Üsküp’ten, Bosna’dan gelmiştir komşularımız. Komşu olmak için göçmen olmuşlardır. Görgülü, beyaz ev halleri içinde sadece temizlik kokarlar. Limonata da sanki komşuların birbirine sunduğu bir çiçektir. Komşuluk çiçeği. Komşuluk içeceği. Hem hayatlarını kazanırlar küçük arabalarda limonata ve şerbet satarak, hem de gönül, dostluk ve komşuluk kazanırlar.

Devam edecek...

İyi bir komşu her pazartesi T24'te

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 16 Eylül-12 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek 15. İstanbul Bienali, “iyi bir komşu” başlığını taşıyor. 

Mahallelerin ve ev içi yaşantılarının dünyanın her yerinde geçirdiği köklü değişimler, bir arada var olma şekillerimizin uğradığı değişimleri konuşmayı da zorunlu kılıyor. “iyi bir komşu”nun kim olduğu, aynı zamanda kendimizin “iyi bir komşu” olup olmadığı sorusunu soran İstanbul Bienali, T24 işbirliğiyle internet ortamında bir sohbet başlatıyor.

Bienal başlayana dek her pazartesi sürpriz bir yazar, sanatçı, akademisyen, mimar, psikanalist veya gazeteci T24’te “iyi bir komşu” hakkında yazıyor.

15. İstanbul Bienali

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın 1987 yılından bu yana düzenlediği İstanbul Bienali’nin 15'incisi, 16 Eylül-12 Kasım tarihleri arasında sanatçı ikilisi Elmgreen & Dragset’in küratörlüğünde, “iyi bir komşu” başlığıyla gerçekleştirilecek. Koç Holding sponsorluğunda düzenlenecek ve iki ay boyunca ücretsiz olarak gezilebilecek 15. İstanbul Bienali’nde, birbirine komşu mekânlarda yer alacak serginin yanı sıra bir dizi performans ve konuşma da düzenlenecek.