15. İstanbul Bienali

23 Ekim 2017

Komşu hakkındaki mahkeme kararları

Hukuk, komşu olmaya ilişkin nasıl kurallar koymuştur?

Rita Ender

Komşuluk bir hak mıdır? Evet; hem de tıpkı analık gibi, seyahat gibi, mülkiyet gibi bir hak. Hukuk bunu soğuk diliyle düzenlemiş, yasa metinlerine "iyi komşu" olmanın kuralları koymuş. Bu yüzden de, kişinin komşu olarak, komşusuna karşı sorumlulukları ve yükümlülükleri olmuş. Yükümlülükleri var.

Bizim diyarda, bu yükümlülükleri yerine getirmeyenler bazen pencereden bağırmak suretiyle uyarılır: "Bak yeter, canıma tak etti. Seni mahkemeye vereceğim!" Bazen dilde tüy biter ve can havliyle süpürgeye müracaat edilir; süpürgenin arkasıyla tavana, duvara, yere; gürültünün geldiği yere yöne vurulur. Bazen apartman yöneticisi araya sokulur, bazen doğrudan 155 aranır, bazen de dava açılır.

Mahkeme kayıtlarına yansımış davalar bize komşuluk ile ilgili neler söyleyebilir? Hukuk, komşu olmaya ilişkin nasıl kurallar koymuştur?

Ulusal mevzuattaki kurallar öncelikle Türk Medeni Kanunu’nda yer almaktadır. Medeni Kanun’da “taşınmaz mülkiyetinin kısıtlamaları” bölümü altında  “komşu hakkı” başlıklı bir bölüm mevcuttur, bu bölümde; 737. madde ile başlayıp devam eden hükümlerle, komşuların hakları ve yükümlülükleri düzenlenmiştir. Bu yükümlülüklere aykırı davranan kişiler yani komşulara karşı; bu davranıştan rahatsız olan, bu davranış nedeniyle zarar gören, bu davranışa acilen bir son verilmesi gerektiğini iddia eden kişiler yani komşular tarafından dava açılır. Yani kural olarak komşu, komşuya karşı dava açar. Başka bir ifadeyle, birbirinin külüne muhtaç olduğu söylenegelen komşular, “davalı” ve “davacı” olur.

Davalı ve davacının hangi şartlarda kimler olabileceğini düzenleyen hukuk sistemi, komşunun kim olduğu konusunda bir açıklama getirmemiş, tanımlama yapmamıştır. Türk Dil Kurumu tarafından yapılan tanımlama gereği; “konutları yakın olan kimselerin birbirine göre aldıkları ad”dır komşu.

Komşuların Medeni Kanun’un ilgili hükümlerine dayanan davaları ile Asliye Hukuk Mahkemeleri ilgilenir.  Görevli olan mahkeme, Asliye Hukuk Mahkemesidir. Yetkili olan Asliye Hukuk Mahkemesi ise, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yani davalı ile davacının komşu olduğu yerdeki mahkemedir.

Bu yetkili mahkemelerde görülecek davaların konuları, sebepleri ve buna bağlı olarak bir komşunun Mahkeme’ye yönelttiği talepleri, beklentileri çok çeşitlidir. Ağaç dallarının kesilmesi için de, meyve ağaçlarının kuruması nedeniyle de davalar açılmaktadır. Baz istasyonlarının kaldırılması talebiyle de, pirinç ekimi nedeniyle sızan sudan ayçiçeklerinin gördüğü zararın tazmin edilmesi istemiyle de davalar açılır. İddialarda bulunulur, savunmalar yapılır. Bilirkişiler incelemeler yapar, olay yerine keşfe gidilir, tespitler yapılır. Hükümler kurulur ve şunun gibi kararlar yazılır:

Yaşam hakkının komşuluk hukukuna dair kararlara girmesi aslında çok doğal. Çünkü, komşuluk meselesi yaşam alanını paylaşmaya dair. Ortada veya olayda hep fiziksel olarak var olan yakın bir mesafe dolayısıyla birbirinin yaşamına ve hatta mahremine tanıklık eden insanlar var.

Bu tanıklık bazen can-ı gönülden yapılıyor. Komşu; eş, dost, akraba gibi oluyor. Kahve falları bakılıyor, çocuklar birbirine emanet ediliyor, komşuda pişen komşuya da düşüyor. Bazen daha uzak ve “seviyeli” bir ilişki kuruluyor; bayramlarda seyranlarda karşılıklı iyi dilekler sunuluyor, evde olmayan araç gereç birbirinden ödünç alınıyor. Bazense selamlaşmanın ötesine hiç geçilmiyor, hiçbir şekilde ilişki kurulmuyor. Fakat kapı aralığından ev hali görülüyor. Öteki evin düzeni hissediliyor: Ayakkabılar kapıda mı çıkıyor?, Eve temizliğine yardımcı mı geliyor?, Ailede kaç kişi var?, Çocuk var mı, yapılacak mı?

Bir defa karşılıklı oturmasalar bile birbirlerinin zevklerini, politik görüşlerini, hayat duruşlarını anlayabiliyorlar. Çöp torbalarından, dinledikleri müzikten, gelen giden mektup zarflarından, yanlışlıkla çalınan kapı zillerinden, apartman toplantılarından, konuşma şekillerinden, maç izlerken yaptıkları tezahüratlardan…

Bu tezahüratlar, ince duvarlar arasında “uyuşmazlığa” dönebiliyor. Gürültü komşular arasında sıklıkla bir tartışma konusu oluyor ve bu tartışmalar nedeniyle de hâkim önüne gidiliyor. Hakimler gürültü olup olmadığını, “taşkınlık”  kavramı ile birlikte  değerlendiriliyor çünkü Medeni Kanun’un 737. maddesinin ilk fıkrası şu şekilde: “Herkes, taşınmaz mülkiyetinden doğan yetkileri kullanırken ve özellikle işletme faaliyetini sürdürürken, komşularını olumsuz şekilde etkileyecek taşkınlıktan kaçınmakla yükümlüdür.”

Bir komşunun taşkınlıktan kaçınıp kaçınmadığı ise “yerel adet”ler , “görgü kuralları” , “adap”, “ahlak” gibi yorumlanan kavramlarla ele alınıyor ve şunun gibi sonuçlara ulaşılıyor:

Gürültü nedeniyle çıkan tartışmalar yalnızca hukuk mahkemelerinin önünde çözümlenmiyor. Alevlenen tartışmalar kimi zaman cezai hükümlerin devreye girmesini gerektiriyor. Komşular yaşanan tartışmalarda iftira, hakaret, tehdit hatta adam öldürme gibi suçların işlenmesi nedeniyle birbirlerinden şikâyetçi de oluyorlar.  Örneğin:

Bunun gibi kararlardan; kesinleşmiş bir hükümden sonra, “kusurlu komşu”, “zarar veren komşu”, “suçlu komşu” ; “iyi bir komşu” olabilir mi? Yüksek mahkemeler önünde taraf olmuş kişiler arasında yeniden basit, sıradan bir komşuluk ilişkisi kurulabilir mi?

Kim bilir… Hukukçuların sık sık söylediği gibi buna da; “somut olayın özelliklerine gore karar vermek gerekir.”