Hasan Servet Öktem

28 Mart 2020

Geri bırakılmış Afrika neyle uğraşsın; Koronavirüs'le mi açlıkla mı, dış borçla mı, demokrasiyle mi?

Afrikalı yöneticilerin dünyanın içinden geçtiği bu olağanüstü dönemde siyasi hesaplarını ve ihtiraslarını bir kenara bırakmaları, önceki salgın dönemlerinden gerekli dersleri çıkararak, bilinçli ve koordinasyonlu biçimde güncel sağlık tedbirleri üzerine yoğunlaşmaları zorunluluk arz etmektedir

Dünyanın en sanayileşmiş yedi ülkesi arasında yer alan 60 milyon nüfuslu İtalya’da, alınan onca tedbire rağmen, Koronavirüs'ten ölenlerin sayısının iki ayda 8 bine yaklaştığı bu günlerde, virüsün Afrika’nın 200 milyon nüfuslu en kalabalık ülkesi Nijerya’da yayılması durumunda, nasıl bir katliamla karşılaşılabileceğini düşünmek istemiyoruz. Kıtanın büyük petrol ihracatçısı Nijerya’da evlerin ancak yarısında elektrik bulunduğunu, şehirlerde yaşayan nüfusun yarısının hijyen imkanlarından yoksun gecekondularda barındıklarını dikkate alırsak, dar gelirli Nijeryalıların (100 milyon insan) Koronavirüs'e karşı ne kadar korumasız durumda bulunduklarını tahmin edebiliriz. İç savaştan henüz çıkan 12 milyon nüfuslu Güney Sudan ile terör örgütü Al-Şabap’la yıllardır baş edemeyen 15 milyon nüfuslu Somali’nin durumlarının daha da vahim olduğunu hatırlatalım.

Dışişlerinde 40 yılı aşan mesaimizin sadece 3 yılında Afrika’ya yoğunlaşmak imkanı bulduk. Nispeten kısa olan bu süre içinde 54 ülkenin yer aldığı koca kıtayı A dan Z ye öğrenmeye imkan bulamadık tabiatıyla. Ancak o dönemde (2009-2012) gelişen Afrika ilgimizin emeklilik yıllarında devam ediyor olmasından hayli memnunuz. Köklü sorunlarla boğuşan Afrika, bu defa da, global pandemiye dönüşen Koronavirüs kriziyle karşı karşıya kaldı. Kıtanın imkanları o kadar kısıtlı ve hastalığa karşı zayıflıkları o kadar fazla ki, Allah yardımcıları olsun diyerek kaderciliğe sığınmak son derece kayıtsız ve fevkalade yanlış bir tercih olacaktır. Afrikalı yöneticilerin dünyanın içinden geçtiği bu olağanüstü dönemde siyasi hesaplarını ve ihtiraslarını bir kenara bırakmaları, önceki salgın dönemlerinden gerekli dersleri çıkararak, bilinçli ve koordinasyonlu biçimde güncel sağlık tedbirleri üzerine yoğunlaşmaları zorunluluk arz etmektedir.

2009 yazı başında, Afrika dosyalarına ısındığımız ilk dönemde, kıtaya dair öğrendiğimiz ilk olumsuz tesbit şuydu: Çok sayıda Afrikalı lider seçimle (veya darbeyle) iktidara gelir, iki dönem görev yapar, ikinci dönemin sonlarına doğru, ülkenin köhne anayasasının değiştirilmesi konusunu gündeme taşır, özgürlüklere ağırlık veren algı yönetimi bünyesinde yeni anayasa hazırlanır, bu anayasa yeni bir dönemin başlamasına vesile olurken başkanımızın sadece iki dönem seçilebilme kısıtlaması anayasal değişiklik çerçevesinde silinir, kronometre sıfırlanır, liderimiz böylece göreve devam eder. Siz deyin 4 dönem, biz diyelim 8 dönem… Meraklılarına bir fikir vermek üzere: Ekvator Ginesi başkanı 40 yıldır iktidardadır, Kamerun lideri 38 yıldır, Uganda lideri 35 yıldır, Çad Cumhurbaşkanı 30 yıldır, Eritre lideri 27 yıldır, Kongo (Brazzaville) Başkanı 23 yıldır koltuklarını korumaktadır. Angola’nın önceki cumhurbaşkanı 37 yıl, geçen sene devrilen Sudan diktatörü 30 yıl ülkelerini yönetmiştir.

Rotamızı, bu bağlamda batı Afrika’ya, Gine’ye (Konakri) çevirelim. Koronavirüs'ün Afrika’da yayılmaya başladığı, bazı ülkelerin sokağa çıkma yasakları koyduğu, insanların yan yana gelmemeleri icab ettiği şu dönemde, 82 yaşındaki Gine Cumhurbaşkanı Alpha Condé, 22 Mart tarihinde, parlamento seçimlerinin yanına anayasa değişikliği referandumu ilave ederek, Gineli seçmenleri iki sandık başına yolladı. Ülkedeki muhalefet partileri, uzun süredir, haklı gerekçelerle, seçimlerin yapılmasına ve anayasa referandumu düzenlenmesine karşı çıkıyorlar. Sorun seçmen listelerinin güncel olmaması. Seçmen listeleri güncellenmeden seçim yapılmasına sadece ülke içi muhalefet karşı çıkmıyor. Batı Afrika’nın güçlü bölgesel kuruluşu ECOWAS, Alpha Condé’yi, seçim ısrarından vazgeçmesi hususunda birkaç kez uyardı. Son defa Uluslararası Frankofoni Kuruluşu’nun Gine’ye gönderdiği uzman heyet, seçmen listelerindeki yanlışlıkları teyid ederek listeler güncel ve sağlıklı bir hale getirilmeden yapılacak seçimlerin halkın iradesini yansıtmayacağına dikkat çekti. Fransa ve Almanya’dan benzer açıklamalar yapıldı. Dahili ve harici tüm uyarılara kulaklarını tıkayan Alpha Condé, 22 Mart günü, çatışmalar, ölümler ve yaralanmaların öne çıktığı karmaşa ortamında , parlamento seçimlerini ve anayasa referandumunu düşük bir katılımla gerçekleştirdi.

10 yıldır Gine’yi yöneten, Alpha Condé’nin derdini kavradığınızı umuyorum.Yukarıda değindiğimiz senaryoyu sahneye koyuyor: "Anayasa değişikliği ile iki dönem kısıtlamasını kaldırarak bu sene sonu yapılacak seçimler sayesinde tekrar cumhurbaşkanı seçilmek, bir bakıma ölünceye kadar koltuğunda oturmak." Ülkedeki muhalefetin, bölge ülkelerinin ve uluslararası toplumun, yasal görev süresini uzatmaktan vazgeçmesi mesajlarına rağmen, yaşlı ve sosyalist profesör, politikacı inadını sürdürecek gibi duruyor.

Siyasete ihtirasla bağlı Afrika’lı liderlerin tamamını töhmet altına sokmak gibi bir niyet taşımıyoruz. Gine’nin de yer aldığı batı Afrika’nın önde gelen kakao üreticisi Fildişi Sahili’nde bu sene içinde gayet kritik cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacak. 10 sene kadar önce, aylar süren bir seçim kaosu ve takip eden iç savaşın ardından, cumhurbaşkanı seçilerek Fildişi Sahili’ni neredeyse çukurdan çıkaran, gerçekleştirdiği icraatlarla istikrarı güçlendirerek refahı artıran Alassane Ouattara, iki zorlu dönemin ardından, görevi bırakacağını geçtiğimiz hafta kamuoyuna duyurdu. Tanınmış bir ekonomist ve eski IMF yöneticisi Ouattara’nın demokrasiye örnek bu kararının ardından, Fildişi halkının vicdanındaki yerinin bir kaç kademe daha yükseldiğine şüphe bulunmamaktadır.

Burada bir nokta koyalım ve Afrikalı yöneticileri Koronavirüs tehlikesi karşısında, siyasi hesapları bir kenara bırakmaya, acil sağlık tedbirlerini almak üzere gecikmeden işbirliği yapmaya, velhasıl aklı-selime davet edelim.

Halen tüm ülkelerin maruz kaldığı Koronavirüs krizinin ulaştığı boyutlar dikkate alındığında, imkanları kısıtlı Afrika ülkeleri için derin bir kaygı duymamak elde değildir. Afrika ülkelerinin, açık kanalizasyonların aktığı sokaklarında yürümüş, çürümüş sebze meyve kokan pazar yerlerinde dolaşmış, nehir kıyılarında yan yana çamaşır yıkayan insanlarını seyretmiş emekli diplomat konumumuzla, bu defaki virüsün, Afrika’da yol açabileceği devasa yıkımı kafamızda canlandırabiliyoruz. Orta ve dar gelirli Afrika insanının, evindeki hijyenik koşullarda yiyecek ve içecek stoku yapmak suretiyle, kendisini ve ailesini tecrit etmesinin ne denli müşkül olduğunu tahayyül edebiliyoruz.

Afrika’yı yakından tanıyan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, fakir ülkelerin Koronavirüs ile mücadelelerine yardımcı olunmasını teminen 2 milyar dolara ihtiyaç duyulduğunu açıkladı. G-20 ülkelerinin, geçtiğimiz günlerde, krize karşı mücadele mahiyetinde trilyon dolarlar düzeyindeki yardım paketlerini onayladıkları dikkate alındığında, BM yardım çağrısının mütevazi düzeyde kaldığı kabul edilecektir. Öte yandan, Etiyopya’nın Nobel Barış Ödülü alan başbakanı Abiy Ahmed, birkaç gün önce, Koronavirüs kriziyle mücadele etmek amacıyla Afrika ülkelerinin borçlarının silinmesini teminen G-20 ülkelerine çağrı yapmıştır. Salgın hastalığın 1,2 milyar nüfuslu Afrika’yı ezip geçmemesini teminen, her iki çağrıya da gecikmeden olumlu yanıt verilmesi insanlık borcudur. Geçtiğimiz günlerde, batılı finans kuruluşlarının, siyasi ve askeri karmaşadan bir türlü çıkamayan Somali’nin, 1991 yılından günümüze biriken dış borçlarının silinmesine ve bu ülkeye yeni kaynak aktarılmasına dair ortak açıklamasının, Afrika’ya yardım anlamında, doğru yönde atılan ilk adım olduğuna inanmak istiyoruz.

Mali’de toplu taşıma