Hasan Servet Öktem

27 Aralık 2019

2019 yılında Latin Amerika’da neler oldu?

Son senelerde ve özellikle 2019 yılında, siyasi çekişmeler yanında, ekonomik sıkıntılar ve yolsuzluklara karşı sokakları dolduran büyük kitleler ile ilgi odağı oldular

Latin Amerika ülkelerinin 2019 yılı bilançosu maalesef parlak gözükmemektedir. Dünya hammadde fiyatlarının tavan yaptığı 2000'li yılların başlarında dikkat çeken atılımlar gerçekleştirerek refah seviyelerini hayli yükselten bölge ülkeleri, son senelerde ve özellikle 2019 yılında, siyasi çekişmeler yanında, ekonomik sıkıntılar ve yolsuzluklara karşı sokakları dolduran büyük kitleler ile ilgi odağı oldular.

Venezuela

Bölgenin en sıkıntılı ülkesinin Venezuela olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. 2014 yılı başında görevi devralan ve şaibeli mayıs 2018 seçimlerinin ardından, 2019 yılı ocak ayında, ikinci 5 yıllık dönemine başlayan sosyalist Maduro hükümeti, Parlamento Başkanı Juan Guaido önderliğinde sokaklara inen muhalefetin yoğun baskılarına ve çeşitli hamlelerine karşı direnmeye devam etmektedir. 58 ülkenin "geçici devlet başkanı" sıfatıyla tanıdığı Guaido’nun Maduro hükümetini devirebileceğine dair kanaatler hayli zayıflamıştır. Başta ABD olmak üzere yurt dışından gelen yoğun desteğe rağmen, planlar ve hesaplar tutmamış, ordu saf değiştirmemiş, Maduro’yu desteklemeyi sürdürmüştür. Norveç önderliğinde, mayıs ayında, Barbados’ta başlayan uzlaşma görüşmeleri, eylül ayında, Washington'un yeni yaptırımları devreye sokması yüzünden kesilmiştir. Vahim durumdaki Venezuela halkı, ABD yaptırımlarının da katkısıyla artık perişan vaziyettedir. Gıda maddeleri ve ilaç sıkıntısı, elektrik ve su kesintileri, çöküş halindeki hastaneler, vahim güvenlik koşulları ve 5 haneli enflasyon nedeniyle ülke dışına kaçanların sayısı 5 milyona yaklaşmıştır. Birleşmiş Milletler 2020 sonunda bu rakamın 6,5 milyona çıkmasını öngörmektedir. Bir başka ifadeyle, gelecek sene, Venezuela’yı terkedenlerin sayısı Suriye’den kaçanların sayısını aşacaktır.

Venezuela bakımından en feci durum, ülke tarihinin bu en derin krizinin ne zaman sona ereceğine dair hiçbir işaretin mevcut olmamasıdır. 2020 yılında parlamento seçimlerinin yapılacak olması, hükümet ile muhalefet arasındaki çekişmenin artarak devam edeceği manasına gelmektedir. Son dönemlerde büyük kitleleri sokağa indirmekte zorlanan muhalefetin işi gelecek sene daha da çetin gözükmektedir. Son 20 yıl içinde, Latin Amerika’nın en zengin ülkesinden neredeyse en fakir ve en tehlikeli ülkesi haline dönüşen, geçtiğimiz ocak ayından itibaren "iki adet başkana" sahip Venezuela bakımından, siyaseten aşırı kutuplaşmış tarafların, dış baskılarla masaya oturtularak uzlaşmaya zorlanmaları yegane çözüm seçeneğini teşkil etmektedir.

Venezuela'da 23 Ocak'ta bir meydanda yemin eden Guaido, kendini geçici devlet başkanı ilan etmiş, ABD başta olmak üzere birçok Latin Amerika ve Batı ülkesinin desteğini almıştı

Şili

2019 yılında, bölgede hangi ülkeye nazar değdi sorusunun cevabı Şili olmalıdır. Latin Amerika’nın ekonomik ve siyasi açılardan örnek gösterilen, kişi başı milli geliri 20 bin dolara yaklaşan bu ülkesi, ekim ayında, önce elektrik zammı, ardından toplu taşımaya (metro) gelen artış nedeniyle feci şekilde karışmıştır. Metro istasyonlarını ve bazı binaları tahrip eden öfkeli protestocular ancak ordu müdahelesiyle durdurulabilmiştir. Toplam 23 kişinin hayatını kaybettiği, 2 bin kişinin yaralandığı olayların yatışması için Sebastian Pinera hükümeti, zamları iptal etmiş, asgari ücreti arttırmış, emekli aylıklarına zam yapmış, durma noktasına gelen ekonomiyi canlandırmak için destek paketleri açıklamış, değer kaybeden Şili Peso’sunun toparlanması için Merkez bankasını devreye sokmuştur. Olayların gerisinde, ülkedeki aşırı gelir adaletsizliğinin, sosyal devlet anlayışının ortadan kalkmasının, fakir ve orta sınıfın özellikle eğitim ve sağlık masraflarını karşılayamaz durumda bulunmasının yattığını kavrayan hükümet, muhalefet ile işbirliği halinde, diktatör Pinochet döneminden (1973-90) kalma anayasanın değişmesi için harekete geçmiştir. Bu amaçla 2020 nisan ayında referandum düzenlenecektir. Sosyal güvenlik harcamalarının ciddi bütçe açıklarına yol açtığı muhakkaktır, bütçe açıkları da tabiatıyla hazineyi borçlandırır. Ancak, liberal politikalar gereği, tüm emeklilik sistemini, hastalık sigortasını, özel sektörün insafına terkederseniz, kaliteli eğitim sadece paralı okullar kanalıyla mümkün hale gelirse, bu arada yolsuzluklar gözlere batarsa, bardaklar Şili örneğinde görüldüğü üzere taşar, sosyal barış ve istikrar kaybolur, ekonomi çöker. Pinera hükümeti yanlışları görmüş ve gerekli düzeltmeleri yapmayı kararlaştırmış gözükmektedir. 2020 yılında, ülkede sosyal devlet anlayışına öncelik tanıyan adımlara başlanırsa, 18 milyon nüfuslu Şili’nin tekrar başarı hikayeleri yazması mümkün olabilecektir.

Şili'deki protestolardan

Brezilya

Latin Amerika’nın en büyük demokrasisi kabul edilen Brezilya, 2019 ocak ayından bu yana, sağcı, milliyetçi ve popülist politikalar izleyen, Jair Bolsonaro tarafından yönetilmektedir. Adı geçen, ırkçı, kadın karşıtı, LGBTi+ düşmanı ve askeri yönetim hayranı beyanlarına rağmen, iç politikadaki derin çekişmelerden, yolsuzluk batağına saplanmış politikacılardan usanan Brezilyalı seçmenin değişiklik isteği sonucu iktidara gelmiştir. Favori durumdaki rakibi İşçi Partisi lideri Lula da Silva’nın seçimlere 2 ay kala hapse atılmasının, Bolsonaro’nun seçim zaferindeki en büyük etken olduğu kabul edilmektedir. Kötü giden ekonominin toparlanması ve durdurulamayan şiddet olaylarının sona erdirilmesi açısından Brezilyalı seçmene güven telkin eden Bolsonaro’nun karnesi iktidardaki bir yılın ardından pek parlak değildir. Bolsonaro’nun politikacı oğlu aleyhinde halen kara para aklama soruşturması yürütülmektedir. Şiddet olaylarında bir azalma kaydedilmemesi yanında, güvenlik güçlerinin aşırı güç kullandıkları yönündeki şikayetler hayli artmıştır. Dış politikada tamamen Trump ve İsrail yanlısı politikalar izleyen Bolsonaro’nun halk desteği bir yıl içinde yüzde 49’dan yüzde 30’lara inmiştir. Amazon yağmur ormanlarındaki ağaç kesimlerinin artışı ve orman yangınlarına karşı yeterli mücadele edilmemesi nedeniyle Bolsonaro yönetimi çevreci kuruluşların yoğun eleştirilerine maruz kalmaktadır. Bir buçuk yıldır hapis yatan 74 yaşındaki eski başkan ve sol eğilimli kitlelerin halen çok sevdiği Lula da Silva, kasım ayında serbest bırakılmıştır. Dağınık haldeki Brezilya muhalefetinin Lula’nın önderliğinde toparlanması durumunda, 2020 yılı Bolsonaro açısından daha çetin geçmeye namzet durmaktadır.

Lula da Silva

Arjantin

Brezilya ve Meksika’nın ardından Latin Amerika’nın üçüncü büyük ekonomisi, 40 milyon nüfuslu Arjantin açısından, 2019 yılının öne çıkan gelişmeleri, tekrarlanan ekonomik krizler ve ekim ayı sonunda düzenlenen başkanlık seçimleri olmuştur. 2015 seçimlerinde "peronist" (milliyetçi sol) rakiplerini yenerek iktidara gelen, IMF destekli liberal politikalarıyla "Arjantin’de krizler bitecek" taahhüdü veren Mauricio Macri, bu defa seçimleri peronist merkez sol koalisyonunun ortak adayı Alberto Fernandez’e karşı ilk turda kaybetmiştir. Macri yönetimi Arjantin’in ekonomik sıkıntılarını çözememiş, sık sık derin krizler yaşanmış, ülke parası peso, dolar karşısında değer kaybetmiş, yüksek enflasyon kontrol altına alınamamıştır (2018 yılında yüzde 40 civarındaki enflasyon 2019 sonunda yüzde 50 düzeyine yaklaşacaktır). Ağır kronik ekonomik krizlerden bunalan Arjantinli seçmen, bu sorunları çözeceği inancıyla, pragmatik, ılımlı, aşırılıkları sevmeyen, birleştirici aday olarak gördüğü 60 yaşındaki politikacı Alberto Fernandez’i yüzde 48 oy oranıyla ilk turda göreve getirmiştir. Başarıdaki önemli unsurlardan biri de, Macri’den önce iki dönem başkanlık yapan Christina Fernandez’in, bu defa Alberto Fernandez’in yardımcısı olarak seçimlere katılması olmuştur (akrabalık veya eş durumları yoktur). Ülke tarihinin efsanevi isimlerinden Eva Peron’un (1919-1952) rolüne soyunan Christina Fernandez’in seçim zaferinde ciddi katkısı olduğu tüm taraflarca kabul edilmektedir. Yeni başkan, ekonomik sorunları sağlam finansal zeminler üzerinde ilerleyerek çözeceği, popülist politikalara rağbet etmeyeceği mesajları vermektedir. Arjantin’in son 70 yılının yarısında peronist iktidarların ülkeyi yönettikleri, bu dönemlerde yolsuzlukların önlenemediği, ekonomik politikaların beklentileri karşılayamadığı dikkat çekmektedir. Bakalım 2020-2024 döneminde soyadları Fernandez olan yeni başkan ve yardımcısı ülkenin "makus talihini" değiştirebilecekler mi?

Devlet Başkanı Alberto Fernandez ve yardımcısı Cristina Kirchner

Bolivya

"2019 yılında Latin Amerika’nın allak bullak olan ülkesi hangisidir" sorusunun cevabı kuşkusuz Bolivya’dır. Ülkeyi 14 yıldır yöneten Evo Morales, 20 ekim tarihinde düzenlenen başkanlık seçimlerine, kamuoyunun muhalefetine rağmen, dördüncü kez katılmış ve oyların yüzde 46’sını toplayarak seçimleri ilk turda kazanmıştır. Sandıkların sayımında yaşanan kural dışı gelişmeler üzerine muhalefet seçim sonuçlarına itiraz ederek sokaklara inmiş, ülke karışmaya başlamış, Amerikan Devletleri Örgütü'nün oyların sayımında ciddi usulsüzlükler tespit edildiğini açıklaması sonrasında, Bolivya Silahlı kuvvetleri Evo Morales’in istifasını istemiştir. Olayların kontrolden çıktığını gören başkan ve üst düzey bazı yöneticiler, 10 kasım günü ülkeyi terk etmişler, bir süre Meksika’da kaldıktan sonra geçtiğimiz hafta karargahı Arjantin’de kurmuşlardır. Senato başkan yardımcısı Jeanine Anez, anayasal çerçevede, seçim tarihlerini 3 ay içinde ilan etmek üzere, 12 Kasım tarihinde ülke yönetimini geçici olarak devralmıştır. Seçimlerin barış ve huzur içinde düzenlenmesine yoğunlaşması beklenen Anez yönetimi, önce başkent Lapaz’daki Venezuela Büyükelçiliği'ni kapattırarak, ABD ve Lima grubunun (Maduro karşıtı ülkeler) desteklediği diğer başkan Juan Guaido yönetimini tanımış, Küba ile ilişkileri askıya almış, Evo Morales yönetiminin atadığı tüm büyükelçileri merkeze çekmiş, 11 yıldır münhal bulunan Bolivya’nın Washington temsilciliğine Büyükelçi atamıştır. Evo Morales, seçimleri kazanması üzerine muhalefet ve ordunun devreye girdiğini, kendisine darbe düzenlendiğini ve yakında geri döneceğini söylemekte, geçici başkan Jeanine Anez ise, Morales’in mahkeme karşısına çıkmak üzere ülkesine dönebileceğini duyurmaktadır. Gelişmelere tarafsız açıdan bakıldığında, Morales’in, son seçimlere, çoğunluğun karşı gelmesine rağmen, yargı kararına dayanarak inatla katılmasının yaşanan kaos ortamını tetiklediği, atanmış Anez yönetiminin ise temel görevinin ülkeyi kısa zamanda barış ve huzur içinde seçimlere götürmek olduğunu unutarak, Trump çizgisinde dış politika izleme gayreti içine girdiği dikkat çekmektedir. Yeni yıl için temennimiz, Bolivya’nın en geç Şubat - Mart aylarında, huzur ve barış ortamında, demokratik kurallar içinde yeni başkanını seçmesidir. (Bolivya’yı merak edenlere 20 Kasım'da T24’de yayımlanan yazım tavsiye olunur.)

Morales'in istifasını kutlayan polis memurları

Latin Amerika’nın 2019 bilançosunun devamını önümüzdeki günlerde yazmayı ümit ederken, bu vesileyle, tüm T24 okuyucularının yeni yıllarını candan kutluyoruz.