Hasan Cemal

24 Nisan 2016

Tarih kanamasın, artık yeter!

23 Nisan... 24 Nisan... Geçmiş hâlâ geçmiş olamıyor bu topraklarda...

Yakınlarda şu sözün altını yine çizmiştim:
“Tarih, yaşamaya ve kanamaya devam ediyor burada...”(*)
Nedeni malum:
Bizdeki tarih korkusu!
Bu korkuyu üzerimizden bir türlü atamıyoruz.
İcat edilmiş, tahrif edilmiş bir tarihle yaşıyoruz.
Gerçek tarihte olan bitenleri hâlâ gizlemeye çalışıyoruz.
Yüzleşme yok tarihle!
Defterimizde yazmıyor bu.
Geçmiş muhasebesi de yok.
Yüzleşmediğimiz için de, geçmiş muhasebesi yapacak cesaretten yoksun olduğumuz için de tarihle barışık hâle gelemiyoruz.
Olgunlaşamıyoruz.
İç huzur ve barış kapımızı çalmıyor.
Geçmiş geçmiş olmuyor.
Tarih tarih olmuyor.
Tarihi hep bugünlere taşıyoruz.
Tarihle haşır neşir olmak politik bir mesele olmaya devam ediyor.
Birbirimizin gırtlağına sarılıyoruz.
Bu nedenle de, tarih burada yaşamaya ve kanamaya devam ediyor ne yazık ki.
Tarih devamlı paçalarımızdan çekiyor.

Yüzleşmediğimiz için tarihle barışık hâle gelemiyoruz.
İç huzur ve barış kapımızı çalmıyor. Geçmiş geçmiş olmuyor

Barış ve demokrasi konusunda, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve özgürlükler konusunda çıtamız bir türlü yükselmiyor.
İkinci sınıf, üçüncü sınıf kalıyor.
Çünkü tarihten miras temel sorunlarımızı çözmüyoruz, biriktiriyoruz.
Bu sorunları halının altına süpürünce onlardan kurtulacağımızı sanıyoruz.
Ama olmuyor.
Kurtulamıyoruz.

Tarihin yoğun dönemleri, sonraki on yılları ve yüzyılları belirlemeye meyillidir.
O dönemleri yaşayanlar arasında, çehreleri çirkinleşen ve çarpıklaşanlar arasında, gördüklerini ve yaptıklarını unutma eğilimi vardır.
Ve sonra bir veya iki neslin geçmesiyle tarihsel çevre düzenlemesi başlar:
Toplu mezarlar ağaçlandırılır, kemiklerin üzerinde şirin bir park oluşur ve süpürge otları, paslanmış dikenli tellerle iğrenç bir ideolojinin şırıngalarını gizler. (**)

Tarihte kepaze sayfalar hiç eksik değildir.
Her ülkenin tarihinde bu sayfalara rastlanır.
Kiminde az, kiminde çoktur.
Önemli olan, vicdanları kanatan bu kara sayfalarla demin belirttiğim gibi ‘yüzleşmek’tir.
Dünyada devletler vardır, bu yüzleşmeyi yapmış ve özür dilemiştir.
İnsanlığın vicdanını rahatlatan bu tutum, toplumlarda barış ve demokrasi kapılarını açmıştır.
Ama devletler vardır, insanlığın gereği olan bu hesaplaşmadan, yüzleşmeden kaçmaya devam etmiştir.
Dünyada sayıları gitgide azalmakta olan bu devletler arasında ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti de yer alıyor.

 

 

                                                                                                                                                                                                                               

23 Nisan...
24 Nisan... Geçmiş hâlâ geçmiş olamıyor bu topraklarda... Tarih, kanamaya devam ediyor... Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerin vicdanlarında... 

​Oysa, uzak ve yakın geçmişimizde devlet olarak o kadar çok özür dilenmesi gereken kara sayfalarımız vardır ki...
1915...
1938 Dersim...
Trakya pogromu...
Varlık Vergisi... 
6-7 Eylül... 
Alevilerin 1970’lerde yaşadığı Kahramanmaraş, Çorum katliamları...
Askeri darbeler...
Hiç bitmeyen Alevi mağduriyetleri...
1990’larda Kürtlere dönük faili meçhul cinayetler...
Roboski katliamı...
Listeyi uzatmak mümkün.
Cumhuriyet’in kuruluşuna giden Kürt yok Türk var politikaları...
Veya bu politikalarla yüzleşemeyen, bu meseleyi demokrasi çerçevesine oturtamayan bir Türkiye’yi yıllardır maddi ve manevi açıdan kanatmakta olan Kürt sorunu...
Aramızda anlaşabildik mi, Kürt sorunu nedir, ne değildir konusunda?
Hayır.
Cumhuriyet’i demokratikleştirebildik mi?
Hayır.
Dün 23 Nisan’dı.
Bugün 24 Nisan.
İkisinde de anlaşabilmiş değiliz.
Egemenlik kimin sorusu da, laiklik tarifi de bugün hâlâ bölmeye devam ediyor Türkiye’yi...
24 Nisan da öyle.
Resmi bakış açısından ayrılanlar, hele soykırım diyenler cadı kazanlarına atılmak isteniyor.
Osmanlı Ermenilerinin yaşadıkları büyük 1915 acılarından dolayı devletin özür borcu vardır diyenler bugün hâlâ hain ilan edilebiliyor.
Bütün bu acılar konusunda sessiz kalarak, bütün bu acıları unutarak, görmezden gelerek bu topraklara huzur gelmez.
Gerçek barış kapıyı çalmaz.
Geçmiş geçmiş olmaz.
Tarih kanamaya devam eder.
Tarih bizi bölmeye devam eder.
Tarih bizi birbirimize düşürmeye devam eder.
Çareye gelince...
Hep birlikte demokrasi ve hukukun üstünlüğü rejimini benimsemektir.
Farkındayım, bu noktadan çok uzaklaştığımız bir dönemden geçiliyor.
Demek ki, daha yeterince acı çekmedik.
Tarih, kanamaya devam ediyor.
Cizre’de, Sur’da, Nusaybin’de...
Tarih, kanamaya devam ediyor...
Kürtlerin, Alevilerin, Ermenilerin vicdanlarında...
İyi pazarlar!


* Christopher de Bellaigue, İsyan Toprakları, Türkiye’nin Unutulmuş Halkları Arasında, İletişim Yayınları, sayfa 76.

** Sayfa 96.