Hasan Cemal

17 Haziran 2021

Bugünkü medya düzeninden iğreniyorum, utanç duyuyorum!

Seksenine merdiven dayamış bir gazeteci olarak, bugünkü kadar rezil bir siyaset ve medya  düzeni hatırlamıyorum

Gazeteciliğe 1969'da adım attım,
52 yıl geçmiş.
Hep severek yaptım bu güzel mesleği.
Her alanında çalıştım.
Çıraklıktan geldim, haber de kovaladım,
mutfağında da çalıştım, her düzeyde  
yöneticilik de yaptım, yorum da yazdım.
Köşe yazarlığını popomun üstünde
oturarak değil, haberin içinde koşturarak,
genellikle "ben oradaydım" diyerek
heyecanla yapmaya çalıştım.
Yıllar yılı Türkiye siyasetini izledim,
yakın markajda tutmaya gayret ettim.
İnkar edemem, güzel zamanlar
yaşadım gazetecilikte...
Yarım asır içinde artılarım da oldu,
eksilerim de, sevaplarım da oldu,
günahlarım da...
Hepsini belirtmeye ve yazmaya çalıştım,
kendimi elimden geldiği kadar
özeleştiri süzgecinden geçirerek...
Bir noktayı özellikle vurgulamak isterim:
Güç odaklarından bağımsız,
özgür gazeteciliği hemen her zaman
ön planda tuttum.
Bu ilke hem geleneksel gazetecilik,
yani basın için, hem de medya için geçerlidir.
Ama bu kutsal ilkeyi dün de, bugün de
hayata geçiremedik.
Basın da, medya da 
bağımsız ve özgür olamadı.
Güç odakları sürekli kanca attı
gazetelere, televizyonlara.

Desen: Selçuk Demirel

Devletin, siyasetin, askerin, iş aleminin eli basının,
medyanın içinden hiç eksik olmadı.
Özellikle siyaset kendi kirini medyaya da taşıdı.
Türkiye'de demokrasi, hukuk ve özgürlüğün
boğulmasında medya yıllar boyu özel bir rol
oynadı. Bu açıdan, medya patronları
ve yöneteci ve yazarlarıyla medya eliti
demokrasi tarihine çok kötü sayfalar yazdı.
Bu sayfalarda, seçilmiş otoritelere karşı
askeri darbeleri, Türkiye'nin
geleneksel "asker-sivil oligarşi"sini
gönüllü-gönülsüz destekleyen medya örnekleri
ziyadesiyle yer alır.
İstisnalar elbette vardı.
Güç odaklarına direnen, hukuk ve özgürlük
bayrağını yüksek tutmaya çalışanlar
hiç eksik olmadı.
Bu arada belirtmek de yarar var.
İkinci sınıf demokrasi dönemlerinde
her şeye rağmen cumhurbaşkanlığı,
parlamento ve hükümet, yargı,
siyasal partiler, genelkurmay, iş dünyası gibi
farklı güç odakları vardı.
Bir başka deyişle:
İktidar ipleri tek bir yerde toplanmamıştı.
Bu yüzden, medya patronlarıyla "gazeteci milleti"nin
belli bir "manevra alanı" mevcuttu.
Bu alanda bağımsızlık ve özgürlük
havaları eserdi.
Bugün bu havadan eser kalmadı.
Uzun yıllardır bağımsız ve özgür medyadan
tam anlamıyla yoksun bir ülkede yaşamaktayız.
Tüm iktidar ipleri tek bir yerde
toplandığı için öyle.
Tek bir yerde, Saray'da toplandığı için öyle.
Tek Adam'ın elinde toplandığı için öyle.
Tüm medya, tek tük istisnaları dışında,
Saray medyası artık.
Tüm medya Saray'ın ağzına bakıyor.
Tek Adam'ın ağzına bakıyor.
Bu yüzden de bugün, tek kelimeyle,
rezil bir medyamız var.
"Saray siyaseti"yle medyanın iç içe girdiği
bu rezillik, "Sedat Peker videoları"yla
her geçen gün bir çamur deryası halinde
gözlerimizin önünde seriliyor.
Seksenine merdiven dayamış bir gazeteci
olarak, bugünkü kadar rezil bir siyaset ve
medya  düzeni
hatırlamıyorum.
Bu düzenden utanç duyuyorum,
iğreniyorum.
Bu düzeni ayrıntıya girerek yazmak da,
bazı rezil örneklerin altını çizmek de
gelmiyor içimden.
Yazarsam, örnekler verirsem,
çamur bana da bulaşır hissi
kımıldıyor içimde...
Biliyorum, bu ülkede hiç de kolay olmayacak
bu rezil dönemi aşmak,
demokrasi, hukuk ve özgürlük rejimini kurmak.
Tüm olumsuzluklara rağmen geleceğe dönük
iyimserliğimi koruyorum.