Hasan Cemal

12 Ekim 2020

Babacan'dan "demokrasi ittifakı" konusunda bir umut ışığı...

Babacan'ın Diyarbakır konuşmasından: "Artık yeter! Demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, kuvvetler ayrılığını savunmaktan asla vazgeçmeyeceğiz"

On beş yıl geçmiş.
Erdoğan başbakandı.
Diyarbakır'da, 2005 yılı Ağustos ayında
Kürt sorunu ile ilgili bir konuşma yapmıştı.
Şu sözleri epeyce heyecan uyandırmıştı: 

İlle de bir isim koyalım diyorsanız,
Kürt sorunu bu milletin bir parçasının
değil, hepsinin sorudur.
Kürt sorunu benim de sorunumdur.
Türkiye Cumhuriyeti
vatandaşlarının ortak sorunudur.
Çünkü güneş herkesi ısıtır.
Çünkü yağmur herkes için rahmettir.
Çünkü herkes aynı toprağın insanıdır.
Bu sebeple "Kürt sorunu ne olacak?"
diyenlere diyorum ki,
bu ülkenin başbakanı olarak
Kürt sorunu herkesten önce
benim sorunumdur.

Erdoğan 2005 yılı Diyarbakır konuşmasında,
devletin Kürt sorunu konusunda
yapmış olduğu hataların da altını çizmişti.
Bu konuşma bir "ilk"ti.
Cumhuriyet tarihinde bir başbakan
ilk kez Kürt sorununun adını da koyarak,
benim de sorunumdur diyerek,
devletin geçmişteki hatalarından da
söz ederek konuşuyordu.
Konuşma bu nedenle heyecan yaratmış,
"çözüm"e ilişkin umut kapısı aralamıştı.
Ama Erdoğan çok çabuk unuttu bu konuşmasını...
Sorunun adını koymaktan,
Kürt sorunu demekten pişman olduğunu
daha aynı yıl yakın çevresine söyledi.
Sonuç yine hüsran olmuştu.

Desen: Selçuk Demirel / Ne olacak halimiz?

Ali Babacan'ın cumartesi günkü güzel ve cesur
Diyarbakır konuşmasını okurken
2005 yılı ve sonrası bir film şeridi gibi
gözümün önünden geçti gitti.
DEVA lideri Babacan da konuşmasında sözü,
Erdoğan'ın adını belirtmeden
2005 yılına ve bugüne getirmişti:

Adaletsizlik, hukuksuzluk...
Memleketteki bu adaletsizliğin
ortasında, bu hukuksuzluğun ortasında,
bugünün Diyarbakır’ında
konuşulması gereken
en önemli konulardan birisi
Kürt meselesidir.
Biliyorsunuz, "Kürt sorunu" lafı
bugünkü rejimi en fazla rahatsız eden
söz hâline gelmiş durumda.
"Neleri eksik ki? Ne diye hâlâ Kürt
sorunu deyip duruyorsunuz"
diyorlar.

Yeni ortakların saplantıları...          
Ülkeyi yönetenlerin son yıllardaki tarzı,
üslubu, kendilerine buldukları
yeni ortakların saplantıları 
doğrultusunda atılan adımlar,
yeniden Kürt sorununu
oluşturdu ve sorun gittikçe büyüyor.
Aslında bu sorun, tüm ülkemizi,
tüm vatandaşlarımızı ilgilendiren
temel sorunların da yansıması.
Yeniden hızla büyüyen
bir hukuk sorunumuz var.
Adalet sorunumuz var.
Hızla büyüyen
bir eşit vatandaşlık sorunumuz var!

2005'den 2020'ye...
Her şey 2005 yılında o günkü
Başbakan'ın Diyarbakır konuşmasında,
"Kürt sorunu vardır ve benim
sorunumdur"
sözleriyle başlamıştı.
Ve her şey 2015’te aynı kişinin
"Kardeşim ne Kürt sorunu ya?
Artık Kürt sorunu yok,
daha ne istiyorsun?" sözleriyle bitti.

Kimse halkının oyunu gasp edemez.
Kimse halkının oyunu gasp edemez.
Seçimlere ve seçim sonuçlarına
saygı gösterilmesi, demokrasinin temelidir.
Seçilmiş belediye başkanlarını
makamlarından indirip
yerine atanmış kişileri oturtuyorlar!
48 belediyeye kayyım atandı,
6’sına da kazandıktan sonra...
Halk iradesi, seçme ve seçilme hakkı
ayaklar altında.
Biz, seçmen iradesinin
her türlü iradeden
üstün olduğuna inanıyoruz.

İfade özgürlüğü kalmadı.
Ülkemiz zor zamanlardan geçiyor.
Ülkemizde bir adalet sorunu var!
Haksızlık, hukuksuzluk
almış başını gitmiş.
İnsan hakları ayaklar altında.
Özgürlüklerimizin her biri yavaş yavaş
elimizden alınıyor.
İfade özgürlüğü kalmadı.
Fikrini söyleyenler işten atılıyor, tutuklanıyor.
Sosyal medyada eleştiri yapan
gençler evlerinden alınıp götürülüyor.
Gazeteciler haber yaptıkları için yargılanıyor.
Yargının en üst mahkemesine
tehditler savruluyor!
"İktidar ve küçük ortakları '
tek tip insan' kitlesi oluşturma gayretinde"

İşkence ve faili meçhuller...
2000'li yıllarda sıfırlanan
işkence ve faili meçhul cinayetlerin
geri dönüşünün alarm zillerini
duymuyor musunuz?
Son dönemde duyduklarımız,
90'lı yılların karanlığında,
karakolların kapısından
canlı girip bir daha çıkamayan
kurbanları
çağrıştırmıyor mu?
Bu halk, bu şehir, bu bölge,
bu ülke bunu hak etmiyor.

Artık Yeter!
Artık Yeter! Hukuk devletini
hiçe sayan bu anlayışı
asla kabul etmeyeceğiz.
Kim ne derse desin biz,
insan haysiyetini,
hak ve özgürlükleri,
demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü,
kuvvetler ayrılığını savunmaktan
asla vazgeçmeyeceğiz.
Biz, adil olacağız.
Biz, bu ülkedeki her bir bireyin
eşit ve özgür vatandaş
olması için mücadele edeceğiz! 

Ali Babacan'ın bu sözlerini
demokrasi, hukuk ve özgürlükler
açısından önemsiyorum.
Önemsiyorum, çünkü Diyarbakır konuşması,
bir "demokrasi ittifakı"nın
bu ülkede her şeye rağmen
kurulabileceğine dair
bir umut ışığı yakıyor,
içinden geçtiğimiz şu karanlık dönemde...