Hakan Aksay

27 Ağustos 2015

Türkeş’in ardından: MHP yüzde 10 barajına takılır mı?

Baykal'ın 'CHP ahlakı' uğruna reddettiği bakanlık teklifine, MHP'den olumlu cevap gelmesi Bahçeli'yi zor durumda bıraktı

Satranç oynayamayan kafalar, “tavla zekâsı” ve “zar tutma hüneri” ile her şeyi baştan öngörüp sistemli olarak planlayamıyor.

Sonuçta herkesin zaman zaman “Aa, demek şimdi de böyle oldu!” diye şaşırıp labirentin duvarlarına çarpa çarpa ilerlemeye çalıştığı bir siyasi ortamımız var.

Seçimler, şehit cenazeleri, “fiili başkanlık ilanı”, koalisyon oyalamaları falan derken şimdi de aniden seçim hükümeti gündeme geldi.

Hükümete girmeyi reddeden MHP hiç şaşırtmadı. Çünkü lideri Devlet Bahçeli, uzun süredir sarsılmaz bir yüz ifadesiyle her şeye anında karşı çıkmayı zorunlu sayan yıkıcı bir rolü benimsemiş durumda.

CHP de nedense aynı tavrı benimsedi. Acaba neden? 32 günde kendisine umut verip de bir türlü “teklif yapmayan” AKP’ye küstüğü için mi?

Oysa Anayasa gereği kurulan bu seçim hükümetini tümüyle AKP’ye bırakmama şansı vardı. Üstelik yarın neler olacağı belli olmadığı için, bu “geçici” hükümetin uzunca bir süre “kalıcı” olması ihtimali de tümüyle reddedilemez.

HDP ise AKP’nin canını sıkma pahasına oldukça net bir tutum aldı; hükümete gireceğini, hatta “bahane aranmasın” diye 80 milletvekilinden kime teklif gelirse kabul edileceğini açıkladı.

Geçici Başbakan Ahmet Davutoğlu, pek istemeyerek de olsa - kimilerince “AKP-HDP koalisyonu” olarak görülen - seçim hükümetini kurma hamlelerine başladı.

Elbette “AK kurnazlık” olmadan olmazdı. (Meclis Başkanı seçim sürecini hatırlasanıza.)

*    *    *

 

Davutoğlu’nun ağzından seslendirilen “Reis hamlesi”nde gözler ilk önce “zayıf halka” Deniz Baykal’a çevrildi.

Seçim sonrasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la görüşerek yüzde 60’lık “muhalif blok”un altına dinamit koyulmasına aracı olan, daha sonra da lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu kendisinin mutlaka Meclis Başkanı seçileceği ve koalisyon kurulacağı yolunda ikna eden kurt politikacı, önceki gün kendini yine gündem yapmayı becerdi.

Parti yöneticileri, Davutoğlu’ndan gelebilecek bir “bakanlık teklifi” konusunda hiçbir CHP’li milletvekilinin yumuşamayacağı (“CHP’de öyle karaktersiz yoktur!”) yolunda açıklamalar yaparken, Baykal, “Hele bir teklif gelsin, o zaman söylerim” gibisinden gizemli bir şeyler mırıldandı.

Güvenilir bir netlik yerine, sözüm ona “tecrübe” adına öngörülmez tavırlar içine giren Baykal, dün aldığı bakanlık teklifini reddederken “Parti ahlakına uygun hareket edeceğim” cümlesini kullandı. Oysa ben “kendi ahlakına uygun” davranmasını tercih ederdim.

Dünün mizah sahnesi, AKP’den bakanlık teklifi alan MHP Genel Başkan Yardımcısı Kenan Tanrıkulu’nun verdiği aşırı sinirli ret cevabına “ayrıca tepki olarak parti içindeki görevinden istifa ettiği” açıklamasını eklemesiydi.

Allah aşkına, komik değil mi? Başka bir partiden gelen teklife kızarak kendi partisindeki başkan yardımcılığı görevinden istifa etmek? (Bu, kendisine olası bir CHP-MHP koalisyonunda başbakanlık öneren Kılıçdaroğlu’na demediğini bırakmayan Bahçeli’nin sinir nöbetini de geçti.)

Peki, MHP’lilere ısrarla yüksek devlet makamları teklif edilse, sonunda parlamentodan da ayrılırlar mı acaba?

 

*    *    *

 

Kısa süre sonra “Reis’in düşeşi” yan tavlada şakladı: “Başbuğ’un oğlu” Tuğrul Türkeş, bakanlık teklifini kabul ediverdi.

O andan itibaren MHP bir yangın yerine dönüştü. Bir sinir, bir telaş, bir sertlik, bir hakaret ve tehdit furyası!..

Elbette Türkeş önemli bir isim; ama daha önemlisi, onun arkasından başkalarının da partiyi terk etme ihtimali!..

Tam da son zamanlarda anketler HDP’nin MHP’yi geride bırakarak 3. parti olabileceği iddialarını gündeme sürmüşken, şimdi “yüzde 10 barajı ile MHP’yi aynı cümlede buluşturabilecek” tartışmaların fitili ateşleniyordu.

Bazı yorumlarda “Türkeş’in gidişinin MHP’ye yüzde 2 oy kaybettireceği” görüşü ortaya çıktı bile.

Belki de bu tablo, 7 Haziran sonrası Bahçeli’nin izlediği politikanın çöküş noktalarından birine işaret ediyordu.

AKP’nin milliyetçi oyları alabilmek için temel rakip olarak gördüğü MHP’ye yönelik “başka sürprizler” de hazırladığını tahmin etmek zor değil.

Bence “Türkeş bombası”yla birlikte, MHP’nin son dönemde AKP’ye vermiş olduğu “siyasi hediyeler” üzerine düşünüp ders çıkarmasının zamanı gelmişe benziyor. Ama doğrusu pek ümitli değilim.

 

*    *    *

İlginçtir, dün daha erken saatlerde uzun süredir MHP’den atılmaya çalışılan eski milletvekili Sinan Oğan’ın sonunda partiden ihraç edildiği haberi gelmişti.

Ardından da, “MHP’nin yüzde 10 barajına takılabileceğini” söyleyen Oğan’ın, 1250 delege ile temas kurup olağanüstü kongre hazırladığı söylentisi yayıldı.

Belli ki, 18 yılda hiçbir ciddi başarı kazanamamış olmasına karşın, partide dediğim dedik bir üslupla giden Bahçeli’yi ve MHP’yi zor günler bekliyor.

Diğer taraftan hemen herkes olayı, “Türkeş operasyonu” ile AKP’nin puan kazandığı, bütün bunların Erdoğan’a yaradığı yorumuyla birlikte okuyor. Haklı olabilirler.

Ama bu, 7 Haziran’dan itibaren Erdoğan’ın “başkanlık rejimi” planının suya düştüğü, AKP’nin inişe geçtiği, son dönemde yaşanan kanlı olaylar ve şehit cenazeleriyle birlikte iktidarın işlerinin iyice sarpa sardığı gerçeğini değiştirmez.

Ayrıca Tuğrul Türkeş’in tavrı ne olursa olsun, yeni belirlenmekte olan hükümette en az üç HDP’li bakanın 13 yıllık tek parti iktidarını bozacağını ve AKP’yi çok rahatsız edeceğini unutmayalım.

Son olarak bir şey daha ekleyeyim.

Şu sıralarda panik ve gerginlik içindeki MHP’de Tuğrul Türkeş’e verip veriştiriliyor.

Kimileri de sosyal medyada Türkeş’in vaktiyle neler dediğini, Erdoğan’ı nasıl eleştirdiğini servis etmeye başladı.

Doğrudur, bütün bunlar önemlidir; ama unutmayalım ki bu tür “siyasi-etik” sahnelerle ilk kez karşılaşmıyoruz güzel ülkemizde.

Mesela, Süleyman Soylu veya Numan Kurtulmuş gibi “parlak” örneklerimiz var.

Ve artık biliyoruz ki, (Murathan Mungan’ın deyişiyle) “Türkiye’de her şey olabilirsiniz, ama rezil olmazsınız.”