Hakan Aksay

04 Mart 2011

Siz bu işlerden anlamazsınız!

Sizi bilmem, ama ben Forbes’un listelerine bayılırım...


Sizi bilmem, ama ben Forbes’un listelerine bayılırım. 
Forbes ABD’de yayımlanan bir ekonomi dergisi. Her yıl dünyadaki veya dünyanın herhangi bir önemli bölgesindeki en zengin işadamlarını, en zengin kadınları, en büyük ve en hızlı gelişen şirketleri, en yüksek ücreti alan yöneticileri vs. verilerle birlikte sıralar. 

Ben de dünyadaki pek çok kişi gibi, bu listelere anlamsız bir ilgi gösteririm. Ne derler, zenginin malı…
Bizim zenginler, yani Türkiye’den patronlar son yıllarda Forbes’ta iyi performans sergiliyorlar. Benim de koltuklarım kabarıyor. 
Hemen bana “Türk de olsa, uzak bir patronun parasının artmasından sana ne be kardeşim!”, diye fırçayı basmayın. Hiç tanımadığım Türk sporcuların dünyadaki önemli derecelerine sevindiğim gibi, “bizim” patronların parasal başarılarına da sevineceğim işte!
Varsın içerde sosyal dengesizlik artsın, varsın zenginlerle yoksullar arasındaki uçurum 8.5 kata ulaşsın, varsın yoksulluk sınırı altında yaşayanların sayısı yüzde 16.7’den yüzde 17.1’e (12 milyon 97 bin kişiye) yükselsin!
“Bizim” zenginlerimiz dünya dolar milyonerlerini epeyce zorlayan ataklar yapmışlar, ben ona bakarım! Kriz-mriz takmıyor bizim çocuklar, aslanlar gibi ilerliyorlar. Bir yılda dolar milyarderleri arasına 11 Türk daha girmiş ve toplam sayıları 39’a yükselmiş. Maşallah!  
*      *      *
Son yıllarda Forbes’un listelerinde en başarılı olanlardan biri de Mehmet Emin Karamehmet. 2008’de Türkiye’nin birinci, dünyanın 29. zengini ilan edilmişti. Forbes’un geçenlerde açıkladığı 2010 listesinde yine ülke birincisi, dünyada ise 342. sırada geliyor. Bir yılda serveti 2.9 milyar dolardan 4 milyar dolara çıkmış. Bu başarıda Kuzey Irak’taki petrol yatırımları kilit rol oynamış. Ne güzel!
Karamehmet; enerji, iletişim teknolojileri, sanayi, inşaat, taşımacılık, finansal hizmetler ve medya alanında birçok şirkete sahip.
Kendisine ait Türkiye’nin üçüncü medya grubunda, Digiturk’ün yanı sıra Show TV, Sky Türk, Akşam, Güneş, Platin, Alem FM gibi birçok kuruluşu var.  
Ve bu grupta çalışan gazetecilerin ezici çoğunluğu son yıllarda büyük maddi sıkıntı çekiyor. Ücretler aylarca ödenmiyor, primler ve tazminatlar verilmiyor, zam yapılmıyor. Zaman zaman 100 liralık garip avanslar dağıtılıyor. 
Ama Karamehmet, Türkiye’nin en zengin işadamı...
*      *      *
Siz şimdi “madem bu kadar zengin, neden paylaşmıyor, niye cimrilik ediyor?” falan diye itiraz edeceksiniz.
Acele etmeyin, ben “bir bilen”e sorup öğrendim, bu işler öyle olmuyormuş!
İyi bir işadamı iyi hesap yaparmış. Kendisine zarar getiren kuruma para dökmezmiş. (Medya grubu yöneticileri ve reklam servisi çalışanları ücretlerini alırlarmış, o başkaymış, onlar “gemiyi yürütenler”miş.) Ama söz konusu medya kurumları gelir getirene kadar, patron sıradan gazetecilere tıkır tıkır ödeme yapmaz, yapamazmış; çünkü yaparsa herkes iyice gevşer, zarar katlanır, bu da kapitalizmin mantığına karşı çıkmak anlamına gelirmiş.
Onun için bu duruma hiç şaşırmamalıymışız. Telekomünikasyon, elektrik ve gaz dağıtım şirketlerinde yaşanmayan sıkıntılar medya grubunda varsa, gazeteciler önce kendilerine bakmalıymış. Değil mi efendim(miş)!..
(Bu “bir bilen”, benim safça sorduğum “Peki, bu patronlar, kendilerine ait şirketlerden yükselen çığlıklardan rahatsız olmasa bile, bu yakınmaların dünya aleme yayılmasından dolayı prestij kaybına uğramaz mı? En azından kötü reklam olmasın diye ya ödeme yapmaları, ya da dükkânı kapatmaları gerekmez mi?” sorusuna tenezzül edip cevap bile vermedi; güldü geçti…)
*      *      *
Mesele sadece Çukurova Grubu ile sınırlı değil ki. Bakın medyada benzeri hikayeler ve adaletsizlikler diz boyu! İlk ekonomik sıkıntıda kapı önüne koymalar, “mecburi tenkisatlar”, tazminat ödememeler, en basit taleplere ve hatta sorulara cevap vermemeler…
Ya da “işten adam çıkart” emrini alan kimi yöneticilerin sıkıntısını yansıtan garip duyurular. Örneğin, geçenlerde Habertürk’teki “daralma” ile ilgili bir haberde, AHT Haber Müdürü tarafından yazılan bir e-mailden birkaç satır:

“Sevgili arkadaşlar, (…) Yeni çalışmalara, düşüncelere ihtiyacımız var. Değişen dünyada 'değişik' düşünmeye ihtiyacın olduğu nettir. (…) Bu 'ara verme'yi ayrılık olarak değerlendirmemenizi rica eder, en yakın zamanda 'sistem'sel bir bakışla tekrar beraber olma niyetinde olduğumuzu bilmenizi isterim.” 

Nasıl ama? Ondan önce de Sabah Yayın Yönetmeni tarafından yazılan vedalaşma metnini okuyunca gözlerimiz yaşarmıştı.
Tamam, haksızlıklar ve kıyımlar oluyor, ama bütün bunların arasında “süper kibar vedalaşmalar”a da rastlıyoruz.
Anlayacağınız hukuki ve vicdani sorunlarımız var, ancak yine nezaketi elden bırakmıyoruz. Bu da bir şey tabii…