Hakan Aksay

08 Temmuz 2018

Muharrem Bey'e açık (sözlü) mektup

Hem CHP liderliğine hem de – daha bugünden – cumhurbaşkanlığına aday olduğunuzu açıklamanız, biraz fazla 'koltuk hedefi' gibi görünmüyor mu sizce?..

Merhaba Muharrem Bey,
Son iki aydır kendi aramızda en çok konuştuğumuz insan herhalde sizsiniz. Hayatımızda epeyce yer kapladınız.
Ben de sizi ilgiyle ve dikkatle izlemeye çalıştım.
Partili gazeteciliği doğru bulmadığımı, dolayısıyla CHP’li olmadığımı baştan söyleyeyim. Ama iki hafta önce oy verdiğim cumhurbaşkanı adayı sizdiniz.
Seçim sürecinde birkaç yazımda sizinle ilgili dile getirdiğim şeyler vardı ama başlı başına bir “İnce yazısı” değildi onlar.
Bu yazımda sizin hoşunuza gitmeyecek birçok şey olacak. Çok değer verdiğim meslektaşım Çiğdem Toker’in dediği gibi, bu yazı, siz “kendinizi eleştirebilecek gazeteciler istediğinizi söylemeseniz de yazılırdı.”

CHP’ye lider aranıyor

Önce CHP’nin Kemal Kılıçdaroğlu ile başarılı olmadığı ve olmayacağı düşüncemi not düşeyim.
Adalet yürüyüşü, seçim ittifakı ve başka konularda elbette artıları var. Ama sekiz yıl içindeki başarısızlıkları çok daha fazla. Ahlaklı bir insan olarak tanınan Kılıçdaroğlu’nun onca yenilgiye karşın koltuğa inatla yapışması çok garip.
Mustafa Sarıgül’den Umut Oran’a kadar son yıllarda CHP’yi kurtarmak için ortaya çıkan bir dizi aday da bana iyimserlik vermekten çok uzaktı.
Bu ortamda elbette siz parlak bir lider adayısınız. Görüntünüz, konuşmanız, tavırlarınız, sahici ve açık olduğunuzu düşündüren üslubunuz, zekanız, hazırcevaplığınız, şakacılığınız, bütün bunlar gayet güzel.
Peki, bunlar iyi bir lider olmaya yeter mi? Galiba hayır.

Nasıl bir vizyonunuz var?

Seçim sürecinde muhalif seçmenler arasında güçlü bir heyecan doğmasında sizin kişisel özellikleriniz ciddi rol oynadı.
Ben birkaç yazımda sizin bu olumlu özelliklerinizin yanı sıra güçlü bir vizyon ortaya koyamadığınızı savunmuştum. Türkiye’nin geleceği konusunda ayrıntılı ve ikna edici bir yaklaşım göremedik sizden. Ekonomiden toplumsal barışa kadar söyledikleriniz, çoğu kez “Erdoğan’ın yaptıklarının tersini yapma” mantığından ilerliyor ve taraftarlarınız arasında yeterli desteği sağlıyordu.
Parçalanmış toplumumuzda kalıcı başarının sırrı, diğer mahallelere seslenebilmek, onların güvenini kazanabilmekte yatıyor. Sizin muhafazakârlara sempatik gelen “camiye gitme” ve “başı örtülü akrabalar” gibi söylemleriniz çok da sarsıcı bir etki yapmadı. Hatta kendinize güvenerek başarıyla sergilediğiniz “Erdoğan’la polemik” tercihi, belki de karşı tarafta safları sıklaştırma eğilimini güçlendirdi. Kürtler’e yönelik olumlu adımlarınızın da (ikinci tur olmadığı için) ciddi bir karşılığını göremedik. Ayrıca Kürt sorununun çözümü doğrultusunda sizden kapsamlı bir yaklaşım duyamadık.
Sizi siyasi ve ideolojik görüşleriyle fark yaratan bir önder olarak tanımlamak zor. Bilemiyorum, belki birkaç yıl içinde dünya çapında bir sosyal demokrat lider olursunuz. Ama bu yolda bugünden sıralayabileceğimiz güçlü ögeler yok.
Bu arada partiniz (ve diğer ilgili partiler) açısından tarihî bir hamle olan Millet İttifakı’nı niye pek sahiplenmediğinizi de doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum. Onlarla bir arada görünmekten bile kaçındınız. 25 Haziran’dan itibaren de ikinci turun olmamasını büyük ölçüde onların zayıflığıyla açıklamayı tercih ettiniz. (Zaten seçim sonrasında millet ortada kalırken ittifakı da alelacele dağıtıldı.)

Acelecilik ve çelişkiler...

Muharrem Bey,
Bu iki ay içinde özgüven sorununuz olmadığını iyice anladık. Ama acaba kendinize haddinden fazla mı güveniyorsunuz?
Büyük bir enerjiyle kısa sürede 107 miting yaparken de, medyanın karşısına çıkarken de hep tek başınaydınız. Bence bu artı değil eksi getirdi size. Sizse inatla ekibinizi ikinci turda açıklayacağınızı söylediniz (dolayısıyla hâlâ öğrenemedik bu gizli ekibi).
Kendinizi CHP’nin ve Türkiye’nin tarihî şansı olarak gördüğünüzü sanıyorum (Kim bilir, belki de öyledir, ama bizim bunu bilmemiz zor). Hep gündemde, hep önde olmak istiyorsunuz. Siyaset açısından yaşlı sayılmasanız da, “bu fırsatı hemen değerlendirmek gerek” yaklaşımınız – panik olmasa da aceleci tavırlarınız – dikkat çekiyor. Ve bu acelecilik ile bazen çelişkili tutumlar alıyorsunuz.
“Vefa”dan bahsederek sizi aday gösteren Kemal Bey’e karşı aday olmayacağınızı niye söylediniz ki? Eğer doğrusu öyleyse şimdi niye “örgüt bilir, halleder” gibi mesajlarla kurultay hazırlığı yap(tır)ıyorsunuz?
Sıkça tekrarladığınız “benim içim dışım bir” yargınızı korumak için daha dikkatli olmalısınız. “Ağzımdan Kurultay sözü duymayacaksınız” cümlesi bugünkü ortamda artık garip kaçıyor. Ayrıca yakında belki de sert biçimde karşı karşıya gelme ihtimaliniz olan Kemal Bey’le ilgili olarak “abi-kardeş” kalıbını da pek kullanmayın isterseniz. (Bu arada “Sayın Genel Başkan’ı asla incitmek istemiyorum” anlatımınız da fazla üstten – incitebilecek konumdan – baktığınız hissini uyandırıyor.)

İllaki o koltuk mu?

Gelelim sizi daha çok rahatsız edecek konulara.
Siz ne kadar farkındasınız bilmiyorum ama, Muharrem Bey, iki aydan kısa sürede topladığınız sempati ve güvenin kayda değer bir bölümünü seçim gecesi kaybettiniz.
Birkaç saniyeliğine ortaya çıkıp da “Yarın 12.00’de açıklama yapacağım” deseydiniz bile böyle olmayacaktı. Galiba bunu tam olarak anlamadınız. Ya da bize söylemedikleriniz var.
Bunun özeleştirisi sizden gelmeyecek galiba. Onun yerini asla tutamayacak olan “İsmail Küçükkaya’ya mesaj” sorununu yorumladıysanız da doğrusu hiçbir açıdan iyi yönetemediniz.
Orada “dostlar arasında kalması gerektiğini” ima ettiğiniz bir şey var. Sonra Kemal Bey’le “dostane yemeğin ayrıntıları” sizin tarafınızdan medyaya yansıtılıyor. Duruma göre “içim dışım bir” diyorsunuz. Sonra “medya aracılığıyla konuşmam” diye ekliyorsunuz. Bilmem buradaki sıkıntıyı siz de hissediyor musunuz?
Seçim sonuçlarını on milyonlarca muhalif içinde en çabuk ve en “pürüzsüz” bir rahatlık içinde kabul eden siz oldunuz sanırım. “Tek bir oyun bile peşine düşme” performansı göstermediniz. Neden?
Erdoğan’ı kutlamanıza bir şey demiyorum, elbette kutlanır. Ama hem o kutlama açıklamasında hem de başka düzlemlerde seçimin ne kadar baskıcı, demokrasiden uzak şartlarda olduğunu sizin çok daha sık, çok daha vurgulu dile getirmeniz gerekir(di) diye düşünüyorum.
Seçim süreci boyunca parlamenter sisteme dönüş konusunun altını yeterince çizmemiş olmanız da, size yönelik “Erdoğan’ın kendisi için hazırladığı başkanlık sisteminden İnce yararlanmak istiyor” türü eleştirileri beslemişti, biliyorsunuz.
Şu sıralarda hem CHP liderliğine hem de – daha bugünden – cumhurbaşkanlığına aday olduğunuzu açıklamanız, biraz fazla “koltuk hedefi” gibi görünmüyor mu sizce?
Muharrem Bey, CHP’nin başına geçmeden farklı ve başarılı bir lider olunmaz mı sizce?
Biliyorum, zaman kaybetmek istemiyorsunuz. “Ben kendime koltuk aramıyorum ki. Türkiye'ye umut arıyoruz. Ben bekleyeyim de, Türkiye bekliyor mu?” diyorsunuz.
Peki, stratejik bir projenin başına geçseniz?
Yerel seçimlerle beraber çok önemli bir göreve gelseniz, örneğin?
İdam ve şiddet sarmalına sokulan Türkiye gündemine kalıcı katkınızı koymak için bir hareket yaratsanız?
Muhalefetin en önemli sorunlardan biri olan iktidarın medya tekelini kırma konusunda öncülük yapsanız?

Sertlik ve kabalıktan bıktık

Nihayet, benim bir liderde çok önemsediğim bazı kişisel meselelere gelelim.
Birkaç tatsız konuda birilerine yönelik ya da dolaylı olarak “şerefsiz”, “şerefsizlik” türü sözler ettiniz.
Muharrem Bey, biz son yıllarda sertlikten, kabalıktan, külhanbeyliğinden, argodan falan bıktık usandık. Nezaket ve şefkat dolu yaklaşımlara hasret kaldık.
Bırakın bu üslubu lütfen!
TRT yönetimine kızıp o kurumda çalışan gazetecileri toplantıdan (kibarca da olsa) kovmanız da örnek bir tavır değildi, inanın.
Beni ilk duyduğumda şoka sokan bir ses kaydı var: Biliyorsunuz, bir koruma görevlinizin otele alınmamasıyla ilgili olarak resepsiyon görevlisiyle konuşma...
Sizin sesinize çok benzeyen bir sesten küfür ve hakaret gırla! En hafif söz, “it oğlu it”. Bağırmalar... Tehditler...
Bu siz misiniz, Muharrem Bey?
Haksızlığa uğradığınızı düşündüğünüzde bu kadar ürkütücü olabiliyor musunuz?
Yarın CHP lideri veya Cumhurbaşkanı olsanız, durum daha da korkutucu olur herhalde.
Siz değil misiniz? O halde öyle demeniz gerek. Neden çok ustaca bir cevap bulmuş gibi "Erdoğan'ın oğluyla sıfırlama kaydına inanıyorsanız benimkine de inanın" diyorsunuz?
Amaç ne? Sıfırlamayı mı aklıyorsunuz? Yoksa bu yöntemle dolaylı olarak o ses kaydını kabul etmiş mi oluyorsunuz?
Milyonlarca insan sizi bir umut olarak gördü. Bunların önemli bölümü hâlâ size liderlik şansı vermeye hazır.
Elbette burada yazdığım konuları “büyük siyasi hedeflerin yanında” küçük birer ayrıntı gibi görenler çıkabilir.
Ama bence lider olacaksanız her şeyden önce seçmenlerin sizin iyi bir insan olduğunuzu daha net olarak görmesi gerekir.
Belki de öylesiniz. Bunu daha iyi gösterin o zaman.
İçtenlikle başarılar dilerim.