Gönenç Gürkaynak

22 Eylül 2014

İnternet hukukunun ve ifade özgürlüğünün 11 Eylül’ü geldi geçti, duydunuz mu?

Yargı erkinin çizdiği çerçevenin dışına çıkılmasına en azından akademik bir tepki verilir diye beklemiştim. 11 gün geçti, ses seda yok

2014 yılı başında İnternet mezvuatı ile ilgili dramatik ve köklü değişiklikler gerçekleşti. Arkasından, Türkiye iki seçim süreci geçirdi ve yerel seçimler öncesinde kişilerin haberleşmelerinde de kendilerini ifade etmelerinde de ana arter olan bazı uluslar arası İnternet sitelerine erişim engellendi. Ardından, Anayasa Mahkemesi bu kısıtlayıcı idari işlemlerin temel bir Anayasal hak olan ifade özgürlüğünü temelden sarstığını ve hakkın özünü ortadan kaldırdığını belirtti. Söz konusu İnternet sitelerine erişim yeniden sağlanabildi. Derken, dünyanın önde gelen İnternet aktörlerini buluşturan Internet Governance Forum 2014 toplantısı Eylül ayının ilk günlerinde İstanbul’da yapıldı. İnternet ortamında temel hak ve hürriyetlere saygılı kamusal işlemlerin ne kadar yüksek hassasiyetle tesis edilmesi gerektiği vurgulandı. İyi ev sahipleriydik. Herkes dinlerken başını salladı. Tebessümler içinde İnternet dünyasının yabancı misafirlerini uğurladık. Hemen ardından, 5651 Sayılı Kanun’un uygulanma perspektifleriyle ilgili endişelerimizi daha da kuvvetlendirecek yeni değişiklikler, yine bir torba yasa içerisinde, 11 Eylül 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Böylece evvelce Sayın Abdullah Gül’ün hassasiyet göstererek mevzuata eklenmesini istediği ve idarenin keyfi uygulamalarla haberleşme özgürlüğünü de ifade özgürlüğünü de özünde ortadan kaldıracak uygulamalara girişememesini temin edeceğini düşündüğü bazı tedbirler de ortadan kalkmış oldu.

 

İstanbul’da yapılan IGF 2014 toplantısının ana mesajı şuydu: “İnternet’in yönetilmesi ve İnternet aktörlerinin sorumluluklarının düzenlenmesi kısıtlama odaklı biçimde ve ‘çok paydaşlı yönetişim’ ilkesinden uzakta ortaya çıkartılarak doğrudan hükümetlerin iradesine bırakıldıkça, ifade özgürlüğünü, haberleşme ve iletişim hakkını ve kişisel verilerin gizliliğini zedeleyen ciddi sonuçlar doğar”. 11 Eylül 2014 itibariyle, hala ters yönde yol almaktayız.

 

Henüz yürürlüğe giren değişiklikle, 5651 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde veya madde gerekçelerinde neden böyle bir düzenleme getirildiğine dair açıklamaya yer verilmeksizin, TİB’in tüm trafik bilgilerini herhangi bir soruşturmaya ve/veya mahkeme kararına dahi gerek kalmaksızın toplayabileceği bir düzenleme getirilmiştir. Ancak toplanan trafik verilerinin bütünlüğünün ve doğruluğunun ne şekilde sağlanacağı düzenlenmemiştir. Dijital delillerin bütünlüğünün ve doğruluğunun aracı görevi görecek herhangi bir kuruma emanet edilmesi delil güvenliği ve güvenilirliğine gölge düşürebilecek ve değişikliğe uğramış olabilecek verilerin adli makamlar tarafından hukuka uygun delil olarak kabul edilmesi sonucunu doğurabilecektir.

 

Trafik bilgileri Türk hukukunda “kişisel veri” olarak nitelendirilmektedir ve kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı anayasal korumaya tabidir. Söz konusu değişiklik ile Anayasa ile korunan bir temel hakka müdahale söz konusudur. Bu müdahale Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında öngörülen demokratik toplumda gerekli olma, hakkın özüne dokunmama ve ölçülülük ile son çare olarak kendini gösterme şartlarını karşılamamaktadır.

 

Dikkat çekici diğer düzenleme ise, milli güvenlik ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi nedenlerinden bir veya bir kaçına bağlı olarak TİB tarafından erişime engelleme kararı verilebilecek olmasıdır. “Kamu düzeni”, “suç işlenmesinin önlenmesi” ve “milli güvenlik” ifadelerinin kolaylıkla her somut duruma uygun genişletilebilir ve belirsiz kavramlar olarak kullanılabileceği riski yüksektir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesi’nin yakın dönemde vermiş olduğu iki karara aykırıdır, ama Sayın Cumhurbaşkanı tarafından da onaylanarak yürürlüğe girmiştir. Anayasa Mahkemesi kendisine intikal eden son somut olaylarda TİB eliyle erişime engelleme kararlarının ölçüsüz ve ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı nitelikte olduğunu ortaya koyarken, “yetkinin kanuni dayanağının kanunilik ilkesinin asgari şartı olan kanunun anlaşılır, açık ve net olması zorunluluğunu karşılamaması nedeniyle kapsam ve sınırlarının belirsiz olduğunun” altını çizmiştir.

 

5651 Sayılı Kanun’da 2014 yılı başında yapılan değişikliklerin yasalaşma sürecinde, dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül yapılacak değişiklikler ile ilgili çeşitli endişelerini daha uzlaştırıcı bir zemin aramak adına dile getirmiş; özellikle “trafik bilgileri” ve “TİB’e tanınan yetkinin sınırları” ile ilgili hükümler “yumuşatılmış” ve müteakiben, Şubat 2014’te, konu ilgili bakan tarafından “trafik bilgileri zaten mahkeme kararı ile talep edilebilecek” ifadesi ile yasa koyucu ve kamuoyu nezdinde savunulmuştu. 11 Eylül 2014 tarihinde, yeni Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise bu değişikliklerin “yumuşatılmamış” haline dönülmesini uygun görmüştür.

 

Anayasa Mahkemesi “…sınırlayıcı tedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması ya da gidilebilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilmemektedir.” demektedir.

 

Trafik verilerine ve erişime engellemeye dair yapılan bu değişiklikler ise ne son çaredir, ne de Türkiye Cumhuriyeti’nin en yüksek mertebeli mahkemesinin bağlayıcı kararlarına uygundur. Durum bu olduğu için halktan çok ses çıkar, bu kadar açık biçimde yasama organı tasarrufuyla yargı erkinin çizdiği çerçevenin dışına çıkılmasına en azından akademik bir tepki verilir diye beklemiştim. 11 gün geçti, ses seda yok. Yazayım dedim. Belki gözden kaçmıştır.