Fikret İlkiz

23 Şubat 2019

Görüntünün soytarıları ve dalkavuklar

Bu işi başaranlar; aynaya bakın, kendinize isterseniz gülümseyin, isterseniz suratınıza tükürün!

İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Cumhuriyet gazetesi mensupları hakkındaki mahkûmiyet kararı tasdik edildi. Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verdi. 5 yıldan fazla ceza alanlara Yargıtay yolu açık, beş yıldan az ceza alanlar için kapalı olduğundan az ceza alanlar yeniden hapis yatacak, çok ceza alanların Yargıtay’a başvuru hakkı var.

Gazete mensuplarından Güray Öz, Musa Kart, Hakan Kara, Mustafa Kemal Güngör, Önder Çelik, Bülent Utku, Emre İper yeniden hapse girecek… Yüksek ceza alan Akın Atalay, Aydın Engin, Hikmet Çetinkaya, Murat Sabuncu, Orhan Erinç, Ahmet Şıktemyiz hakkını’ kazandı, ‘şimdilik’ hapse girmeyecekler. Kararı Yargıtay inceleyecek. İstinaf Mahkemesi 6 satırla mahkumiyeti onadı, eli kulağında; belki Yargıtay da geride kalanların cezalarının onanmasına dair 6 sayfalık tasdik kararı yazar, olur biter.

Bu yazı, alınganlık göstereceklere ve üstüne alınacaklara hitaben yazılmıştır.

Öfkem onlara ve onlar gibi olmayı seçenleredir.

En nihayet sonunda adalet yerini buldu(!).

Sevinin diyorum, sevinenlere… Böyle bir mahkûmiyet kararının tasdik edilmiş olması daha büyük bir sevinç katmıştır; adalet dediğin böyle olur diyenlerin sevinçlerine (?!).

Adaletin böylece sağlanmış olmasından mutlu olanlarınız varsa, ki vardır ve var olduğunu biliyoruz; vicdanları rahat olsun. Çünkü bu adaleti el birliğiyle inşa etmek için az emekleri geçmedi. Çok çalıştılar, çok çaba harcadılar, nihayet başardınız. Cumhuriyet gazetesi mensuplarını mahkûm ettirmek için başvurmadıkları yüksek kapı kalmamıştı(?!).

Bu işi başaranlar; aynaya bakın, kendinize isterseniz gülümseyin, isterseniz suratınıza tükürün!

Nasıl isterseniz, çünkü sizler özgürsünüz ve serbestsiniz. Kendi kendinizesiniz, aynadaki suretiniz sizsiniz! Aynadaki suretiniz sizi yanıltmasın, o sizsiniz emin olun ve böyle bir adaletin yaratıcısı oldunuz (!). Övünün yaptıklarınızla, gurur duyun…

Görüntünüz dahi dayanılır gibi değil!       

Herkes kendini bilir. Her kim bu cezaların verilmesi için el verip, güç verip, alkışlayıp, arka çıkıp, haklı görüp, yüceltip, sözleriyle, yazılarıyla yardımcı olup, dedikodularını kulaktan kulağa çoğaltıp, kıs kıs gülüp, saman altından sular yürütüp, ekranlarda, gazete sayfalarında, meyhanelerde ve kamuoyunun zihinlerinde cezalar kesip, işbirliği yaparak düzenin değirmenine su taşımak suretiyle Cumhuriyet mensuplarının cezaevlerinde sürünmelerinden memnun olup elbirliğiyle memleketi bu teröristlerden ve silahlı terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etmiş Cumhuriyet gazetesi mensuplarından kurtarmışsa, helal olsun…

Hapse girerken çekilmiş fotoğraflarını basarsınız ve haber olarak yayınlarsınız artık… Altına da yazarsınız; mücadelemiz devam edecek diye…

Aklınızda kalsın, mahkemede söyledik; sizler pek yoktunuz, Cumhuriyet gazetesi gazetedir, gazetecileri de gazeteci!

Önceki sözlerinize, yazılarınıza, sövgülerinize, ispiyonlamalarınıza, ihbarlarınıza, gammazlıklarınıza, gözaltına alındıkları emniyet binasının zemininde Cumhuriyet gazetesi mensuplarının koyun koyuna yatarken tutulduğu binanın üst katlarındaki odalarda yaptığınız şahitliklerinize, terör örgütlerine yardım ve yataklık edenlerden kurtulmak için gösterdiğiniz vatanseverliklerinize de… Helal olsun!

Sadece birileri değil bilcümle şahitler, bir kısım gazetecilerse eğer onlar; mutlu olsunlar! Daha da yükselin, daha daha yüksek mevkilerde, daha daha yüksek dereceli görevlere gelirsiniz inşallah! Hak ettiniz, acıların üstüne basa basa… Şişirilmiş balonlara tutunun ve yükselin!    

Eyvallah….

Gazetecilikten ve memleketin basın özgürlüğünden yana olanlara değildir sözüm. Vicdan sahibi sizlere ve bu memleketin yurtseverlerine değildir ve basın özgürlüğüne sonuna kadar inananlara ve mücadele edenlere de karşı değildir yazdıklarım.

Çünkü sizler aynadaki suretler değil, gerçeksiniz. Varsınız ve düşündüğünüz gibi yaşıyorsunuz. Yaşamsınız, gerçeksiniz, hak ve özgürlüklerden yanasınız, samimisiniz ve mahkeme salonlarında olup bitenlerin şahitlerisiniz.  Söz uçar yazı kalır…  

Biz daha alfabeyi bilmezken, okuma yazmamız yokken siz bu memleket için alfabeler yazdınız. Cumhuriyet dediniz, Cumhuriyet gazetesinin nasıl bir gazete olduğunu ve basın özgürlüğünü bize öğrettiniz. İşte bu yüzden; sorumluluktan kaçanların adlarına bizim alfabemizde harf yoktur, yer yoktur. Hırsları akıllarının önüne geçenler ise yaşamımızda abesle iştigaldir.

Kimsenin kabahati yok, bu yazının da yok.

Kabahat avukat olarak başından sonuna kadar sadece benimdir. Ben gereği gibi avukatlık yapamadım. Bu yüzden Cumhuriyet gazetesi mensuplarının hapse girmesi benim vicdani sorunum ve sorumluluğumdur. Benim gibi hisseden avukat meslektaşlarım da var, biliyorum. Başta Cumhuriyet gazetesinin avukatları olmak üzere hepsini tanıyorum, çabalarının en yakın tanığıyım. Ne yapalım, avukatlar olarak artık arkadaşlarımıza hapiste bakmaya çalışırız… Elimizden geleni yaparız. Hapishane sohbetlerine kaldığımız yerden devam ederiz. Onları hapishaneye gönderiyoruz; bu ayıp da bize yeter!

Bu durum; durumdan memnun olanları ilgilendirmiyor. Memnun olun, kırk gün kırk gece davullu zurnalı eğlenin isterseniz. Adaletin yerini bulması için, sırf ama sırf adaletin yerini bulması için gösterdiğiniz üstün çaba ve başarılarınız tarihin taslaklarına yazıldı. Yargının kapolarına, gammazcılarına, ihbarcılarına, ispiyoncularınadır bizim isyanımız. Hukuk, adalet ve vicdana inanmayanların zavallı hallerinedir öfkelenmemiz. Yazdıklarımız, Cumhuriyet gazetesinin ve mensuplarının savunmasına dair sözlerimiz gerçeklerin ta kendisidir. Düşmanlıktan ötedir bizim yüreğimiz, soytarılığı sevmeyiz.     

Kapolar Nazi toplama kamplarında ortaya çıkıp kendi zavallı tarihlerini yazmıştı. Geriye kalan ömürlerini yalnız bitirdiler ve yalnız öldüler. Kapolar Nazilerle işbirliği yapar ve onlara dalkavukluk ederlerse kendilerini kurtaracaklarını ve özgür kalacaklarını zannetmişlerdi.

Sizler de kendi tarihinizi yazdınız…

Düzene uygunluğun dalkavuklarısınız…

Daha batılı bir söylemle ifade etmeliyim, başarabilirseniz; düzenin soytarılarısınız!

Bütün yaptıklarınıza eyvallah!

Olsun varsın hapishaneler, matbuat, bu memleket bizim! Sizlere de katlanırız.

En zoru sizlere katlanmak değil, görüntünüze dayanabilmek…

Göründüğünüz gibi değilsiniz ve olamıyorsunuz.

Aklıma İlhan Selçuk geldi; onun sözleriyle öfkemi ifade etmeliyim…

“Soytarı balonları iğneler.

Dalkavuk balonları şişirir.

Ne olursa olsun ister bir yüksek makamda otursun ister bir yargı kurumunda bulunsun ister bilim adamı kılığına bürünsün ister kalem erbabından sayılsın dalkavuğun soytarıdan besbeter olduğunu tarihler yazarlar.

Çünkü soytarının zaman zaman efendisini uyardığı görülmüştür de dalkavuğun şişirdiği balonlara tutunarak yükselmek kimseye nasip olmamıştır.

Hey gidi dalkavuk…

Sana soytarı bile denemez, çünkü soytarılık senin için rütbe sayılır. Sen dalkavukluk için belini kırıp ikiye katlanırken, senin görüntüne bile katlanmak büyük acı…”