Dilara Gürcü

06 Haziran 2015

Feministim ve oyum HDP’ye

Düşünsenize, sizi temsil eden bir parti mecliste olacak, mutluluktan çıldırmaz mıydınız?

Daha önce feministlerden HDP’ye destek basın açıklamasını imzalayan 1000 kadından biriyim; ancak seçimlere sadece bir gün kalmışken, bu konuda benim bireysel olarak da söylemek istediğim bazı şeyler var.

Ben Türkiye’de doğmuş, büyümüş bir kadınım. İnsanlığı öğrenmeden önce kadınlığı öğrenmek mecburiyetinde kalmış bir bireyim.

Çiçek değil, ana değil, obje değil, yuva yapan kuş değil, ev işçisi hiç değil, kadınım. Beni tanımlayan özelliklerin ve organların önüne “affedersiniz”i ekleyerek hicap duyanlara inat, daha da kadınım.

Anadolu coğrafyasında ezilmenin, itelenmenin, değil ikinci sınıf vatandaştan sayılmak, vatandaş bile sayılmamanın ne demek olduğunu bilen bir kadınım. Muhafazakâr zihinlerin öngördüğü gibi edepli bir kadın değil; haklarımı bilen, kendi tercihlerim doğrultusunda yaşayabilen, topluma dayatılan makul kadın algısının dışında hayatımı sürdürebilen bir kadınım.

İnsan sahip olabileceği hakların farkında olunca, onu bu haklardan mahrum bırakan iktidar ile yönetilen topraklardan kaçmayı bir mücadele haline getirebiliyor. Türkiye’de artık özgür bir kadın olarak yaşayamadığımdan ötürü Fransa’ya taşınma kararı aldığımda 26 yaşındaydım. Gezi’nin umut ışığına kapılmama rağmen 2. haftasında Fransa’ya taşındığımda ise 27.

2 yıldır Fransa’dayım; ama ben Gezi’den beri bir umut yükledim sırtıma ve belki ileride dönebileceğim bir Türkiye vardır diyerek taşıdım hep onu sırtımda.

Bu umudun devamı da HDP oldu işte. İlk defa bireysel farklılıklara bu denli açık, genel geçer dayatmalardan bu denli uzak, birçok farklı partinin “halk” olarak tanımladığı fakat kendi siyasi ajandası doğrultusunda sıfatlar yükleyerek homojenleştirdiği halka değil de, gerçekten Türkiye’de var olan heterojen yapıya hitap eden bir parti ile tanıştım.

Kadınları siyasetten var gücüyle iten bir politik düzende, ilk defa eşbaşkanlık sistemini öğrendim. Evet, BDP’de de mevcut idi; ama işleyişini HDP ile öğrendim. Birileri diyor ki “HDP kadınları kullanıyor, ayrıca kadının ‘hak etmediği’ halde bu makama gelmesi pozitif ayrımcılıktır.” O birileri bilsin ki, kadını siyasete müdahil etmek, gözünüzdeki “kurban kadın” imajındaki kadınları kullanmak değildir ve hali hazırdaki fırsat eşitsizliğinden ötürü kadınların siyasetten mahrum kalmasını engelleyen bir politika gütmek de pozitif ayrımcılık değildir. HDP’den sonra feminist direnişe en çok arka çıkan parti CHP bile kendi parti tüzüğünde yer alan %33’lük cinsiyet kotasını yerine getirememişken, kadınların siyasetteki temsiliyetini sorgulamak hangi parti destekçisinin haddine düşer?

HDP’nin ırk siyaseti yaptığını savunanlar var. Oysa HDP’ye üye olsalar görecekler ki HDP sadece Kürt halkının değil, tüm azınlıkların destekçisi. Ki varsın HDP “Kürtçü” bir parti olsun. On yıllardır sistematik olarak katledilmiş, insan hakları hiçe sayılmış bir halkın savunucusundan başka kim anlar ki aynı hak ihlallerinden mağdur olan kadın ve LGBTİlerin halinden?

Kaç zamandır feminist mücadelenin içinde yer alan biri olarak, Türkiye’de insanlara toplumsal cinsiyetin ne demek olduğunu anlatmaya çalışan biri olarak; ilk defa bir partinin seçim bildirgesinde toplumsal cinsiyet eğitiminin zorunluluğunu vaad, gördüm. Bu eğitimin Türkiye’deki cinsiyetçilik ve toplumsal cinsiyet algısı üzerindeki etkisini tahmin bile edemezsiniz. Eğitimdeki ders kitaplarından cinsiyetçi, militarist ve şöven içeriklerin tamamen kaldırılacak olması da cabası!

Kadına yönelik şiddetin daha gerçekleşmeden, tehdit ve fiziki şiddete yeltenme aşamasının ciddi bir suç sayılıp, ağır şekilde cezalandırılacağı, şiddet uygulayanları indirimsiz, ayrımcı olmadan yargılayan mahkemelerin olacağı bir sistem vaat ediyor HDP. Kravat takıp, “hata ettim” diyen kadın katillerinin indirim almayacağı bir sistem. AKP hükümetinin kadını aileden ibaret görerek kaldırdığı Kadın Bakanlığı’nı da tekrar açmayı vaat ediyor. Biliyor musunuz bu seçimlerde 7 bin kadın can güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle oy kullanamıyorlar. HDP kadın sığınaklarının sayısını ve güvenliğini arttırmayı vaat ediyor.

Varlıkları yok sayılan, örtbas edilmeye çalışan LGBTİler için seçim bildirgesinde yer ayıran bir partiyle ilk defa karşılaştım HDP ile. Hem eğitim, hem yaşam koşulları konusunda söz veriyor olmaları bir kenara dursun, Türkiye’de eşcinsel evliliğe ışık yakmaya “cesaret” gösterebilen ilk parti ile karşılaştım. Türkiye’de bir parti ilk defa açık eşcinsel erkek vekil adayı çıkardı. (Barış Sulu’ya bin selam olsun.)

Kadın ve LGBTİ istihdamında artış vaat ediyor. Kadın olduğu için iş bulamayan, transseksüel olduğu için seks işçiliğine sürüklenenlere iş vaat ediyor. Ve biliyor musunuz, hem kadın ve aslında insan olarak genel çalışma koşullarının bin kat daha fazla çilesini çeken mevsimlik kadın işçileri de HDP diyor. Benim oyum ile mevsimlik kadın işçinin oyu bir mi? Onun oyu benimkinden 10 kat daha fazla geçerli olmalıydı!

Sanılıyor ki feminizm mücadelesi sadece kadınları kapsıyor. Hâlbuki feminizm eşit cinsiyet haklarını ve haliyle sömürülen erkeklerin dayanışmasını da kapsıyor. Dünyadaki birçok ulus devletinde zorunluluğu kaldırılmış olan askerlik konusu Türkiye’de hâlâ bir tabu iken, Türkiye vatandaşı erkekleri sistematik olarak sömüren askerlikte, vicdani reddi hak olarak tanımlamak isteyen ilk parti HDP. Bununla da kalmıyor, bahsettiğim ulus devletlerinde zorunlu askerliğin kaldırılmasından önce getirilen sistem olan kamu hizmeti olasılığını da masaya koyuyor.

Şakran’daki tutuklu ve hamile kız çocuklarını hatırlıyor musunuz? Sürekli olarak tacize ve tecavüze uğrayan erkek çocuklarını? HDP çocuk cezaevlerini kapatıp yerine çocuk destek ve eğitim merkezleri açmayı, hasta tutsakların cezaevi dışında bakımını, cezaevlerinin sivil denetime açılmasını vaat ediyor.

HDP feminist mücadelenin öznesi değil, olamaz da; ancak feminizmi özne olarak alan örgütler ile diyaloğa en açık olan, feminist mücadele ilkeleri ile en çok uyuşan ve %10’luk barajı aşma ihtimali olan tek partidir bu seçimde.

Sona da çok basit bir matematik hesaplaması ekliyorum: AKP’nin anayasayı paşa gönlüne göre değiştirebilmesi için 367 vekile, başkanlık sistemi gibi radikal bir değişimi referanduma sunabilmesi için 330 vekile ihtiyacı var. HDP %10 barajını geçerse AKP yaklaşık 50 milletvekili kaybederken, geçemediği durumda, AKP 2-3 vekil kaybedecek. CHP’den 2-3 vekil kazanmak yerine, HDP’den 60 vekil diyorum ben. Çünkü bu şiddet, saldırı, katliam ortamında; benim mecliste temsil edilmeye hakkımın yenmesine ve sabote edilmesine dayanamıyorum artık!

Rüyalarıma giriyor, HDP yüzde 10 barajını geçecek ve ben Paris’te République meydanında yoldaşlarla halay çekeceğim. Rüyalarıma giriyor, ilk defa bir parti beni mecliste temsil edecek ve ben artık bir yasa tasarısı onanmıyorsa, hesabını sorabileceğim. Rüyalarıma giriyor, ilk defa ben mecliste olacağım. Bir kadın, bir feminist, her şeyden önemlisi bir birey olarak, farklılıklarım gözetilmeksizin mecliste olacağım. Mecliste olacağız.

Düşünsenize, sizi temsil eden bir parti mecliste olacak, mutluluktan çıldırmaz mıydınız?


@DilaraGurcu