Didem Doğan

11 Haziran 2023

Seçmenin cevabı: Seçimin psikolojik analizi 101

14 ve 28 Mayıs seçimleri, özellikle muhalefetteki siyasi partilere sert bir dille ve yüksek volümle seslendi: Değişin!

Seçim dönemi boyunca iktidarlar konuştu. Seçim gelince de seçmen konuştu. Oylarıyla verdiği cevapla seçmen aslında neler söyledi? Sonuçları geniş bir açıyla okumak için daha çok analiz yapmak lazım. Bir düşünme alanı oluşturmak, okumak, dinlemek, tartışmak, üretmek ve birlikte konuşmak zorundayız. Seçimle verilen bu cevap siyasetçiler ve ülkede değişim isteyen hepimiz için çok kıymetli, bu cevap küçümsenmemeli ve bir sonraki adımın ilk ve önemli basamağı olmalı. (Seçimin adil olmayan koşullar ve imkanlar altında ve dürüstlük karinesine zarar verici bir şekilde gerçekleşmiş olduğunu es geçmiyorum, bu meseleyi seçim sonuçlarından ayrı tutmamak hatta seçim sonuçlarının içine katmak lazım diyorum.) 

Seçim dönemi söylemlerine ve oy oranlarına dayanan kişisel okumama dayanarak, farklı kesimlerden seçmenin bu cevabını biraz daha detaylandırarak, konuşma diline çeviriyorum:

El-cevap 

  1. Birisi başımızdan gitsin ve ülkemizde demokrasi hüküm sürsün diye inanılmaz şekillerde birleşebiliriz. Ülkenin çalınan çırpılan oylarını da sayarsak yarısı biziz. (Muhalifler)
  2. Bu birleşmenin birleşirken yarattığı toplumsal etkisi çok yüksekti. Bu dönem seçimle ilgilenen özellikle muhalif seçmen için yaşam dürtüsünü güçlendiren bir etki yarattı. "Birleşme" belki de olmasını arzu ettiğimiz komün düzeni anımsattığı için, umudu epey besledi. "İlk turda biter" heyecanı, "böyle olmasa bile duygusu güzel" temkiniyle, Gezi'den bu yana hayatımızın ülkemiz için belki de en umutlu olduğumuz dönemini yaşattı. İlk turda olmayınca yaşanılan büyük hayalkırıklığı, ikinci turda temkinli ve biraz küskün bir sessizlik yarattıysa da, umut etmekten vazgeçmedik. Birleşmeyi savunacağız. Ama becerebilirseniz. (Muhalifler)
  3. Çocukça siyaset yapan, dürtüleriyle ve bencillikleriyle hareket eden kişilere inanmıyoruz. Gelir geçerler nasılsa, artık biliyoruz. (Her iki mahalle)
  4. Bize ekonomik sorunlarımızı çözmek için akla yatan, gerçekçi önerilerle ve simülasyonlarla gelmenizi bekliyoruz. (Her iki mahalle)
  5. Parçalardan oluşan ve kendi içinde entegre olamamış -eklentili bir yönetim önerisine güvenemiyoruz. (Her iki mahalle, ama en çok iktidar yanlıları)
  6. Bizden olmayanlar tarafından aşağılanmak, dışlanmak, ötekileştirilmek, hor görülmek istemiyoruz. (Her iki mahalledeki belki de en güçlü söylemdi.)
  7. Seçim hazırlığınızı son geceye bırakmayın. (Muhalifler)
  8. Afetlerin ve ya yoksulluğun bizim siyasi tercihlerimizi derinden sarsacağını düşünmeyin. Özellikle böyle dönemlerde daha az şeyin değişmesini isteriz. Böyle bir yerden bizi yargılamayın. (Her iki mahalle)
  9. Bize kim yakın duruyorsa, biz kiminle "ilişki" kurabiliyorsak, aynı değerler ve kültürel arka planlarımızı kimlerle paylaşıyorsak, nereye aidiyet hissediyorsak oraya oy veririz. Mahallemizdeki sosyal kabulu terk edip, neden sizin mahallenizde hor görülmeyi kabul edelim? (İktidar yanlıları)
  10. Çok güçlü bir lidere ihtiyacımız var. Çünkü güçlü lider bizi de güçlü hissettiriyor. (Özellikle iktidar yanlıları)
  11. Sert ve otoriter bir baba figürüne ihtiyacımız var. Başımızda durmalı esip gürleyebilmeli, bazen çıkarıp harçlık vermeli. (İktidar yanlıları)
  12. Henüz, halktan biri gibi davranan/olan, mütevazı görünen bir lidere hazır değiliz. Güvenemiyoruz. (İktidar yanlıları)
  13. İktidar tarafından yaratılmış ve dayatılmış bile olsa, "korku nesnelerinden" (teröristler, LGBTİ bireyler, dinsizler), bizi yine iktidar partisi koruyabilir. (İktidar yanlıları)
  14. Koskoca devletin bir dolu TV kanalları varken, muhalefetin YouTube videolarına mı inanacağız? (İktidar yanlıları)
  15. Sermaye bizde, paramızı katlayabiliyoruz, devletten desteğimizi alıyoruz, kazandıkça kazanıyoruz; iktidarın yarattığı bu düzenin bir gram bile değişmesini elbette istemiyoruz. (Her dönem iktidar yanlıları)
  16. Birbirinize bağırıp durmayın akşama kadar, bize de bağırmayın yeter, işinizi yapın! (Her iki mahalleden küçük birer grup)
  17. "Gezi", zamanında kendiliğinden gelişen büyük bir halk hareketiydi, mutlaka toplumsal hafızada çeşitli olumlu izler bıraktı ama Gezi'yi taklitle yeniden üretmek mümkün değil. Bu günün gerçekliğine uymadı. (Muhaliflerin bir kısmı) 

Mesajı almak

Peki iktidar partilerini bile değişime ve yeni söylemlere itecek bu cevapları, siyasi partiler nasıl değerlendirecek ve nihayetinde neler üretecekler? Özellikle muhalefetin büyük ittifakının suskunluğu ve kalakalmışlığı neden? Nasıl yorumlayalım? Henüz bilmiyoruz. "Mesajınızı aldık" diyecekler mi? Göreceğiz.

Bildiğim tek şey, değişim ihtiyacını en doğru okuyan en çok yolu alacak. Ağırlaşmış, fosilleşmiş bürokratik kökleri ayıklamak, temizlemek, budamak ve kalan sağlıklı taraflarına bakım ve ilgi vermek; partilerin ilkelerini, aldıkları yolu, halkla kurdukları ilişkileri bugün yeniden değerlendirmek cesaret gerektiren öncelikli bir plan olmalı.

Muhalefet partileri ilerici politikaların yürürlüğe girmesini istiyorsa bazı "olmazsa olmazları" belirleyip, kararlı bi şekilde mutlaka yürürlüğe koymalı. En başında da, seçim arifesi oluşturulmuş 'seçime ancak yetiştirilen vaatlerle' değil, toplumu olumlu anlamda dönüştürmeyi hedefleyen insani ve süreç gerektiren müdahale başlıkları belirlemeli. Bu seçimde ülkemizdeki kadim siyasi hareketlerin neredeyse tamamının zayıfladığını, bir kaç ilerici kısık/kısılan ses dışında kalan siyasi söylemlerin, kısırdöngüyü besleyici biçimde ezbere söylendiğini gördük. 

İktidar partileri de seçmenden epey gol yedi, aldığı oy (ya da alamadığı oy) önceki başarılarının yanında bir düzeyde kayıp etkisi yaratmış olmalı. Onların da dünyadaki muhafazakarlık rüzgarını arkalarına almak dışında yeni siyasi söylemler yaratması gerekebilir.

Soldaki tartışmalara girmeyeyim burada, sadece şunu hatırladım. Soldan kafasını kim biraz çıkarsa, diğer solcular tarafından, lunapark oyunlarındaki gibi tokmakla dayak yiyor. Bunun daha iyi değerlendirilmesi lazım. Mesele hep, zerre ilerletmeyen kibirli bir söyleme gelip tıkanıyor: Kim daha çok solcu? 

Yurtdışı oyların belirleyiciliğini tartışamıyorum. Ancak 'rahat rahat döviz harcamak için vatanın ekonomik krizde kalmasını isteyeceklerini' ya da 'cahil eski göçmenler olmalarını' yeterli gerekçeler olarak görmüyorum. Dışarından bakınca oradaki dinamiklerle ve Müslüman göçmen olmakla ilgili bir şeyler ifade ediyor olabilir. Araştırmak lazım. Belli bir süre ülkede yaşamayan, psikolojik olarak aynı iklimde nefes almayan kimselerin o ülkenin yerli vatandaşının yaşayacağı gelişmeleri ve gerilemeleri tespit etmesi ne derece mümkün bilmiyorum. Ama pek sanmıyorum.

Neticede muhalifler olarak bizler epey bir süre sallanacağız. Hem duygularımızın, hem düşüncelerimizin merkezini bulması zaman alacak. Demlenmek, sindirmek, anlamaya çalışmak lazım. Bu süre içinde oraya buraya saldırmak belki gereksiz enerji harcamak olabilir. Her kayıp biraz üstüne dinlenme ve yas gerektirir.

Öneriler

Toparlanma ve değişim için bazı öneriler geliyor aklıma:

  1. Farklı disiplinlerle (sanat, felsefe, sağlık, psikoloji, sosyoloji, mühendislik, finans…) geleceği ve siyaseti birlikte düşünmek, okumak, konuşmak ve dinlemek gerekiyor.
  2. Özellikle sosyal medya üzerinden olmayan, medeni ve yeni tartışma yolları icat etmek lazım.
  3. Halkı tarif ederken hangi taraf olursa olsun üsttenci, hakaretamiz, düşmancıl ve ayrımcı dili tamamen bırakmak çok acil.
  4. Halkın ihtiyaçlarını, parti ilkeleri üzerinden onlara sunmak ya da dayatmak değil doğrudan kaynağından öğrenmek gerekir. Orada, onlarla olmak, kaynaşmak, bunu politik bir plan veya propoganda olarak değil, yönetim ve temsil işinin gereği olarak samimiyetle yapmak önemli. Halkı temsil edecekseniz uzaktan "senin şuna ihtiyacı vardır" diye tahmin yürütemezsiniz. Halkla ilişki kurmanız gerekir.
  5. İnsanın temel psikolojik ihtiyaçları, siyaset söz konusu olunca hep görmezden gelinir. Oysa ki en güçlü motivasyon da buradan gelir. Siyasiler bu ihtiyaçları pek ciddiye almazlar. Gelin görün ki hayat boyu devam eden temel sosyal ihtiyaçlarımız vardır: aidiyet, saygı, kabul, onay, yakınlık, yardımlaşma, yakınlığa bağlı gelecek faydalar (iş, iyi maaş, pozisyon, uygun bir evlilik partneri, sosyal yapılar içinde takdir edilmek, sınıf atlamak…) gibi. İnsanların nasıl olup da birlik olmayı sürdürdüğünü anlamak için önemli argümanlardır. Bu hayvanlar dünyasında da benzerdir. Siyasetçilerin daha fazla belgesel izlemelerini öneriyorum.
  6. Halkı, iyice parasız kaldığında veya depremzede olduğunda, yani fiziksel ve psikolojik ihtiyaçları arttığında birden "aklı başına gelip isyan edecek bir fantastik blok" olarak görmekten vazgeçmek gerekiyor.
  7. Toplumsal değişim için mahalle çalışmaları yapmak gerekir. Halkla anlaşmak gerekir.
  8. Dış politika için mutlaka ayrı stratejiler gerekecektir. Seçim sonucunu belirleyen ne yazık ki sadece içerideki seçmenin vicdanı-gönlü değil.