Deniz Can

31 Mart 2017

Tuhaf günlerin tumturağında kalbim

Her ne istediysek istedik karşımızdan, aslında tek bir şey istedik kendimiz için: Aşkla bağlılık ve mutluluk

Güvenimi suistimal ettiler… 

Oysa ne çok şey vaad etmişlerdi. Mutlu yarınlar, gelecek güzel günler ve her şeyin ardında saklı olan o tılsımlı hayat. Mucizelerle dolu bir yanım, anıların tatmininde diğer yanım. 

Yaşadıklarım yaşayacaklarımın teminatı değildi. 

Sahip olacağım değerler, erdemler yarınlarımın teminatıydı. Mutluluk olacaktı. 

Dürüstlük, açıklık, iyi kalplilik, yardımseverlik, ahlaklılık, tutumluluk, olgunluk, sevgi dolu, saygı dolu ve başarılı olmak. 

Hepsi olacaktım ve mutluluk gelecekti. Hepsi olacaktım ve insan olacaktım. 

İnanmıştım, çoook derinden inanmıştım. Hep sevecekler, el üstünde tutacaklardı çünkü beni çok seviyorlardı. 

Bir gün, sadece bir gün ve bir an dönüp baktım ki, yoklar. Hiç olmamışlar ki, bir masalmış hepsi. Gerçek ise apaçık ortadaymış.

Gözlerimi bağlamışlar da, fark etmemişim. Gördüklerimi gerçek sanmışım.

Öyle bir dünya, öyle bir hayat anlatmışlar ki bana, o sadece düşlerindekilermiş. Bir düşün içine bırakmışlar beni de, kendileri uyanmış. Ve hayat beni tıngır mıngır sallar iken, develer berber iken uyumuşum. 

Bir gözümü açtım. Bir fark ettim ki, her şey yıkılmış. 

Ben çırılçıplak, ürkek ve savunmasız. 

Ben naçar, kimsesiz ve savruk. 

Şimdi kim başlayacaktı yeniden? Her şeyi sıfırdan öğrenmek kolay mıydı? 

Öğrettikleri yanlış mıydı? Hayır. Geçersiz miydi? Hayır. Peki neden işlemedi bu insanlık ve mutluluk formülü?

Galiba insan olmanın şartları yoktu. İnsan doğan herkes insandı zaten, kabul etmediğimiz buydu. 

İnsan olmayı yüceltmeyi, diğer canlılardan farklı kılmayı seviyorduk. Böylece varlığımız ve oluşumuz daha anlamlı oluyordu. Bu yüzden insanlığa değerler yakıştırıyorduk, beziyorduk, süslüyorduk. İnsan olmayı zorlaştırıyorduk.

Hani vardır ya, derler ya, “hayvanlar bile daha temiz”. İnsan olmak, hayvan olmaktan üstün müydü? Oysa varoluş bir bütün olarak ahenktir. Her bir parçanın eşit önemi, katkısı vardır. 

Ne zaman ki, insan olmanın diğerlerinden ayrı bir yücelik olduğunu düşündük, inandık. İşte biz o zaman mutsuz olduk.

Hep peşinden koştuk, hep olmaya çalıştık, ne olduğumuzu unuttuk. 

Mutluluk çok uzakta kaldı. Mutluluk hep şartlara bağlıydı. Mutlu gelecek hep şartlara bağlıydı.

Oysa gelecek kendiliğinden geliyordu. Düşman geliyormuş gibi, kalkanları, silahları kuşanmak gerekmiyordu. O vakti geldiğinde geliyordu. Vakitsiz çalan bir kapı değildi. 

Mutluluk bir oluş haliydi. Şartı yoktu, koşulu yoktu. Ona şart ve koşulları yükleyen bizlerdik. 

Çocuklar genel olarak mutlu, kendi doğal süreçlerine bırakıldığında, biz onları sakatlamadığımızda. Neşe ve mutluluktur çocuk. Önünü arkasını düşünmeden.

Değerleri ve durumları bu kadar yüceltince mutlu olduk mu?

Mutluluğa bu kadar şart koşunca, şartları sağlayıp mutluluğa ulaştığımızda, daha çok mu mutlu olduk?

Hayır. 

Barışalım artık olduğumuz hal ile. Ne isek o olalım, bırakalım şartları şurtları. Her halimizle insan olduğumuzu başka bir şey olamayacağımızı kabul edelim. 

Biz tüm bunları yaşarken neler oldu? 

Hayat bize sürprizlerle gelmeye devam etti. Bazısını fark ettik, aldık. Bazısını ıskaladık. 

Sürprizler çok şaşalı değildi belki, ama güzeldi. 

Doğan güneş, en büyük sürprizdi. 

Karşılaştığımız eski dost, sürprizdi. 

Telefonun ucundaki sıcak ses, samimiyetle yazılan mesaj, sürprizdi. 

Aldığımız nefes, sürprizdi. 

Radyoda çalan şarkı, sürprizdi.

Bir komşuda, bir dergide, bir yazıda önerilen kitap, sürprizdi. 

Görüp aldığımız, fark ettiğimiz her şey sürprizdi. Bazen teşekkür edecek zamanı bulduk, bazen bulamadık. Bazen teşekkür etmeyi istedik, ama edemedik. Önce yanıt almak istedik, karşılığı olsun istedik daha önceki girişimlerin. 

Her ne istediysek istedik karşımızdan, aslında tek bir şey istedik kendimiz için: 

Aşkla bağlılık ve mutluluk.