Çetin Çeko

28 Ağustos 2015

Müzakere masasının bileşenleri çoğalmadıkça masa her zaman devrilir

PKK dışındaki siyasal aktörlerin sürece müdahil olmaları ortak bir çözüme ulaşmayı kolaylaştıracaktır

‘’Gömleğin bir düğmesini yanlış ilklerseniz diğerleri de yanlış iliklenir.’’

Çatışma çözümlerinde genel geçer bir ilke vardır. Bu ilke, eğer çatışma içinde olan taraflar kalıcı ve adil bir barış için masaya oturacaklarsa, masanın bileşenleri çatışmadan etkilenen ve çatışmanın çözümüne katkı sunacak aktörleri de kapsamalıdır prensibiyle hareket eder. Yani her iki taraf çoğulcu bir temsil veya yetkiyle müzakere masasını inşa etmelidirler. Uzun vadeli kalıcı ve adil barışın temel şartlarından biri budur. Bunun olmaması durumunda yasal ve kurumsal yapılar oluşsa bile, süreç kırılgan ve çökme tehlikesiyle yüz yüze kalır.

AKP hükümeti ile PKK arasındaki ilk resmi görüşmenin Eylül 2008’de Oslo’da gerçekleştiğini varsayarsak, görüşmeler türbülanslı bir seyir izleyerek günümüze kadar geldi ve tıkandı. Şu an taraflar taahhüt ettikleri ve atılması gereken adımları atmamakla birbirlerini suçluyorlar. Kuşkusuz bölgedeki ve iç siyasetteki gelişmeler belirleyici olmakla beraber, silahlı çatışmaya yol açan ve meselenin özünü teşkil eden Kürt ve Kürdistan sorununun çözümünden tarafların ne anladığı önemlidir. Ayrıca müzakere masasında oturanların sadece hükümet ve PKK lideri Öcalan olması, diğer politik aktörlerin masada olmaması, kırılganlığın ve tıkanmanın diğer önemli bir nedenidir.

Bu yüzden 2008'den bu yana hükümet ile Öcalan-PKK arasında sürdürülen görüşmeler defalarca kesintiye uğradı ve silahlı çatışmalar meydana geldi. Bu tıkanıklığı aşmak için her iki taraf kalıcı ve adil bir barışa ulaşmada, meselenin çözümüne katkı sunacak, kendileri dışındaki siyasi aktörlerin masada yer almaları konusunda adım atmadılar.

Taraflar, sürecin dışında kalan siyasal güçler, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri ve uluslararası toplum tarafından bu konuda uyarıldı. En kısa zamanda masanın bileşenlerinin heterojen olması ve uluslararası bağımsız bir gözetleme heyeti tarafından sürecin takip edilmesi önerildi. Bütün uyarı ve önerilere karşın bilinçli olarak ortak veya tek bir irade ortaya koymaktan itinayla kaçınıldı.

 

Hükümet, Öcalan - PKK ve HDP dışındaki aktörler

 

Hükümet ‘milli çözüm’, ‘milli müzakere’ ve ‘milli göz’ diyerek süreci monolog hale getirmek için elinden geleni yaptı. Öcalan, PKK ve HDP ise masanın kendi bulundukları tarafının böyle bir sorunu olmadığını, sadece meclis ve uluslararası toplum ayağının eksik olduğunu konjonktürel duruma göre görüşmelerin tıkandığı durumlarda vurguladılar.

PKK dışındaki Kürt siyasal bileşenleri hükümete, Öcalan’a ve PKK’ye masanın Kürt tarafındaki bileşenlerinden biri olmaları gerektiklerini sürecin başından beri dile getirdiler. Silahların susturulması için HDP aracılığıyla PKK ile sürdürülen görüşmelere kimsenin itirazı olmadığını ve süreci desteklediklerini her fırsatta açıkladılar. Fakat Kürt ulusunun ulusal ve demokratik hakları söz konusu olduğunda tüm Kürdistanlı partiler, sivil toplum örgütleri, etnik ve dini kesimlerin söz söyleme hakları olduğunu hem AKP hükümetine hem de PKK’ye söylemeye devam ettiler.

Aynı şekilde Türk tarafından da başta kanaat önderleri olmak üzere birçok siyasal çevre, sürecin selameti açısından müzakere masasının bileşenlerinin genişlemesi gerektiğini belirttiler. Ağırlığı Türk olan kanaat önderi gazeteci, yazar, akademisyen ve siyasetçiler uluslararası barış projeleriyle Güney Afrika, İrlanda, İspanya deneyimlerini bizzat yerinde görüp öğrenmek için bu ülkelere gidip, sorunun çözümünde rol alan taraflarla görüştüler. Deneyimlerini kamuoyu, hükümet ve PKK çevreleriyle paylaştılar.

Tüm bunlara karşın müzakere masasının bileşenleri aynı kaldı. Hükümet, Nisan 2013’de aralarında yazar, gazeteci, akademisyen ve sanatçılardan 63 üyeli Akil İnsanlar Heyeti oluşturdu. Heyetin amacı müzakere masasının bileşenlerini çoğaltmak değil, hükümetin başlattığı ‘çözüm sürecine’ halk desteğini sağlamaktı. Heyet, belirli bir periyod içinde Türkiye ve Kürdistan’ı dolaştı ve müzakere sürecine desteğin artmasına, hükümetin elinin kuvvetlenmesine katkı sundu. Heyet ayrıca alan çalışmalarını hazırladığı raporlarla hükümete iletti.

AKP hükümeti, 2002-2013 yılları arasında kültürel alanda kısmi reformalar yaparak, Kürt sorununun çözüldüğü, çözülmeyen sorunun ‘terör’ olduğu noktasına geldi ve durdu. Müzakere masasının bileşenlerini çoğaltmak, soruna hakem olarak uluslararası toplumu müdahil etmek gibi asla ama asla bir tavır içinde olmak istemedi ve istemiyor. Güvenlik merkezli bir yaklaşımla PKK’yi kontrol altına almayı ve Kürt sorununda sürdürülebilir bir kriz düzeyi tutturmaya çalışıyor. Bu açıdan masada hükümeti temsilen Kamu Güvenliği Müsteşarlığı ve MİT benzeri güvenlik kurumlarının dışında, Türk tarafından farklı yaklaşım içinde olan siyasal ve sivil aktörleri sürece karıştırmak istemiyor.  

Öcalan, PKK ve HDP ise ‘barış savaşanlar arasında yapılır’ o zaman kimler savaşıyorsa, kimlerin eli tetikteyse müzakere yalnızca onlar arasında olur düsturu ile hareket ediyorlar. Kürt ulusunun çok sesli siyasal yapısını, özellikle çözüm alternatifi olarak federasyon ve bağımsızlık taleplerini savunan siyasal kesimleri küçümseyerek, görmezden gelerek temsilde sadece kendilerini yetkili görüyorlar. Oysa PKK dışındaki siyasal aktörlerin sürece müdahil olmaları hem ulusal ve demokratik hakların tesliminde çıtanın düşürülmemesine, hem de Kürdistan’daki farklı siyasal çizgilerin kabul edeceği ortak bir çözüme ulaşmayı kolaylaştıracaktır. Öte yandan Kürt tarafının meşru temsili daha da kuvvetlenecek, PKK’nin hata yapma riski azalacak ve devlet çözüm için bugünkünden daha çok zorlanacaktır.

Evet, çatışmasızlık hayata geçsin ve masaya geri dönülsün. Eğer masaya geri dönüş mevcut haliyle olacaksa daha çok müzakere masaları devrilir, Kürtlerin taleplerine cevap bile vermeyen mutabakatlar ret edilir, görüşmeler buzdolabına kaldırılır.

Gömleğin düğmelerini baştan doğru iliklemenin zamanıdır.

 

@cetin_ceko