Cem Dizdar

10 Ekim 2010

Gürol yeni bir 'köprü' kurdu geçmişe! Dinleyin!

Arabada ha babam de babam Gürol Ağırbaş’ın geçmişe kurduğu ikinci ‘köprü’ olan ‘Beyaz Perde’yi döndürüp duruyorum

Arabada ha babam de babam Gürol Ağırbaş’ın geçmişe kurduğu ikinci ‘köprü’ olan ‘Beyaz Perde’yi döndürüp duruyorum


Hani bazen söz duymak istemez ya insan, hele ki ayrılık vakitlerinde, yine de o aralar sessizlik dokunur ona, bir ses ister hüznüne yarenlik eden.

Bu aralar yine ‘sözsüz’ müziğe dadandım. Şarkıdaki, türküdeki sözlerden kendime pay çıkaracak halde değilim belli ki...

Arabada ha babam de babam Gürol Ağırbaş’ın geçmişe kurduğu ikinci ‘köprü’ olan ‘Beyaz Perde’yi döndürüp duruyorum.


Hepimiz birbirimizin aynısıyız

Öyle bizim gibi, öyle tanıdık çalınmış ki unutulmaz filmlerin müzikleri, önceki ‘Köprüler/İki Dünya’ albümüyle söylemek istediğini bir kez daha fısıldamış kulağımıza Gürol. Demiş ki; “Arkadaşlar dünyamızın yönü yoktur; doğusu batısı, kuzeyi ya da güneyi. Öyle ya, uzaydan bakıldığında gezegenimiz yönsüz bir evrende öylesine dönüp duran masmavi bir küre. Neresi aşağısı, neresi yukarısı kim bilebilir? Biz dünyalılar birbirimizin aynısıyız. Sadece kendimizi farklı dillerle ifade ediyoruz. İyi ki de böyle yapıyoruz. Gezegeni renklendiriyoruz...”


İçlerinde kaybolduğumuz filmlerin bizi alıp götüren melodilerini ‘bizim çocuklar’a çaldırmış yine Gürol Ağırbaş. Başka diyarlardan aldığı müziği, bizim buralı yapmışlar el birliğiyle. Kimi zaman çığlık çığlığa, kimi zaman üzünç içinde çalmış kemanını Turay Dinleyen... Bazı yerlerde avaz avaz bağırtmış Göksun Çavdar klarnetini, kimi yerde, de ki ‘Zorba’nın dansı’nın girişinde derinden ve acıklı üflemiş... Turgut Özüfler, ‘çinko damı gagalayan kuşlar’ misali okşamış kanunu... Ama ille de ‘Pulp Fiction’un girişinde ‘bas’ın bütün maharetini gösteren Gürol Ağırbaş’ın sert, kromatik vuruşları...


Öyle, su gibi akıyor albümdeki parçalar peşi peşine. Kimisinde boğazın düğümleniyor, Hint filmi ‘A Throw of Dice’daki ‘Koyal’da örneğin... Kiminde kalkıp oynayasın geliyor, misal, hafiften roman havasını çağrıştıran ‘Pulp Fiction’ın ‘Mısırlou’sunda. Arabadaysan direksiyonu sık sık bir darbukaya çeviriyorsun kuvvetli vuruşlarla.


Bu kez dünyanın dört bir yanındaki ‘hatıralarımıza’ atıyor ‘Köprüler’i Gürol. Bizi bize, bizi geçmişimize, güzel günlere bağlıyor...


Dinlerken diyorsun ki; “Herkes zaten kendi filminin kahramanı değil mi? ‘Esas kız’la, ‘esas oğlan’ da sonunda herkes gibi öleceklerse niye olsun ki bu ayrılıklar?”


KÖPRÜLER / Beyaz Perde

1. Eternity And a Day (Sonsuzluk Ve Bir Gün)
2. Pulp Fiction (Ucuz Roman)
3. Scent Of a Woman (Kadin Kokusu)
4. The Last Of The Mohicans (Son Mohikan)
5. A Throw Of Dice (Sessiz Film)
6. Zorba The Greek (Zorba)
7. Jy Suis Jamais Alle (Amelie)
8. Conquest Of Paradise 1492 (Cennetin Keşfi)
9. Children Of Sanchez (Sanchezin Çocukları)
10. Arizona Dream (Arizona Rüyası)
11. Chariots Of Fire (Ateş Arabaları)
12. The Godfather (Baba)


Emir'e ve Mesut'a yapılanlar

Tuhaf bir ülkede yaşıyoruz, tuhaf şeyler görüyoruz. Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Emir Kusturica’nın aylar önce belli olan jüri üyeliğini protesto etmek için Antalya Altın Portakal Film Festivali’ne katılmayacağını açıklamış. Semih Kaplanoğlu da aynı gerekçeyle filmi ‘Bal’ı çekti festivalden. Bu iki isim de bir zamanlar savundukları görüşlerin tam tersi cenahta bulunuyorlar şimdilerde. Gelecekte ne olur bilinmez elbette. Yani kelimenin tam anlamıyla ‘eski solcu’dur ikisi de. Kusturica’nın ‘kimlik tercihi’ni en azından Günay ve Kaplanoğlu’nun daha iyi anlamasını beklerdim.


Kaldı ki, o eski güzel günlerini, artık olmayan güzel ülkesi Yugoslavya’yı savunduğunu, özlediğini her fırsatta dile getiriyor.


Benzer bir durum önceki akşam Almanya’da da yaşandı. Ayağına topu her aldığında yuhalamalar, ıslıklarla kırıldı Mesut Özil’in kalbi. Daha yaz başında Dünya Kupası’nda gol atsın diye dualar edilen Mesut Özil, sadece doğup büyüdüğü ülkenin, birlikte oynadığı mahalle arkadaşlarının ulusal takımını tercih etti diye bizimkilerin olmadık aşağılamalarına maruz kaldı. “Hele buraya bir gelsin” diyenler bile vardı televizyonlarda... Peki, böyle mi olmalıydı? Bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi yaşamayan, bizim tercih ettiklerimizi tercih etmeyen ama ‘bizim gibi olan’lara karşı takındığımız bu vicdansız tavır sizce dünyayı daha yaşanır bir yer kılar mı? Bari Mesut ikinci maçta Türkiye’ye geldiğinde alkışlarla, sevgiyle, saygıyla, hürmetle bu utancı kıvanca çevirmeyi becerebilsek...