Candan Yıldız

12 Nisan 2023

O.Y.A, Bekir Ağırdır'ın "Cumhuriyet ve 14 Mayıs seçimleri" konuşmasıyla kamuoyuna açıldı

Ortak Yaşam Ağı, farklı fikir, ideoloji ve inançlardan gelenlerin müzakere kültürü ile ortak yaşamının mümkün olabileceğini göstermeyi de amaçlıyor

Ortak Yaşam Ağı yani O.Y.A… Kısaltması işleviyle müsemma… Yaklaşık üç yıldır toplantılar yapan, varlığını bugüne kadar duyurmayan ama Türkiye’nin temel meselelerine kafa yoran, farklılıkları müzakere ederek ortaklıkları O.Y.A gibi işlemeyi amaç edinen ağ, seçimlere haftalar kala kendisini duyurdu.

Zamanlama önemli… Zira 14 Mayıs seçimlerini “Cumhuriyet tarihinin en kritik seçimi” olarak tarif ettiler ve ortak paydaları Cumhuriyetin demokratikleşmesi, adalet, eşitlik, barış…

Ağın özelliği farklı fikir, ideoloji ve inançlardan gelenlerin müzakere kültürü ile ortak yaşamının mümkün olabileceğini göstermek.

Tabii ki varlıklarının nedeni bununla da sınırlı değil… Siyaset üzerinde baskı unsuru olmanın da önemli olduğunu düşünüyorlar, olmuşlar da…

İstanbul Taksim’de bir toplantıyla kamuoyuna “merhaba” diyen O.Y.A, bugüne kadar boşanma ve nafaka hakkının kısıtlanmasına yönelik yasal düzenleme girişimlerine karşı imza kampanyası düzenlemiş ve iktidarın başörtüsüne anayasal güvence gibi kutuplaştırma politikasını boşa düşürecek çalışmalar da yürütmüşler. Siyasi aktörler arasındaki ilişkileri kolaylaştırmak gibi çabaları da olmuş.

O.Y.A’da yer alan 7 isim de milletvekili adayı zaten… Hasan Cemal, Ayşegül Doğan, Namık Tan, Nurten Ertuğrul, Sevilay Çelenk o isimlerden bazıları…

Toplantıda araştırmacı Bekir Ağırdır ilk konuşmayı yaptı ve 14 Mayıs seçimleri için “Bu seçim bir medeniyet seçimi… Ya demokrasiyi ya da otoriterliği seçeceğiz, ya gönüllü yurttaşlar olup olamayacağımız bir hayatı ya da mecburiyetleri olan bir hayatı yaşayacağız” dedi.

15 Mayıs’ta bir Cumhurbaşkanı ve etrafında Meclis çoğunluğu olan bir iktidar tablosu çıkmayacak” diyen Ağırdır bunun, Türkiye için fırsat da risk de olabileceğini söyledi. Ağırdır“Eğer 15-16 partinin olduğu bir Meclis karşımıza çıkacaksa ve bir iktidar çoğunluğu da olmayacaksa, eğer siyasetçiler gerçekten ülkenin geleceğini düşünürler ve parlamentoda yeni anayasa yapımını, Cumhuriyeti demokratikleştirerek yeniden inşayı önlerine koyarlarsa bu Türkiye için tarihi fırsat olur ama tersi durumunda sadece el kaldıran bir parlamento olursa küresel bölüşüm kavgasında Türkiye savrulabilir” diye konuştu.

Bu arada bütün araştırmalar da Millet İttifakı’nın Emek ve Özgürlük İttifakı ile birlikte TBMM’de çoğunluğu elde ettiğini gösteriyor.

Cumhur İttifakı’nın oyun planı da Cumhurbaşkanlığını kazanan muhalefetin Meclis’te zayıf olması durumunda “topal ördek” olacağı propagandasıyla seçmenin “istikrar” zaafına oynamak gibi duruyor.

Avukat Hülya Gülbahar da Millet İttifakı’nın listelerinin eşit temsilden uzak olduğunu söyledi. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında kadınlara vitrinlik rol verildiğini ifade etti. Pandemi ve depremlerde kadınların ağır bir cinsiyetçi fatura ödediğini hatırlattı ve “Mor ve yeşil ekonomiyi merkeze almalıyız, Ortak Yaşam, alternatif modelleri tartışmak için önemli bir yer” dedi.

Avukat Figen Çalıkuşu da Yüksek Seçim Kurulu üyelerinin Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın noter tasdikli diplomasının geçerli olduğu ve üçüncü kez aday olabileceği yönündeki kararlarını hatırlatarak "YSK'nın 7 asli 4 yedek üyeden oluşması gerekir ama YSK ısrarla asil ve yedek seçimini yapmamaktadır. Oysa bizim o kararlara imza atan üyeleri bilmemiz gerekir. Çünkü asillerin hukuki ve cezai sorumluluğu var" diye konuştu. 

Çalıkuşu YSK üyelerine de seslenerek, kamu görevlisi olan bakanların istifa etmeden milletvekili adayı olduğunu söyledi ve "Verecekleri kararda milletvekili aday listelerinde yer almamaları gerekiyor bakanları. Anayasayı yok saymaya devam etmesinler. Bakanken aday oldular. İstifa etmediler. Devletin gücünü imkanının kullanarak kampanya yürütemezler" dedi. 

Anayasa 76'ya göre "Hakimler ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, yükseköğretim kurumlarındaki öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevlileri ile yaptıkları hizmet bakımından işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ve Silahlı Kuvvetler mensupları, görevlerinden çekilmedikçe, aday olamazlar ve milletvekili seçilemezler."

Mesela İçişleri Bakanı Süleyman Soylu İstanbul 2. bölgeden aday gösterildi. O bölgeden Ahmet Şık ve Hasan Cemal de aday... Devletin gücünü arkasına alan bir bakanın adaylığının eşit koşullarda olmayacağı açık. 

Yeni seçim yasasıyla Cumhurbaşkanı seçim yasaklarından muaf tutulmuştu.

Ez cümle O.Y.A zaten üç yıl öncesinden kollarını sıvamış... Cumhuriyetin demokratikleşmesinde artık daha görünür rol alacaklar diye düşünüyorum.

O.Y.A'dan isimler....

Abdulhakim Daş, Ahmet Aykaç, Akın Atalay, Alev Er, Ali Yaycıoğlu, Ayşegül Doğan, Ayşen Şahin, Baskın Oran, Bekir Ağırdır, Berrin Sönmez, Binnaz Toprak, Bülend Tuna, Cafer Solgun, Ekrem Baran, Emine Uşaklıgil, Enes Atila Pay, Erdal Karayazgan, Erdoğan Aydın, Erinç Yeldan, Erol Köroğlu, Ersin Kalaycıoğlu, Ertuğrul Günay, Fatma Bostan Ünsal, Fatmagül Berktay, Fazıl Alp Akiş, Figen Çalıkuşu, Gençay Gürsoy, Gülayşe Koçak, Gülseren Onanç, Gürhan Ertür, Hacer Ansal, Hadi Cin, Halil İbrahim Yenigün, Hasan Cemal, Hülya Gülbahar, İbrahim Betil, İlhan Uzgel, Karabekir Akkoyunlu, Levent Gültekin, Mehmet Altan, Mehmet Ural, Melek Taylan, Metin V. Bayrak, Murat Belge, Murat Güvenç, Murat Kubilay, Namık Tan, Nazar Büyüm, Necmiye Alpay, Nesrin Nas, Nil Mutluer, Nurcan Baysal, Nurten Ertuğrul, Orhan Alkaya, Osman Okkan, Oya Baydar, Ömer Ceylan, Ömer Madra, Özdemir Aktan, Piraye Antika, Reha Ruhavioğlu, Rıza Türmen, Selçuk Erez, Sena Kaleli, Sevgi Uçan Çubukçu, Sevilay Çelenk, Şanar Yurdatapan, Şule Özsoy Boyunsuz, Talat Kırış, Tatyos Bebek, Temel İskit, Üstün Ergüder, Zehra Kabasakal Arat ve diğerleri…

Ortak Yaşam Ağı'nın basın açıklaması

Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerine sayılı günler var. Bu seçimin, hayatımıza ve geleceğimize sahip çıkmamız gereken çok kritik bir seçim olduğu açıktır. Yaşadığımız deprem felaketi bu gerçeği yeniden ve çok acı biçimde gösterdi. Çeteleşmiş bir inşaat ve rant düzeniyle beslenen mevcut hukuksuz rejim, depremin bir doğal afetin çok ötesinde korkunç bir yıkım olarak yaşanmasına neden oldu. Bu zor günlerde bile toplumu kutuplaştırma siyaseti tüm hızıyla sürdürülmeye devam ediyor.

Depremin yol açtığı ve yıllarca süreceği açık olan ciddi ekonomik ve sosyal sorunlar karşısında güven telkin edecek bir gelecek planlaması yapılmasına ihtiyaç var. İnandırıcılıktan ve akılcılıktan uzak inşaat projeleri ve deprem konutları bütün dertlerin çaresi olarak sunuluyor. Ancak siyasi iktidarın depremzedelere, tehlike ve risklerini iyi bildiğimiz hızlı inşaat projeleri ve betonlaşma dışında bir vaadi yok. Bu vaat ise bir seçim pazarlığı olarak önümüze geliyor.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılına bu ülkenin birikiminin, insan kaynağının, maddi ve kültürel kapasitesinin çok gerisindeki acı bir tablo ile giriyoruz. Seçimler bu tablonun tümüyle ve radikal biçimde değişmesi için son şansımız olabilir. Siyasal muhalefetin sorunları aşarak Millet İttifakı ile Emek ve Özgürlük İttifakı etrafında bir araya gelmesi büyük umut veriyor. Bizlere güç veren bu umudu daha da büyütmek için bugün sizlerle bir aradayız.

Muhalefet ittifakları bu umudu en net biçimde sahiplenen, kucaklayıcı ve kapsayıcı bir üslupla süreci yöneten bir Cumhurbaşkanı adayı etrafında buluştu. AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ise üçüncü kez Cumhurbaşkanlığına aday olma başvurusu, Anayasaya aykırı olduğu anayasa hukukçuları tarafından net biçimde açıklanmasına ve bu yöndeki bütün itirazlara rağmen, Yüksek Seçim Kurulu tarafından onandı. Kuşkusuz, Anayasaya açıkça aykırı bütün işlemler er ya da geç hukuk düzeni içinde değerlendirilir; görev ve yetkilerini kötüye kullananlar bu hukuka aykırılıktan doğan idari ve cezai sorumluluğun muhatabı olurlar. Tarihin her döneminde ve dünyanın her yerinde sıklıkla böyle olmuştur.

AKP-MHP iktidarının BBP ile birlikte oluşturduğu Cumhur İttifakı bir yandan Altılı Masa’ya karşı “Tek başına Erdoğan” propagandası yapmaya devam ederken, bir yandan da yanına Yeniden Refah Partisi ile Hüda Par’ı da alarak genişlemeye devam etti. YRP’nin Cumhur’a katılımının 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un feshi üzerinden pazarlık edilmesi, karanlık bir geleceğin tek habercisi değildi. Hüdapar’ın ittifaka dahil edilmesi de, bir yandan kadın hakları konusunda, öte yandan hafızalarda diri olan acılar açısından soru işaretleri ve kaygı yaratıyor. Kadınlar ve genel olarak toplum için tehdit oluşturan bu ittifak, bütün bir muhalefeti “terörle iltisaklı” ya da “irtibatlı” sayan, sayısız siyasetçiyi ve hak savunucusunu asılsız iddianamelerle ve tiyatrovari yargılamalarla cezaevinde rehin tutan siyasi iktidarın terör perspektifini de bir kez daha açığa çıkardı. Milyonların oyu ile seçilmiş meşru bir partiyi ve üyelerini çirkin bir dille kriminalize eden AKP-MHP iktidarının genişlerken izlediği yol, başta HDP ve Kürtler olmak üzere bütün muhalefete dönük baskıcı ve zorba tutumun anlamını da apaçık ortaya seriyor.

Cumhur İttifakı’nın bu tutumunu, seçimin sonucu ne olursa olsun, sonraki süreçte TBMM’de sürdüreceği açıktır. Muhalefetin tüm bileşenleri bunun vahametinin farkında olarak bu kriminalleştirmeye son vermenin yollarını aramalıdır. Yeşil Sol Parti ile Emek ve Özgürlük İttifakı Meclis yasama süreçlerinde belirleyici bir role sahip olacaktır. Bu saldırılara son verilmeden ve bu dili mahkum etmeden yeni bir dönemin yasama alanında gerektireceği adımların atılması güçleşecektir. Bunun yolunun da, parlamentoda güçlü bir sese sahip olmaktan geçtiğini görebiliyoruz. Her bir vekil büyük önem taşıyor.

Dolayısıyla, bütün bu gelişmeler, siyasal ve toplumsal muhalefete, sivil topluma ve yurttaşlara, seçim ve sandık güvenliği konularında sürece dahil olunması gerektiğini gösteriyor. Seçmen listelerinin tek tek apartmanlarda kontrol edilmesinden, oyların sayılmasını beklemeye, sandık başlarında ve binalarda görev almaya kadar, her aşamada titiz çalışmaya her zamankinden büyük ihtiyaç var. Provokasyonlar boşa çıkarılarak en ciddi ve en serinkanlı biçimde herkes oyuna sahip çıkmalıdır.

Kadınların Meclis’te eşit temsili, iklim krizi, su kaynaklarının, doğanın ve canlı yaşamın korunması; kentleşme ve kent politikaları, yerleşim ve yapılaşmanın insanileştirilmesi ve doğaya uygunluğu; başta siyasal partiler yasası olmak üzere Anayasa’nın demokratik bir anlayışa kavuşturulması seçime giderken bütün partilerin seçim bildirgelerinde ve programlarında yer almasını beklediğimiz konulardır. Nefret söyleminin reddi ve ayrımcılıkla mücadele net biçimde ve herkes için sahiplenilmelidir.

Bu süreçteki en büyük güvence ve en değerli hazinemiz depremden bugüne tanıklık ettiğimiz yurttaş dayanışmasıdır. Doğaya, tarihe, yerinden yurdundan edilmişlere yönelik her türlü tehdidin karşısına dikilen ulusal ve uluslararası dayanışma ağları da bu amaçlara ulaşmak doğrultusunda hepimize umut ve güç veriyor. Çünkü geleceği kurmanın yolu dayanışmadan geçiyor.

Bizler Ortak Yaşam Ağı’nda bir araya gelen farklı kimlik ve siyasi görüş sahibi yurttaşlarız. Kendi hayatının ve kendi felaketinin seyircisi ya da suç ortağı olmaya zorlanan bir yurttaşlığı kabul etmiyoruz. Mafyanın ve suç örgütlerinin devleti kuşattığı, hukukun ortadan kalktığı bir ortamda kimsenin can ve mal güvenliğinin olamayacağını biliyoruz. Bu ortamın yol açtığı topyekûn çürüme halini ibretle görüyoruz. Hak ve adaletin hüküm sürdüğü bir ülkede, eşit yurttaşlar olarak yaşamak istiyoruz.

Eşit, özgür, onurlu ve barış içinde bir ortak yaşamın mümkün olduğunu biliyoruz.

Tek başına iktidar değişimi sorunlarımız için bir çözüm değil. Yeni bir toplum anlayışı ve yeni bir toplum sözleşmesi gerekiyor. Yolumuza ancak böyle umut ve heyecanla devam edebiliriz. Güven içinde “Bir daha yıkılmayacağız” diyebiliriz.

Gün o gündür. Birlikte yürüyelim, birlikte güçlenelim. 

 

Candan Yıldız kimdir?

Candan Yıldız, Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu.

Gazeteciliğe HBB’de On’da On Haber Program editörlüğü ile başladı.

Kanal D, TV 8, Birgün Gazetesi, CNNTürk, İMC TV, Halk TV’de muhabirlik, editörlük, ana haber editörlüğü ve haber program koordinatörlüğü yaptı.

Haber kanallarında çeşitli program formatları yarattı. Radyo ve Gazetecilik Ödülleri En İyi Program Ödülü/(1997), Çağdaş Gazeteciler Derneği En İyi Haber Program Ödülü/ (2002) ödülünü aldı.

Avustralya’da SBS Türkçe Radyo Haberler servisine haber yaptı.

“Öteki Sesler” isimli belgesel yaptı. “Dicle’nin Göz Yaşları” ile “Şiddete Karşı Anlatılar-Ayakta Kalma ve Dayanışma Deneyimleri” ortak çalışmalarda yazarlık yaptı.

T24’le birlikte internet gazeteciliğine adım attı.