Candan Yıldız

08 Mayıs 2013

Kapitalizm öldürür mü yaşatır mı?

Köyün delisidir gerçeğe en yakın olanı korkusuzca hesapsızca söyleyiveren...

Köyün delisidir gerçeğe en yakın olanı korkusuzca hesapsızca söyleyiveren...

Yönetmen Nejla Demirci’nin derinlik içeren belgeseli “Gündöndü: Bir Nehrin Hiyakesi” nde “köyün delisi” konuşur ve “zenginleri sevmem; vicdanları, imanları , herşeyleri para” der.

Belgeselde sığ ve ajitatif durmayan bu seçim aslında filmin özünü anlatır. Yönetmen de bütün film boyunca  indirgemeciliğe düşmeden güçlü bir kapitalizm eleştirisi yapar. Çevre ile insan bağını hiç koparmaz.

Basın gösterimi sonrasında söyleşi yaptığımız yönetmen Nejla Demirci Ağrı doğumlu ancak Trakya’da büyümüş. Önümüzdeki günlerde Batı’nın acısını Kürt bir yönetmen olarak topraklarına taşıyacak. Belgesel gösterimini Ağrı’da da yapacak.

Yönetmenin dışardan olmadığı, yerelle bağının sıkılığı o kadar hissediliyor ki belgesel boyunca, sohbette nedenini soruyorum. 

Nejla Demirci belgeselden 2 yıl önce Ergene için mücadele etmeye başlar: “Çiçek alıp, pankart alıp sokaklara çıktım. Ergene kendisini bana dayattı. Bir grup kurduk İstanbul’da. Sonrasında Trakya’da örgütlenmeye başladık. Neredeyse İstanbul’daki adresimi unuttum. Oradaki durumu bütün dünyaya göstermek istedim.”

Gösterilmesi gereken şey çok zira. Doğaya ve insana rağmen sanayileşme var. 40 yıl öncesine dayanan sorunun yaratttığı tahribat çarpıcı. Geleneksel aile tarımı yok olmuş. Kıyı balıkçılığı ölmüş. Yeraltı suyu eskiden 5 metreden çıkarken bugün suya ancak 450 metrede  ulaşılabiliyormuş. Endüstriyel tarım toprağı kirletmiş. Solucan bile artık yaşamıyormuş. “Ektiğimiz tarla 5 yıl ürün vermeyince biz de topraklarımızı sattık” diyen köylüler hem pişman hem kurban.

Sosyal doku değişmiş. Kadınlar ile erkeklerin ortak alanları kalmamış: “Kadın erkek beraberliğini bitirdi. Çünkü eskiden nehir kenarlarında piknik alanları vardı. Şimdi erkekler kahvede kadınlar evde. Oysa böyle değilmiş. Trakya’da kadın erkek yan yanadır. Filmde de görüyorsunuz. Ortak alanları kalmadı. Çünkü doğa kalmadı. Doğadır insanları çocukları buluşturan.”

Bütün çevre mücadelelerinin doğası gereği anti –kapitalist olması gerektiğine inanıyor Nejla Demirci: “Ergene’yi kimin bu hale getirdiği belli. Çifti kendi topraklarının sahibi değil artık. El değiştiriyor. Kültürünü kaybediyor. Sanayi kendi kültürünü dayatıyor. Hem doğayı hem insanı sömürüyor. İstihdam ve büyüme vaadiyle satın alınan her 10 dönüm arazi karşılığında bir kişi istihdam edilmiyor.”

Belgeselde sanayi bölgelerinin çevresine kurulan yoksul mahalleleri görebiliyoruz. Ev içi emeğin sahibi kadınlar sineklerden,  nehrin yaydığı pis kokudan, zaman zaman nehrin yüzeyinden yükselen kimyasal dumandan yana çok dertliler. Çocuklar ağır metallerin boşaldığı nehrin kenarında oynuyor. Cilt yaraları ciddi bir sorun. Kanser ise daha da ağır...


Kanser nedeniyle belgesellerini göremediler


Belgesele konuşanlardan bazıları artık yaşamıyor.  Öyküleri sarsıcı.

“Belgeselde toprağı kazıp atıkların nasıl saklandığını anlatan kişi bir gün beni aradı. Filmi görmek istediğini söyledi. Ben de apar topar 5 saatlik bir kaba montaj yaptım. Aradım hazır demek için ama olmadı. Kanserden hayatını kaybetmiş. Filmdeki eczacı kadın da şu anda hasta, kahvede oturan ve ‘her evde kanser var’ diyen yaşlı köylü de eşini kaybetti. Bunlar 1 yıl içinde oldu.”

Çevre Bakanlığı’nın hazırladığı Ergene Havzasını Koruma Planı’na dair de eleştirileri var Demirci’nin.

“Bakanlık 4 bin izinsiz kuyu olduğunu söylüyor. Neden kapatmıyorsun o vakit. Hükümet geçmiş iktidarları sorumlu tutuyor.

Tabii ki 40 yıllık bir sorun bu ama siz de 10 yıldır iktidardasınız. Yeni plana göre yeni sanayi bölgelerinde müşterek arıtma tesisleri kurulacak. Ancak biliminsanları farklı kimyasalları biraraya getirecek bu sistemin kimyasal reaksiyon oluşturacağını, bu nedenle temizlemenin, arıtmanın mümkün olmadığını söylüyor. Arıttığını  düşündükleri su, borularla Marmara’ya verilecek. Sorun daha da derinleşecek. “

Ergene Havzası’nı öldüren kirlenme, yaşanacak doğa , sosyal çevre bırakmıyor. Film de zaten  bir kız çocuğunun “büyüyünce buralarda kalmayacağım” sözü ile bitiyor. 

“Çocuk aklı haklı” değil mi?