Candan Yıldız

28 Mayıs 2013

Ertuğrul Kürkçü: BDP ve Kürtlere sallanan hassasiyeti yadırgıyorum, ayıp!

Barış ve Demokrasi Konferansı’ndan notlar...

Feministlerden Romanlara, doğa savunucularından LGBT bireylere, Alevi örgütlerinden irili ufaklı siyasi çevre ve gruplara 500 kişinin katıldığı Barış ve Demokrasi Konferansı çözüm sürecinin Batı’da anlatılması ihtiyacının, muhalefet cephesinin yan yana duracağına dair irade beyanının ifadesiydi. Ancak sendikaların katılımının  zayıf olması bu geniş yelpazenin dikkate değer eksiğiydi. Konferansın BDP’li vekil Ayla Akat’ın yanık bir Kürtçe türküsü ile son bulması ise oluşan dertleşme havasının tezahürü idi diyebilirim.

Çözüm/müzakere/barış sürecinde memleket solunun bir kesiminin “rezervli” ya da “yetmez ama evet” tavrına dair eteklerindeki taşları döktüğü konferansın ardından teybimizi, “Emek, Demokrasi ve Özgürlük” bloğunun vekillerinden ve tabii ki Demokrasi ve Barış Konferansı’nın düzenleyicilerinden Ertuğrul Kürkçü’ye uzattık. Muradı,  barış ve demokrasi kavramlarının karşı konumlanıp konumlanamayacağını, bu konudaki kaygıları, konferansın ana mesajının “barış ve demokrasi istiyorsak hak etmek gerekir” mi olduğu sorduk.

Kürkçü’ye göre konferansın derdi barışı daha çok aşağından örmek. Bir araya gelenler iktidarın karşısındaki kutuptan ve iktidar tarafından belirlenmeyen bir istemin taraftarları:

Başından beri bu süreçte eksik olan bir dinamik var. Doğrudan doğruya barışın hem öznesi olabilecek, hem de savaşın mağduru olan kesimlerin bu süreçte örgütlü, yaygın, çok taraflı bir katılımı söz konusu değildi. Bu açıdan önemli bir başlangıç. Türkiye coğrafyasına yaymak konusunda bir irade var. Katılım temsili oldu. Zira  aşağıdan örgütlenmiş bir konferans değildi. Hükümet, sermaye ve uluslararası hâkimiyet dünyasından kimse yok.”

Başlangıçta süreç konusunda kafası karışık şimdi ise karşısında bir görüntü veren CHP’den bazı isimlerin (Sezgin Tanrıkulu, Gülseren Onanç, Zeynep Altıok) parti kimliği ile katılması sosyal demokrat çevrelerin sürece dâhil olacağı konusunda bir işaret mi diye sorduğumuzda da Kürkçü: “CHP seçmeni kısmen temsil ediliyor. Oysa CHP seçmenini ilgilendiren bir süreç. Çünkü silahlı çatışmanın her iki tarafında da durdular. Hem oğullarını savaşta kaybeden asker aileleri arasında CHP’ye oy verenler, hem de oğullarını kızlarını çatışmada kaybeden Kürtler arasında CHP’ye destek vermiş olanlar var. Onlar bu süreçle bir türlü ilişkilenebilmiş değiller. O cehana da bir mesaj konferans. Çok taraflı  bir müzakere sürecinin parçası olma çağrısıdır aynı zamanda.”

Meclis çatısı altında barış grubu kurmak için çağrı yapacaklarını da söyleyen Kürkçü yine de çok ümitli değil: “Bunu bir ideal olarak söyledim. Gerçekleşebileceğinden çok ümitli değilim. Vekillerin bu kadar kopuşçu bir yerde durmadığını düşünüyorum.”

Eteklerdeki taşlar dökülürken talepler manzumesi listesi o kadar kabarıktı ki; insan içinden “devrim programı mı yazılıyor” diye geçirmedi değil. Kürkçü de bunun fazla olduğunu düşünüyor:

Bir barış konferansına bütün sosyal meseleleri çözdürme misyonunu yükleyen talepler var. Bu kadarı çok fazla. Bunun kendine özgü özelliği var. Barış mutlaka kapitalizmin olmaması halinde gerçekleşir diye bir şey yok. İspanya içsavaşı bitti barış kuruldu, kapitalizm sürdü ama faşizm de yok. Şüphesiz çok haklı uyarılar var bunların arasında. Çünkü bu çözüm dinamiği  esas olarak gücünü halktan , en yoksul insandan almaz ise yakıcı bir barış arzusu olarak tezahür edemez. Ama insanların bin bir kimliği var. Hepsi içinden birine indirgemek, bunların iktisadi üretimde tuttukları yerden ötürü barışı yönelmelerinin otomatik bir sonuç olduğunu düşünmek gerçeğe uymuyor. Mesela baktığımızda emekçilerin büyük bölümü AKP’nin kuyruğunda dolanıyor ama bu onların emekçi karakterini değiştirmiyor. İndirgemeci yöneliş çok da konferansın içerebileceği bir şey değil. Dünya kapitalizminin  bölgesel paylaşım meselesi olarak bu barışa baktığı yönlü uyarıları ciddiye alıyoruz. Burada anti kapitalist bir ruh var ve bu da lazım olan şeydir.“

Tek tük de olsa başörtülü kadınların katıldığı konferansta Van’dan gelen bir kadının “bence dindarlar eksik temsil ediliyor, biz halkız bize gelin” sözlerini soruyorum Kürkçü’ye:

“Dindarların başlarını örtme mecburiyeti yok. Baş örtmek dindar olmaktan çok geleneksellikle ilgili. BDP tabanında başörtülü kadın var. Siyasete katmak için faal hareket ediyorlar. Sosyalist hareketler de kapılarını kapatmış değiller ama mevcut durum sosyalist hareketin derinliğinin olmamasıyla ilgili. Buraya çağrılan insanlar daha çok bilinen temayüz etmiş kişiler. Onlar arasında belki başı bağlı yoktur ama başı bağsızlık gibi bir kriterimiz olmadığını söyleyebilirim. Dindar kesimler diye bir önyargımız yok. Bana sorarsanız en dinsizim diye dolaşan insanın bile ölümü öte dünyayı düşündüğünde aklına Allah fikri geliyordur. O kadar dinsizi bol bir memleket değiliz. Devlet laisizmini; Tayyip Erdoğan’ın deyimiyle ayaklarının altına almış bir heyet burası.“

En kritik konu ise - konferans boyunca da hissedilen - barış ve demokrasi kavramlarının karşı karşıya konumlanması sorunu ve kimi sol çevrelerin AKP karşıtlığına göre pozisyon belirlemesi idi.

Kürkçü hassasiyetleri anlıyor ama bir yere kadar:

İki de bir BDP ve Kürtlere karşı sallanan bir hassasiyet olmasını yadırgıyorum ve bunun ayıp olduğunu düşünüyorum. Çünkü çatışmayı ortadan kaldırmak için kimle çatışıyorsan onla müzakere edeceğin besbelli. Abdullah Öcalan PKK ya da BDP çatışmasızlık anı geldiğine karar verdiğinde bunu gelip önce başkalarına soracak değildi. Kim çatışıyorsa o çözecekti çatışmayı. Barışı kurmaya sıra gelince tabii ki çok taraflı olacak. Birlikte hareket edeceğiz ve bu kapıyı açtık. Ama AKP ile görüşmeyin denemez. Bunu aslında Kürtlerin hakları bakımından AKP ile hiç çatışmamış olmakla ilişkilendiriyorum. Kürtlerin, emekçileri, solcuları satarak hükümetle barış yapması imkânı varmış ve onlar da yapmaya yeltebilirmiş hassasiyeti... Bu tamamen gerçek dışı.”

Konferans çağrıcılarından Murathan Mungan’ın konuşmasını “barış örgütlenmektir” sözleri ile bitirmesini nasıl yorumladığını sorduğum da ise Kürkçü buluşmadan umutlu olduğunu söylüyor:

“Konferansın belkemiği HDK kendi örgütlenmesini sürdüyor. Şimdi buraya katılan küçüklü büyüklü pek çok politik örgüt inanç grubu vs. de var. Bunları da hesaba katan yeni bir örgütlenme... Bu konferanstan feyiz alan, bunun iddiasını yerel olarak sürdüren,  yerel konferanslara kapı açan bir örgütlenme... Bu da bizim işimiz.”

Konferansın çatı tipi örgütlenmeye gitmesi konusunda engel olmadığını söyleyen Ertuğrul Kürkçü sonbahar gelmeden somut görünürlük olacağını düşünüyor.

Ne diyelim barışın yolu açık olsun...