Çağnur Öztürk

05 Eylül 2015

'Robinson Crusoe & Cuma' çizgi romanlardan beyaz perdeye taşınıyor

Çizeri Gürcan Yurt, filmin senaristliğini ve yönetmenliğini yaptı

Çizgi roman okurlarının 17 yıldır mizah dergilerinden takip ettiği “Robinson Crusoe & Cuma” serisinden uyarlanan sinema filmi, 4 Eylül’de vizyona giriyor. Yapımcılığını Film Bahçesi’nin üstlendiği, serinin yazarı ve çizeri Gürcan Yurt’un senaristliğini ve yönetmenliğin yaptığı filmde Robinson Crusoe karakterini Serhat Kılıç, Cuma’yı ise John Nyambi canlandırıyor. Ekiple bir araya gelerek bol kahkahalı bir sohbet gerçekleştirdik.

Issız adadaki iki yalnız adamın serüvenine dahil olan Viktor ve kızları rollerine ise Beyti Engin, Damla Debre ve Ebru Yücel isimleri hayat veriyor. Küba'da 6 hafta boyunca gerçekleşen çekimlerde Robinson’un İngiltere’deki gençlik anılarının anlatıldığı sahnelerde sürpriz isimler de seyirciyle buluşacak. Tıpkı sohbetimiz gibi bol kahkahalı bir film geliyor kanımca.

Robinson rolü için nasıl geldi teklif size?

Serhat  Kılıç: Önce Gürcan Yurt ile tanıştım. Yaklaşık 17 yıldır takip ediyorum, L-Manyak’tan beri. Gürcan Bey’in böyle sakin huzurlu bir tavrı var hep, onunla 1-2 saat oturunca ikna oluyorsun her şeye.

İyi o zaman çekelim, iyi o zaman ben oynayayım dedik. Ara ara böyle iki haftada bir buluştuk, uzun uzun konuştuk. Önce Defoe’nun Robinson’ununu konuştuk. Nasıl esinlendiğini, nasıl Türkleştirdiğini, Türkleştirdiği halde nasıl orijinal kaldığını ve karikatürünü yıllardır yadırgamadan okuduğumuzu… Bunların üzerine Gürcan kafasındaki Robinson’u anlattı. Ben de böyle bir risk almak için böylesine uygun bir zemin bir daha oluşmaz diye düşündüm. Bizde Utanmaz Adam denendi, Sıdıka yapıldı… Bazıları güzel oldu ama burada klasiğin üzerinden daha farklı bir şıklığı, hoşluğu var diye düşünüyorum. Birkaç ay sonra başlamıştık çalışmaya.

Gürcan Yurt: Çizgi romanın ilk kitabı geldikten sonra çeşitli teklifler geldi ama çizgi seri devam ederken başka bir mecrada bir şey yapmak istemedim uzun süre. Son 4-5 yılda ben de artık sinemaya uyarlanması gerektiğine dair düşünmeye başladım. Çeşitli yapım şirketleriyle görüştük, en son iki yıl önce Film Bahçesi ile böyle bir yola çıktık. Zor bir iş olacağının farkındaydık çünkü bütün roman uyarlamalarında olduğu gibi çizgi roman uyarlamalarında da bu risk her zaman vardır. İki yıl çok sıkı bir çalışma, ön hazırlık dönemi geçirdik. Bu sene filmimizi çektik ve 4 Eylül’de vizyona girdi.

Robinson için de hep okuyuculardan ısrar oluyor muydu? Filmi olsaydı ah keşke diye?

G.Y.: Evet oluyordu. Aslında mizah dergilerindeki birçok tipleme, karaktere dair bu tür talepler her zaman gelir. Çünkü mizah dergisi sayfasında okuyup beğendiği bir şeyi animasyon olarak ya da reel olarak beyazperdede izlemeyi herkes tercih eder, ben de bir okuyucu olarak sevdiğim çizgi karakterleri izlemeyi isterim. Bu fikir hep vardı ama zor bir işti. Kimi yapımcılara cazip geliyordu, ıssız bir ada var iki tane de adam var, prodüksiyonu da ucuz olur diye düşünülüyordu, az para yatırıp çok kazanırız gibi de bakılıyordu ama öyle olmadığını biliyordum ve zor bir iş olduğunu tahmin ediyordum. Tüm çizgi romancıların hayalidir, çizdiği karakterlerin hikayelerin filme aktarılması… Şu şeye atlamadım ama hemen, ne güzel uyarlaması yapılmak isteniyor, ne kadar cazip diyerek atlamadım. Zamanının gelmesini bekledim hep. Bu sene kısmet oldu.

Cuma’yı seçme nasıl oldu? Zor muydu?

S.K.: Akrabası diye duyduk (gülüşmeler), yani müdahale etmeyeyim şimdi ama kökeninin Afrika olduğunu biliyorum Gürcan Bey’in.

G.Y.: Bu seriyi çizmeye başladığımdan beri sürekli şunu yaşadım: Eşim dostum arar, filanca kanalı aç Cuma çıktı; açarım bakarım ya Türkiye’de top koşturan bir futbolcu ya da ülkemize okumaya gelmiş bir öğrenci televizyona çıkmış ya da Türkçe Olimpiyatları’nda şarkı söyleyen Afrikalı bir çocuk… Ancak onların hiçbirisi değildi, her kırık Afrika aksanıyla Türkçe konuşan Cuma olmuyor. 

S.K.: Bir ara Gürcan Bey’in evinin önünde saat satıyorlardı

GY.: 2 sene önce tam da bu filmi yapmaya karar verdiğimiz dönemde, biraz tesadüf oldu Yetenek Sizsiniz’de John’u gördüm, birkaç dakika donup kaldım ardından da dedim ki işte Cuma bu. Bir rap şarkısı söylüyordu. Sonrasında filmi hayata geçirme ciddiye bindiğinde John’u aradık, bulduk. Ve Cuma oldu, çok da iyi oldu. İnanılmaz bir yetenek, çok tatlı bir insan. Devin Özgür Çınar oyuncu koçluğu yaptı, uzun süre çalıştılar. Ayrıca Serhat da hazırlık aşamasında John’a çok destek oldu.

S.K.: Zevkle. John o kadar yetenekli ki…

G.Y.: Sette şöyle bir şey vardı: Serhat kendi canlandırdığı Robinson’a konsantre olurken bir taraftan da John’u yönlendiriyordu. Hem hocası hem abisi oldu.

S.K.: Aynen bu yüzden Cuma çok iyi oldu Robinson kaldı tabii J

G.Y.: J Şundan dolayı anlatıyorum, genelde çizgi seride hep kavga eden bir Robinson ve Cuma vardı. Böyle enteresan güzel bir tezatlık olduğu için sette bahsetmek istedim. Birbirine destek bir Robinson ve Cuma’mız vardı. Haliyle keyifli bir şey ortaya çıktığını düşünüyoruz, umuyoruz.

 

John nasıl geçti çekimler? Cuma olmak nasıldı?

John Nyambi: İyi geçti. Güzel ve heyecanlı geçti çünkü benim ilk projemdi. Ve Serhat Abi beni yalnız bırakmadı. Her zaman benim yanımda oldu. Bu projeden bana ilk teklif gelince çok heyecanlandım nasıl oyunculuk yapacağım dedim. Küba’ya çekime gitmeden önce de eğitim aldım Gürcan Abi’nin dediği gibi. Benim için maceraydı.

S.K.: Şöyle bir şey var. 15 yıldır baş başa yaşayan aslında iki kardeş abi dost, hani ana tema zaten yalnızlık ve yalnız kalan iki adam. Bu adamlar da birbirlerinden çok farklı, dilleri, dinleri, ırkları… her şeyleri farklı. Hem onu oynayacaksınız hem de çok samimi olmayı oynayacaksınız. O bazen çok oynanabilen bir şey olmuyor. Genelde bu tür ikililer birbirlerini uzun yıllardır tanıyan oyunculardır. Bizim işimiz bu yüzden de ekstra zordu. Tanıştığımızda John’a bizim çok kısa sürede hakikaten yüzgöz olmamız lazım birazcık, dedim; evet dedi ama bu çabalayarak olacak bir şey değil. İyi anlaşırsın birbirini çok sevmeyebilirsin ya da birlikte oynarsın set bitince yalnız kalmak istiyorum dersin. Ama biz böyle değildik. Çekim yaptığımız sürece bütün anları birlikte yaşadık ve paylaştık. Sen benim abimsin sen benim kardeşimsin film bitmeden oluşmuştu artık. Bir de böyle bir adamın abisi olmak o kadar keyifli ki, mesela bir ritm geliyor o ritm üzerine İngilizce doğaçlama yapmaya başlıyor, ve şunu düşündürtüyor: Böyle bir şarkı var mıydı yoksa uydurdu mu? Yalnızlık yaradana mahsus’ta zaten çok hoş bir R&B’si var…

Peki John Yetenek Sizsiniz’de neler yapmıştın?

Uzun zamandır müzik ve dans yapıyordum, hiphop ve r&b. Sadece değişiklik olsun diye katılmak istedim. Hiç hazırlanmadan içimden ne gelirse yaptım orada. Yarı finale kadar kaldım orada.

S.K.: Allah’tan yarı finalde elendi, yoksa bize çok pahalıya gelirdi J Benim de filme para yatırmış gibi konuşmam müthiş J

Sonuçtan memnun musunuz? İçinize sindi mi film?

G.Y.: Oyunculuk açısından soruyorsanız benim sindi. Genelde oyuncuların yüksek egolu falan oldukları söylenir ya. Keşke Serhat’ta da olsaydı. Serhat’ta tatminsizlik var, kendini beğenmekten ziyade daha iyi olabilirdi hali var. Sadece Robinson karakterini oynama olarak değil, filmin bütününü sahiplendi. Müziğiyle, castıyla her şeyiyle… Film, Robinson ve Cuma karakterleri açısından yazarı çizeri olarak gönül rahatlığıyla söylüyorum içime çok sindi.

Yönetmenlik olarak?

G.Y.: Yönetmenlik olarak kusurlar var ama o kusurlar bana ait. Çünkü orada da ben birçok şey daha da iyi olabilirdi diyorum. Sinema filmi yapıp da çok büyük zorluklar yaşadık durumuna inanmıyorum ben, yani bu kadar ağlayacaksanız film yapmayın. Bu yüzden hem komedi filmi yapıp hem de çok zordu şöyle böyle dememeli. Evet biz de yaşadık ama marifet biraz da bu zorluklara rağmen bir şey yapmak. Yine de her şeye rağmen seyircinin izlediğinde keyif alacağı bir film yaptığımızı düşünüyorum.

S.K.: Bir yönetmen olarak bunu söyleyebilmek de güzel. Oyuncu olarak hep bunu tartıştık. Çünkü çektiğimiz şey bir fantezi. Yani karşımızda şöyle giriş gelişme sonuç dramatik yapı, çatışma burada diyen bir senaryo yok. Tamamen bir fantezi çekiyoruz o kadar göreceli ki, karikatür okuyucuları diyecek ya keşke Robinson belki kaba diyecek biraz sakalı şöyle olsaydı biraz da göbekli olsaydı… o yüzden sonu yok yani. Hep aradık aradık vazgeçmedik özet olarak.

İkincisi geliyor mu?

G.Y.: Her şey yolunda giderse biz 3 filmlik bir seri yapalım diye yola çıktık ama yapımcılar için, özellikle de komedi için başarı gişedir. Ben hep şöyle düşündüm, kendim içinde olduğum için değil genel olarak: Bir filme kaç kişinin bilet aldığı değil, o salondan kaç kişi mutlu ayrılıyor. Sadece komedi için değil bütün türler için geçerli. Şunu da herkesten çok ben merak ediyorum. Gerçekten insanlar salondan nasıl bir duyguyla çıkacak. Çizgi romanı okuyanlar okumayanlar bilenler bilmeyenler… mutlu ayrılacaklar mı ve bunu anlarsınız, şu kadar gişe yaptı bu eşittir çok iyiydi demek değil. Umulduğu kadar iyi bir gişeye ulaşamayabilir ama izleyenler mutlu ayrılabilir. Biraz bu geri bildirimleri almak ve onun üzerine oturup hep birlikte konuşma taraftarıyım. Vizyon bittikten sonra eşimiz dostumuz ne diyor ne yazıldı ne çizildi diye bakıp ona göre karar vermek doğru olur.

S.K.: Şu çok güzel mesela geçen gece saat 5.20’de müziklerimizi yapan Deniz Cem Öget ile telefonlaştık. Gelmek ister misiniz dedi o saatte. Biz de koşarak gittik stüdyoya o saatte. Sürekli bir şeyler üretiyoruz yeni fikirler geliyor arıyoruz buluyoruz. Ortada gerçekten ana fikri olan temaları olan şahsına münhasır bir film var. Hani gidip biraz yalnızlıkla ilgili düşünüp o iki yalnız adama birazcık gülüp çok tatlı çok farklı özel bir yerde durduğunu düşünüyorum her açıdan.