Binnaz Saktanber

26 Şubat 2025

Mabel Matiz: Müzik sektörü istismara çok açık, ben de uzun uzun sömürüldüm!

“Müzisyenleri sonsuza dek bağlayan ve üzerlerinden haksız kazanç sağlanan yapım sözleşmeleri yeni dönemin şartlarına uyarlanmadı. Burada büyük bir haksızlık, çok ciddi bir hak kaybı söz konusu. Dijital platformlarda çok dinlenen pek çok albümün gelirlerinden, yani o eski kayıtlardan pek çok müzisyen ve yorumcu neredeyse hiçbir şey kazanmıyor”

Dünya müzik endüstrisi, sanatçı hakları ve sömürü düzeni üzerine konuşuyor nicedir. Özellikle yeni nesil sanatçılar tüm haklarını büyük şirketlere teslim ettikleri kelepçe sözleşmelere karşı ses çıkarıyor, haklarını arıyor.  Chapelle Roan’ un Grammy konuşmasında plak şirketlerinin sanatçılara yaşanabilir bir maaş ve sağlık sigortası sağlamaları gerektiğini söylemesi… Sabrina Carpenter, Charli xcx, Noah Kahan gibi isimlerin bu çağrıya destek vermesi… Taylor Swift’in albüm haklarının o şirketten bu şirkete satılmasına isyan etmesi ve çözümü eski şarkılarını tekrar kaydetmekte bulması…

Türkiye’de bu tartışmalara öncülük edecek isim ise Mabel Matiz. Matiz, tıpkı Swift gibi eski albümlerinden derlediği şarkıları yeniden kaydettiği bir albüm hazırladı. Sebebi, yıllarca altında ezildiği ağır sözleşmeler ve kendi şarkılarının haklarına sahip olma isteği. Bu konuda devam eden bir dava süreci de var. “Bu albüm, bu süreçte yaşadıklarım ve uğradığım haksızlıkların bir sonucudur” diyor. “Belki Aklıselim albümü başka müzisyenlere de ilham olur ve sektörde ortak bir bilincin gelişmesine katkı sağlayacak bir emsal teşkil eder” diye ekliyor.

Matiz’in bu konuda ses çıkarması önemli. Çünkü o, hem son yılların en özgün sanatçılarından hem de en aranılan şarkı yazarlarından. Teşbihte hata olmaz, bana göre bu dönemin Onno Tunç’u olmaya aday. Antidepresan’ dan Lan’a; Diva Yorgun’ dan Sensin Bunlara Sebep’e favori işlerin sahibi.  Şarkıları 2024’te ulusal radyolarda en çok çalınan isim. Albümlerini kendi plak şirketinden çıkartıyor, yapımını üstlendiği Bengü Berker albümü yolda.  Global işbirliklerine, düetlere hazırlanıyor.

Lafın özü, elinde önemli bir güç var. Ama daha mühimi, bu gücü hem kendisi hem başkalarının hakkını korumaya kullanacak bir kalbe sahip olması. Kalp diyorum çünkü o imzalar, şirketler ve sözleşmeler dünyasından çok, his dünyasında var olan birisi: Röportajımız boyunca sık sık kullandığı “frekans, karma, enerji, tanrısal bağlantı” gibi sözler bu dünyanın parmak izlerini taşıyor.

Matiz ile Volkswagen Arena'da verdiği 360 derece sahneli, dev konserin ardından konuştuk. Konserin tekrarı 27 Şubat’ta olacak. Karşımda özgür era’sına giriş yapmış bir Mabel Matiz buldum. Bu özgürlüğün hakkı yenen tüm emek sahiplerine nasip olması dileğiyle, buyurun sohbetimize:

- İlk üç albümünden derlediğin şarkıları yeniden kaydettiğin bir albüm hazırladın. Neden tekrar söylemek istedin bu şarkıları?

Evet, ilk üç albümümden bilinen ya da kıyıda köşede kalmış bazı şarkılarımı yeniden kaydettim. Yeni kayıtlardan oluşan bir ‘remake’ albüm bu. Şarkılarımı şu anki güncel vokalim, yorumum, mix ve mastering anlayışım ile yeniden yaptım. Sürekli vokal çalıştığım için her albümde vokalim çok değişti. Bunun altını çizmek istiyorum. Hırs yaptığım bir konu oldu çünkü zaman içinde buradan da çok zorbalandım. Aradan geçen zamanda neredeyse iki yeni kuşak dinleyici yetişti. Bir diğer sebep de eski şarkıları bu genç dinleyiciyle buluşturmak. En temelde ise kendi kataloğum için yapıyorum albümü. Geleceğe kalacak bir iş. 6 yıldır bağımsız bir müzisyenim. Kendi üretimlerimin fonogram (master) haklarına sahip olmak iyi hissettiriyor.

- Albümün ismi neden Aklıselim?

Albümün ismini Aklıselim koydum çünkü hikayesiyle de, aklımı getirdiğim yerle de, dünyanın gidişatıyla da bir şekilde örtüştüğünü hissediyorum. Sağduyuya her zamankinden çok ihtiyacımız var malum. İlk iki tekli Kerem Gibi ve Zor Değil peş peşe yayınlandı. Şubat sonunda 3. tekli geliyor. Aklıselim’i ilkbahar aylarında çıkarıp yazın yeni şarkılarıma ve yeni albüm era’ma geçmeyi planlıyorum.

“Müzisyenleri sonsuza dek bağlayan ve üzerlerinden haksız kazanç sağlanan yapım sözleşmeleri iyileştirilip yeni dönemin şartlarına uyarlanmadı. Burada büyük bir haksızlık, müzisyenler açısından çok ciddi bir hak kaybının söz konusu olduğunu düşünüyorum. Halen de devam ediyor. Dijital platformlarda bilinen, sevilen ve çok dinlenen pek çok albümün gelirlerinden, yani o eski kayıtlardan pek çok müzisyen ve yorumcu neredeyse hiçbir şey kazanmıyor”

- Teklilere bir parantez açıp Mabel’s Version (Mabel’ in versiyonu) demişsin. Bu hemen akla Taylor Swift’in Taylor’s Version paranteziyle kaydettiği albümleri ve müzik endüstrisinde yaşadığı sömürüyü getiriyor. Sen de Taylor gibi şarkılarının master kayıtlarına sahip olmadığın ve senin üstünden haksız kazanç sağlandığını düşündüğün için mi remake yoluna başvurdun?

Evet bu remake’lerin müzisyen haklarıyla ve kendi kataloğumu oluşturmayı istememle doğrudan ilgisi var. Müzik tarihi kaset/cd gibi bir çağdan ve o çağın ilkel telif şartlarından dijital çağa geçerken maalesef müzisyen ve eser sahiplerinin hakları, özellikle de ülkemizde suistimale uğradı. Sistem değişti, müzik tamamen dijitale aktarıldı. Ancak eski çağın anlayışının ürünü olan kelepçe anlaşmalar revize edilmedi. Müzisyenleri sonsuza dek bağlayan ve üzerlerinden haksız kazanç sağlanan yapım sözleşmeleri iyileştirilip yeni dönemin şartlarına uyarlanmadı. Burada büyük bir haksızlık, müzisyenler açısından çok ciddi bir hak kaybının söz konusu olduğunu düşünüyorum. Halen de devam ediyor. Dijital platformlarda bilinen, sevilen ve çok dinlenen pek çok albümün gelirlerinden, yani o eski kayıtlardan pek çok müzisyen ve yorumcu neredeyse hiçbir şey kazanmıyor. Bunlar zamanla değişecektir ya da ben buna inanmak istiyorum. Bu tür remake projelerinin dünyada da az örneği var anladığım kadarıyla. En meşhuru Taylor Swift’inki. Plakçısıyla anlaşamadığı için tüm albümlerini baştan kaydetmişti. Müthiş bir şey bence. Ben de biraz oradan ilhamla hareket ettim zaten. Aslolan üretimdir. Piramidin tepesinde sanatçının üretimi ve şarkıları vardır. Geri kalan her şey ve herkes o üretimin etrafında şekillenir. Bu nedense atlanıyor. Belki Aklıselim başka müzisyenlere de ilham olur ve sektörde ortak bir bilincin gelişmesine katkı sağlayacak bir emsal teşkil eder.

“Benim saklayacak bir şeyim yok. Bu davanın peşinden gideceğim. Davanın çıkış noktası Maya albümü sürecinde tarafıma söz verilen ve zaten hakkaniyetsiz olan dinlenme gelirleri paylaşımının durdurulması ve buradan hareketle, bu dahil tüm albümlerimi ilgilendiren-bağlayan sözleşmenin ağırlığıdır. Bu remake albüm, bu süreçte yaşadıklarım ve uğradığım haksızlıkların da bir sonucudur diyebiliriz, evet”

- Bundan bir süre önce dört albümünün mali haklarını elinde tutan eski yapımcına bir dava açmış ve davayı "hayatımın en önemli hak mücadelesi" diye nitelendirmiştin. Seni hakların için mücadele etmeye iten süreci bizlere anlatır mısın? Bu albüm o sürecin bir sonucu mu?

Hukuki süreç devam ediyor. Maalesef gizlilik kararı sürdüğü için içeriğiyle ilgili pek detay veremiyorum. Her türlü hak çiğnemekte hiçbir beis görmüyorlar ancak konu bunun kamuoyuna duyulmasına geldiğinde önlem peşindeler. Üç sanatçısıyla da aynı konudan davalık olmuş biri. Benim saklayacak bir şeyim yok. Bu davanın peşinden gideceğim. Davanın çıkış noktası Maya albümü sürecinde tarafıma söz verilen ve zaten hakkaniyetsiz olan dinlenme gelirleri paylaşımının durdurulması ve buradan hareketle, bu dahil tüm albümlerimi ilgilendiren-bağlayan sözleşmenin ağırlığıdır. Bu remake albüm, bu süreçte yaşadıklarım ve uğradığım haksızlıkların da bir sonucudur diyebiliriz, evet.

“Çok ağır ve bağlayıcı sözleşmelerle, ufacık bütçelerle müzisyenler kendi üretimleri üzerinden uzun süre bağlanıyordu. (Müzik sektörü) istismara çok açık bir sistem. Ben de uzun uzun sömürüldüm”

- Kariyerine yeni başlayan sanatçılara kelepçe sözleşmeler dayatılıyor. Sektöre girmek için başka şansı olmayan isimler eserlerinin tüm haklarını plak şirketlerine devrediyor, kendi eserlerinden telif alamıyor. Bu sistemi nasıl değerlendiriyorsun ve sen bu sistemin içinde var olmayı nasıl başardın?

Benim profesyonel müzik hayatıma başladığım yıllardaki mekanizmalarla şu anki çok farklı. Plak şirketlerine ve majör kanallara bağımlı, aşırı manipülatif bir sistem vardı. Çok ağır ve bağlayıcı sözleşmelerle, ufacık bütçelerle müzisyenler kendi üretimleri üzerinden uzun süre bağlanıyordu. Müzik sektörü istismara çok açık bir sistem. Ben de uzun uzun sömürüldüm. Benim bunlardan kurtulmam uzun yıllarımı aldı. Yazmaya ve üretmeye inatla devam ettim. Ne başardıysam şarkılarım ve üretmeye sürekli devam etmem sayesinde oldu. Bunu söyleyebilirim. Devir değişti; müzik yapmak, albüm kaydetmek artık çok daha kolay. Müzisyenler çok daha özgür. Müzisyenlerin bağlayıcı sözleşmelere ihtiyacı yok. O bilinç de gelişti bence. Yeni başlayan genç müzisyenlere tavsiyem kendi güçlerine inanmaları, sözleşme ve telif hakları konusunda bilgi edinmeleri ve ne olursa olsun uzun süreli kelepçe anlaşmalara asla onay vermemeleri olur.

- Son zamanlarda konuşulan “tekelleşme” konusu da bu sürecin bir parçası. Sence yerli müzik sektöründe bir tekelleşme veya kayırma sistemi var mı?

Konunun doğrudan eksperi değilim. Bu pek dillendirilmese de tabi ki herkes güçlü olmak istiyor. Plak şirketleri elbette kendi sanatçılarını ön plana çıkarmak, promosyonunu yapmak istiyor. Köşeleri tutmak isteyenler ve tutanlar hep var. Her şey olabilir, ama aslında bunların hiçbirinin önemli olduğunu düşünmüyorum. Zor olsa da üretmeye devam eden, kendiyle ilgili çalışan, bir amacı ve insana, dünyaya bir mesajı olan her müzisyen er ya da geç başarıya ulaşacaktır, sesini bir yerlere illaki duyuracaktır. Kendi adıma buna inanıyorum. Yani aslında her şeye rağmen, bütün mesele bireyin kendi içinden dışarıya doğru aldığı yol ile, kendini ve frekansını ne denli saflaştırdığıyla ilgili. Geri kalanı karmanın işi.

- Dünyada da benzer konular konuşuluyor. Chapelle Roan Grammy konuşmasında plak şirketlerinin sanatçılara telifin ötesinde yaşanabilir bir maaş ve sağlık sigortası sağlaması gerektiğini söyledi. Sen de artık sektörde sözü geçen bir yapımcı, kendi plak şirketin Pose Records ile yeni seslere yer veren bir isim olarak, nasıl adımlar atıyor, sanatçılarını nasıl koruyorsun?

Şimdilik sadece kendi solo yayınlarımı, şarkılarımı çıkarıyorum. Ayrıca Bengü Beker ile ilk kez bir dış prodüksiyon tecrübesi yaşadım. Yani ilk kez başka bir sanatçıya bizzat albüm produce ediyorum, bir de o var. Onun dışında beste verdiğim ve ortaklaşa ürettiğim çok fazla müzisyen ve yapımcı oldu tabi. Bütün bu insanlarla kendi deneyimlerimi, olanaklarımı paylaşmakta beis görmüyorum. Yolun başında yaşadığım kişisel zorlukları başkalarının yaşamaması için ara ara mentorluk yapıyorum. Bu beni de motive ediyor. İnsanlara kendi yollarını çizmelerinde, kendi güven alanlarını yaratmalarında destek olmak önemli. Erken yıllarımda edinemediğim konforu, yeni başlayan arkadaşlarımla paylaşmaya ve karşılıklı hakkaniyetlerin muhafazasına çok özen gösteriyorum diyebilirim.

- Pose Records’un geleceğinde neler var?

Yakın zamanda prodüktörlüğünü ve müzik direktörlüğünü üstlendiğim ve şarkılarının büyük bir bölümünü bizzat yazdığım, Bengü Beker’in ilk solo albümü yayınlanacak. Benim için bir ilk deneyim. Uzun zamandır üzerinde çalışıyoruz. Etkilerini görmek için sabırsızlanıyorum. Yılın ikinci yarısıyla beraber yavaş yavaş yeni solo şarkılarımı dinleyiciyle buluşturmayı planlıyorum. Şaşırtıcı birkaç düet de var, sırada bekleyen.

- Türkiye pop müziğinde neleri değiştirmek istiyorsun?  

Bugüne kadar yaptığım gibi içgüdülerimi takip etmeye, kendime ve başkalarına yeni alanlar açmaya, ilham olmaya devam etmek istiyorum. Bir misyondan ziyade kişisel heves ve içgüdülerim beni bir yerlere götürüyor gibi. 10 yıl önceki bir röportajıma denk geldim: “Yeni bir pop müzik anlayışı getirmek istiyorum” demişim gençlik hevesiyle. Oldu mu, evet oldu. Değiştirdiklerimin farkındayım. Çok çalışan, çok üreten, işini iyi yapan biriyim. Kendi hakkımı vereyim orda. Saygı gördüğümü, takip edildiğimi, müzikal ve görsel açılardan sektörü influence ettiğimi biliyorum, görüyorum. Algıları değiştirdiğimi biliyorum. Bu çok hoşuma gidiyor. Ama hep daha ötesi var. Daha fazla kolobrasyon yapmak, daha çok şey paylaşmak, daha global şeyler söylemek istiyorum. Meselem kendimle, kendime yeni kartlar açmakla ilgili oldu hep. Hikayem de buradan büyüdü. Daha nerelere gidebileceğini ben de bilmiyorum. Merakla olacakları bekliyorum.

“Saint Levant’ı, duruşunu ve temsil ettiklerini çok seviyorum. Onunla ortak bir şeyler yapmayı istiyorum. Global etkili bir Türkçe pop hikayesi yaşamamız bence an meselesi”

- Global demişken…Arap-pop (veya Arabizi) yükselişte. Üstelik bu isimler Filistin soykırımı gibi konuları ticari kaygıların önüne koyarak var oluyor. Neden aynısı Türkiyeli popta yaşanmıyor? Globalde varlık gösterebilmek için ne olması gerek? Sen bunun için adımlar atıyor musun?

Bir müzisyenin kendisi için hayati olan, belki varoluşunun temel taşlarını döşemiş herhangi bir konuyu, müziğinin yanına, içine ya da önüne koymasından daha doğal bir şey olamaz bence. Şiddetini yine o sanatçının kendi belirler. Müzik de sanat da zaten buradan ileri geliyor sanırım; içsel bir söyleme ihtiyacından. Mesele samimiyet. Yani hikayenizi, gerçeğinizi nasıl anlattığınız. Birkaç yıl önce Karakol klibini böyle bir içgüdüyle çekmiştim. Bu anlamda bahsettiğin akımdan özellikle Saint Levant’ı, duruşunu ve temsil ettiklerini çok seviyorum. Onunla ortak bir şeyler yapmayı istiyorum hatta. Benzerliklerimiz olduğunu seziyorum içten içe. Diğer yandan Türkçe müzikte de kendi gerçeğini yaşayan ve bir şekilde haykıran insanlar var. Global etkili bir Türkçe pop hikayesi yaşamamız bence an meselesi (Gülüyor). Hayatta her an her şey olabilir. Bu da bir frekans boyu, bir titreşim zira. Ben kesinlikle daha evrensel bir şeyler yapacağım. Nasıl bir yaklaşımla olacak, yol şu an beni ona götürüyor.

- İlk albümünü basacak yer bulamayan bir Mabel’ den, pop star Mabel’ e... Bu yolculukta değişen Mabel Matiz tarzını nasıl tanımlıyorsun? Türkiye’nin müzik külliyatında kendini nereye konumlandırıyorsun?

Hep anlatırım, ilk gençliğimde göz önünde olmak hiç yoktu hayalimde. Hep arka planda, işin mutfağında, yazan çizen, yapımcılık yapan kişi olmayı hayal ediyordum. Çekingen bir yapım vardı. Ancak hayat beni zorla sahne önüne, ışıkların altına itti. Şikayetçi değilim, şükrediyorum. Bu meslek ve sahne, kendimi dönüştürmeme çok yardımcı oldu. Kapalılıklarımı, blokajlarımı açmamı sağladı. Bu yüzden de her albümde biraz daha kabuğunu kırmış bir Mabel gördü insanlar. Alternatif, içe dönük hatta kapalı bir müzik personasının içinden, zamanla başka başka renkler, paternler çıktı. Hepsini seviyorum. İçsel yolculuğum müziğimi, müziğim içsel yolculuğumu etkiledi diyebilirim. Stilim ve müzik yapma halim dönem dönem değişir. O ara neyle ilgilendiysem ilgim oraya akar. Maya albümü döneminde elektronik beat’lere sarmıştım. Folk melodileri yerel enstrümanlar ve vurucu beatlerle birleştirmek çok hoşuma gitmişti. Fatih ise daha çok bir Türkçe pop güzellemesi gibiydi mesela. Bu yüzden de tarzımı tek bir etikete ya da tanıma indirgeyemeyeceğimi hissediyorum. Çünkü bu değişim ve arayış devam ediyor. Yarın neye dönüşeceğimi ben de bilmiyorum ama buna dair büyük bir merakım var (Gülüyor) Türkiye’nin müzik külliyatındaki konumumu ise şarkılarım yeterince işaret ediyor bence, ben daha fazla laf kalabalığı yapmayayım. Biraz da zamana bırakmalı galiba.

- Antidepresan da sanki bu çemberi tamamlayan bir nokta oldu, 7’den 70’e hitap eden bir şarkı olmasıyla…Bunu devam ettirme endişen var mı, yoksa “güzel bir andı ama benim yolum başka” noktasında mısın?

Çok safiyane bir şeydi bence Antidepresan’da olan. Organik, kendiliğinden. Şarkıyı kaydettik, kaydı bir yıl sürdü, araya bir sürü başka işlerimiz girdi. ‘Çok güzel şarkı, insanlar sever’ diyorduk ama bu kadar hit olacağını beklemiyorduk. Şarkılar yolda büyüyor. İçgüdüsel olarak hit şarkılar yapsam da bunun matematiğini aslında bilmiyorum. Bu bir bağlantı hali bence daha çok. Formülü yok. O yüzden hesapla kitapla planla olacak iş değil sanki. Gerçekse, benim içimi titretiyorsa bir şarkı, o genelde herkese değiyor. Özene bezene, çokça düşünerek yapılmış şeyler ise bazen geçmeyebiliyor. Kolektifin tümüne değen şarkıların başka bir büyüsü oluyor. O piyangonun ne zaman çıkacağını aslında bilemiyorsunuz. Tanrısal bir bağlantı bence o. Bu yüzden daha çok saflaşmayı ve çok daha saf, berrak bağlantılar kurmayı arzuluyorum. Hislerimi olanca şiddetiyle, doludizgin yaşamaya devam ederek..

- Kendini tam olarak ifade edebildin mi yoksa hÂLÂ sakındığın tarafların var mı?

Car car konuşuyorum ama elbette her insan gibi benim de güvenli alanlarım, kendime sakladıklarım ya da politik davrandığım anlar var. İnsani bir şey. Her ne kadar kendime düzenli olarak “güvendeyim” telkini yapsam da... Kendimden bahsetmeye ve bahsettirmeye bayılıyorum o kesin. Dört gezegen aslan.

İnsanlar “görülmüş” hissediyor şarkılarımla, yalnız olmadıklarını hissediyorlar. Umut oluyor, bir devam etme gücü veriyor bu. Bunu fark ediyorum. Her kesimden insan aynı yerde buluşuyor. Bu kadar ayrışmanın olduğu bir çağda bu müthiş bir şey

- Seninle ilgili yorumları okuduğumda çokça karşıma çıkan bir cümle var: “İyi ki var…” Dinleyicilerin seni sadece bir şarkıcı olarak değil, hayatlarını, duygularını ifadelendiren, bazen de maruz kaldıkları haksızlıkları cümlelendiren biri gibi görüyor. Sence dinleyicilerin için ne ifade ediyorsun?

Garip ve hoş bir gönül bağımız var. Çok kıymetli buluyorum, şanslıyım bu yüzden. İnsanlar “görülmüş” hissediyor şarkılarımla, yalnız olmadıklarını hissediyorlar. Umut oluyor, bir devam etme gücü veriyor bu. Bunu fark ediyorum. Her kesimden insan aynı yerde buluşuyor. Bu kadar ayrışmanın olduğu bir çağda bu müthiş bir şey. Hepimizi birbiriyle bağlayan görülmez, elle tutulmaz, ama kalpten hissedilen, çok büyülü ve hoş bir ilişki. Bunun hem öznesi hem nesnesi olmak beni mutlu ediyor. Beni ne kadar “acayip” bulsa da sevmekten de geri kalamayan çok insan var. Dert ortağı gibi görüyorlar.

- Geçmişte en çok neyi dert ediyordun şimdi en çok neyi dert ediyorsun?

Geçmişte en çok parasızlığı ve sevgisizliği dert ediyordum. Şimdi ise hayatımın tadını çıkarıp çıkarmadığımı, sağlıklı beslenmeyi falan dert ediyorum.

- Sesini duyurmak için neye ihtiyacın var? Ne olmasa susarsın?

Tanrı’ya ihtiyacım var. Sonsuz kaynağa. O hep benimle olduğuna göre de her şekilde duyurabilirim sesimi diye düşünüyorum.

- Babanın tırıyla dolaştığı coğrafyaları sen de konserlerinle geziyorsun. Bu güzel bir his olmalı. Nasıl izler buluyorsun babandan gittiğin yerlerde?

Büyüdüğüm evin salonunda kocaman bir Türkiye karayolları haritası asılıydı. Babamın gittiği yurtiçi mesafeleri oradan takip ederdik. Bu yüzden Türkiye’nin pek çok şehri hala babamla ilgiliymiş gibi geliyor ister istemez. Anadolu şehirlerinin hissini çok seviyorum. Mersin’i de andıran yerler var. O yüzden izler hep tanıdık, sıcak. Doğu şehirleri babamla daha çok ilintili gibi, çünkü sürekli sınır kapılarından evi arardı.

“Şarkı yazdığım insanların havalandıklarını görmek garip bir şekilde hoşuma gidiyor“

- Şarkı yazdığın insanlara haber verir misin yoksa havalanmasınlar diye söylemez misin?

Genellikle haber veriyorum ve havalandıklarını görmek garip bir şekilde hoşuma gidiyor.

- İnsanlar birbirini tavlamak için senin şarkı sözlerini çok kullanıyor. Sen kimin sözlerini ödünç alırsın birini etkilemek istediğinde?

Valla ben de genelde kendi sözlerimi kullanıyorum baya yaratıcı şeyler var (Gülüyor). Aslına bakarsan sözle değil fiille, yaparak etkilemeyi tercih ederim.

- Son albümünden beri daha seksapeli yüksek bir aura ve styling içindesin. Bu bilinçli bir seçim mi? Arzu nesnesi olmakla aran nasıl?

İçim açıldıkça dışım da açıldı galiba. Belli bir yaştan sonra insana “eeeh” geliyor. Aslında oldum olası son derece seksüel bir insanım. Seks hayatımda önemli bir yer kaplıyor. Nesneleşmekle bir sorunum yok. Arzulanmak da arzulamak da beni tetikler. Yaş ilerledikçe bunu saklamanın anlamsızlığına aymış olabilirim belki. Bir rahatlık var üstümde. Enerjisel bir şey bence. İnsanın kendiyle olan tanışıklığının ve buna teslimiyetinin derecesi ile ilgili sanırım. Ben nasıl hissediyorsam öyle yaşıyorum, öyle giyiniyorum veya giyinmiyorum.

- Volkswagen Arena’da 2 gece üst üste tüm biletleri tükenen iki konser verdin. Prodüksiyon, sahneleme ve hayran deneyimi açısından global starlara yakın bir işti. Konserler senin için nasıl geçti?

Evet inanılmaz konserlerdi. Son 6 yıldır 14 Şubat’ta sahnede oluyorum. Bu sene de bu geleneği bozmadık. İlk kez 360 sahne deneyimi yaşadık. Beni hiç her açıdan görmemişlerdi sanırım. Ekibimin, başta da Ozan’ın (Korkmaz) hayal ettiği, tasarladığı bir sahneydi. Nereye dönsem izleyicilerimle göz göze geliyordum ve bu müthiş bir duyguydu. İlk gün biraz gergin ve kontrollüydüm ama kısa sürede alıştım bu sahneye. Beni hissel olarak daha global bir şeye de hazırladığını düşünüyorum. Her sene yapalım diyoruz.

- “Mabel’e mesaj” diye bir köşen vardı. Bakma fırsatın oldu mu? Seni çok etkileyen, veya aklından kalan bir mesaj var mı?  

Güzel ve eğlenceli şeyler yazmışlar. Hepsini tek tek okudum. Sizin için birkaçını derledim:

-Seni kaburgamın altın parçası, seni dişlerinde elma kokusu, bir daha hangi ana doğurur ki bizi?

-Bazen eksiklik sevginin var olma sebebi olur

-Aşkı bulamasak da aşk adamını bulduk

-Allah akıl fikir versin, deli de olsa seviyorum

-Yarın olmazsa hep başka bir yarın var

-Aşk patili dostumdur

-Hüzünle gelen özgürlük

-Bizde aşk maşk yok hayatta kalmaya çalışıyoruz

-Doğru insanla her gün 14 Şubat

-Sevgili aramaktayım (Fark etmez alt üst yavrum)

-Büyük şeyler küçük küçük başlar