Ceylan Ertem ile hayvan katliamı yasası ilk çıktığında konuşmak istemiştim, çünkü o, bana göre bu konuyu anlatabilecek en yetkin ve dürüst insanlardan birisi. Ama yoğunluktan ancak bir araya gelebildik. Bu esnada yeni albümü Sana Rağmen de hazır oldu. Böylece hem müzikten hem de her gün yeni bir felaketle daha da kararan hayatlarımızın akışında neredeyse unutur gibi olduğumuz hayvan hakları meselesinden konuşabildik.
Ceylan dirayeti ve açık sözlülüğüyle ilham veren biri. Onun aştığı zorluklar çoğumuzun hayatına kilit vuran, anahtarı da okyanuslara attıran cinsten. Odasından çıkamayan bir çocukluktan konserler veren, mitinglerde konuşan bir sanatçı ve aktiviste evrilmiş. Bunu nasıl başarmış derseniz müzik ve müzisyenlere duyduğu aşkla, o hayatın bir parçası olmaya duyduğu hevesle. Üstelik o dönemlerde odasında dinleyip hayaller kurduğu Sezen Aksu, Bülent Ortaçgil gibi müzisyenlerle bugün ortak işler ürettiği, dostluk ettiği bir hayatı var. Başka dostları da koşmuş “albüm yapıyorum” dediğinde. Mabel Matiz, Sena Şener, Erkan Oğur, Cihan Mürtezaoğlu…
O da çocukluğundan, travmalarından, yaşadığımız ülkenin gidişatından, kadınlarından bahsettiği bir albüm örmüş dostlarıyla. Şimdi önünde eskiden üstünde duramadığı sahnelerde hoplayıp zıplayacağı ve kimsenin ne dediğini umursamayacağı konserler var. Sonra evine, kedi-köpeklerine, merhamet üstüne kurduğu hayatına geri dönecek.
Ceylan’la hayvan hakları konusunda ses çıkardığı için başına gelenlerden, toplumsal konularda ağzı tıpalı sanatçılara dair düşüncelerinden, veganlık ve feminizmin kesişiminden, “sesini çok titretiyor” eleştirilerinden, müzikte tekelleşme ve kayırma iddialarının temellerinden, ve evet, Sezen Aksu’nun bu meselede dahli olup olmadığından konuştuk. Sorduğum her şeye çok dürüst ve müdanasız cevaplar verdi. Tam da ondan beklediğim gibi.
- Hayvan sevgin nerden geliyor? Sadece evinde kedi köpek besleyen birinden bir hayvan hakları savunucusuna ne zaman dönüştün?
Ben evde kedi köpek beslemeden önce de hayvan haklarıyla ilgili hassas birisiydim. 20 senedir hayvan yemiyorum, veganım. İlk albümümü birlikte büyüdüğüm evcil hayvanlara ithaf etmiştim. Ama bunca yıl sonra bile hayvan hakları için ses çıkardığımda takipçi kaybediyorum. Kurban bayramlarında sesimi yükselttiğimde ya da sokak hayvanlarının haklarını savunduğumda tepki topluyorum. Bir yandan da benim gibi düşünen insanların gözünde değerim büyüdü. Müziğimi dinlemeyen insanlar bile yolda durdurup bu duruşumu tebrik ediyorlar. O da hoşuma gidiyor.
- Bir çok insanın anlamakta zorluk çektiği şey, neden bu kadar sert bir yasa çıkarıldığı. ortada sokak hayvanları ile ilgili bir problem varsa bu çok daha serinkanlı yöntemlerle çözülebilirdi. Sence bu yasa neden çıktı?
Birçok politik nedeni olduğunu düşünüyorum. Ve seçtiğimiz görevlilerin, hangi partiden olursa olsun görevlerini yapmalarını rica ediyorum. Hala böyle bir umudumuz var hayvanseverler olarak. Bir çok yetkiliyi de ziyarete gittim. Onlar da bu konuyla ilgili planları olduğunu, çok yakında açıklayacaklarını söylediler. Ama gündem o kadar çabuk değişiyor ki, o planlar şimdi ne durumda kim bilir? Hayvan haklarını konuşurken bir anda öldürülen bebekleri konuşmaya başladık. Tam ona üzülürken Kartalkaya yangını oldu. Çok karanlık bir dönemdeyiz.
- Sen mitinglerden birinde konuşmacıydın. Bir çok başka sanatçı da vardı. Oradan bir sonuç, bir çözüm çıktı mı?
Konserler planlanıyor, maddi birikimler, arazi alınıp hayvanların yerleştirilmesi hedefleniyor. Belediyelerin, devletin yapması gereken görevleri sanatçılar, şarkıcılar, dernekler, hiçbir maddi karşılık beklemeden yapmaya uğraşıyorlar. Böyle bir süreçteyiz. Ama bir işin içinde çok insan olduğu zaman egolar devreye giriyor. Derneklerin birbirine girmesi, “Bizim neden afişe ismimiz yazılmadı?” kavgaları…Benim de afişe isim yazılmadı ama bunu önemsemedim. Çünkü ben Ceylan Ertem i göstermek için orada değildim. Bir hayvansever olarak, binlerce insanın sesi olarak orada konuşmaya gittim.
Eğer sokak hayvanlarının sebep olduğu kazalar yüzünden ölen çocuklar varsa bunların günahı bu hayvanların boynuna değil. Sokak hayvanlarını kısırlaştırmayan, onlara güzel yuvalar sağlamayan, hayvan satışlarını destekleyen zihniyetin suçudur. Ceza sesi çıkmayan masumlarımıza kesiliyor, belki de gerçekten kötülere bir şey olmuyor ama hepimiz bunun cezasını çekeceğiz diye düşünüyorum. Pandemiyi yaşadık biz. Dedim ki “bu çok normal”. Daha beterini bile yaşayabiliriz. Çünkü doğa bizi silkeleyecek. Bu dünya hayvanların cehennemidir, biz de cellatlarıyız bu hayvanların |
- Bu yasa tek başına değerlendirilebilir mi? Yoksa daha büyük bir çürümenin parçası olarak mı görülmeli?
Daha büyük bir çürümenin bir parçası olarak görüyorum tabii ki. Eğer bir feministsen hayvan haklarını savunmalısın, eğer sol görüşlüysen hayvan haklarını savunmalısın, o kadar. Öyle büyük nankörlük ediyoruz ki. Sokak hayvanları bu ülkenin tanıtımı için türküler kadar, bu ülkenin mutfağı kadar önemli. Bir şarkıcı olarak bunu söyleyebilirim. Yurt dışından gelen insanların en hoşlandığı şey sokaktaki kediler, köpekler…Eğer sokak hayvanlarının sebep olduğu kazalar yüzünden ölen çocuklar varsa bunların günahı bu hayvanların boynuna değil. Sokak hayvanlarını kısırlaştırmayan, onlara güzel yuvalar sağlamayan, hayvan satışlarını destekleyen zihniyetin suçudur. Ceza sesi çıkmayan masumlarımıza kesiliyor, belki de gerçekten kötülere bir şey olmuyor ama hepimiz bunun cezasını çekeceğiz diye düşünüyorum. Pandemiyi yaşadık biz. Dedim ki “bu çok normal”. Daha beterini bile yaşayabiliriz. Çünkü doğa bizi silkeleyecek. Bu dünya hayvanların cehennemidir, biz de cellatlarıyız bu hayvanların.
- Sen yasa çıktığı andan beri konuşuyorsun, ve konuşmayan sanatçıları eleştiriyorsun. “şimdi konuşmayacaksınız da ne zaman konuşacaksınız? Milyon takipçili sayfalarınız neden var? diye bir paylaşımın vardı. Sence neden konuşmuyorlar?
Çünkü her şey politik. Konuşmamak da tabii ki politik bir karar. “Ben bunu söylersem takipçi kaybederim, dinleyici kaybederim, sponsor kaybederim, para kaybederim” diye düşünüyorlar. Halbuki hepimiz ses çıkarsak kaybetmezsin, Kaybettirmezsin de başkalarına. Bence zaten müzisyenlerin bu yüzden bir sendikası olamıyor yıllardır. Hep beraber ses çıkarabilmeyi başaramıyorlar.
- Peki bu paylaşımı yaptığında tavrını değiştiren bir isim oldu mu?
Hayır. Sezen (Aksu) daha yasa çıkmadan aradı. “Beni Unutma” diye bir şarkım var, onu hayvan hakları için uyarladım, sen söyle istiyorum” dedi. Ama o bile “Acaba dinleyici kaybeder misin ya da başın belaya girer mi?” diye kaygılandı. Ben de dedim ki “Ufacık bir kaygım bile yok Sezen. Hemen söyleyeyim.” O şarkıyı bile çok arkadaşım paylaşmadı. Ben çoğu arkadaşımın şarkısını, müziğini beğenmesem bile eğer toplumsal bir meseleyle ilgiliyse paylaşıyorum. Büyük başarılara imza attıklarında tebrik ediyorum. Nedense birbirimize destek olmuyoruz. “Burası benim kendi alanım. Sadece kendi işlerimi paylaşıyorum, başka bir şey de beni ilgilendirmiyor” gibi bir tavır var. Ben AK Partili, MHP’li, HDP’li, CHP'li isimlerin “bu yasayı çıkarmayalım” paylaşımlarını da paylaştım. Her konuda aynı görüşte olmak zorunda değilim. Canlılar söz konusuysa kim olursa olsun el ele verip sarılmamız gerekiyor.
Fotoğraf: Arda Yurtçu
(Konuşmayan sanatçıların) Nasıl durabildiklerini gerçekten aklım hayalim almıyor. Bir de böyle çok alakasız isimler, çok acayip sesler çıkarıyorlar. Onlara da çok şaşırıyorum. Bravo. Cenk Eren mesela, ben Cenk'in müziğini dinlemezdim hiç. O kadar enteresan insanlarla yakınlaştım ki. Seren Serengil'i şu an alkışlıyor olmamız ne kadar tuhaf bir şey. Ama çok sevdiğim Yıldız ablayla da (Tilbe) aramız açıldı mesela |
- Uzun vadede bu tür konularda konuşmayan sanatçılara ne olacağını düşünüyorsun?
Keyiflerine bakmaya devam edecekler herhalde. Nasıl durabildiklerini gerçekten aklım hayalim almıyor. Bir de böyle çok alakasız isimler, çok acayip sesler çıkarıyorlar. Onlara da çok şaşırıyorum. Bravo. Cenk Eren mesela, ben Cenk'in müziğini dinlemezdim hiç. O kadar enteresan insanlarla yakınlaştım ki. Seren Serengil'i şu an alkışlıyor olmamız ne kadar tuhaf bir şey. Ama çok sevdiğim Yıldız ablayla da (Tilbe) aramız açıldı mesela.
- Sen onun “hayvanlara topluca zehir verilsin” paylaşımını eleştirmiştin. Sonra ne oldu? Yıldız Tilbe'den bir dönüş aldın mı? Aranızda konuştunuz mu?
Bana haber geldi. “Ceylan’ı çok sevdiğim için böyle bir şey yazmasına çok üzüldüm” diye. Ama geçenlerde yine “Hayvana geberdi denir, insan öldü denir” gibi bir açıklama yaptı. Ben onu üzmek, kırmak istemiyorum ama bunları söyleyen annem olsa reddederim. Yıldız Abla'nın bir tane şarkısını söylüyordum sahnede. Artık onu da söylemiyorum çünkü dilim varmıyor. Yıldız Abla’nın paylaşımın altına “zehirli etleri aldık, şu an yola çıktık” diye yazanlar çok oldu. Ben onun yerinde olsam bu kalabalıktan ürkerdim. Çünkü bu yasanın verdiği serbestlikle hayvanlara şiddetin, işkencenin, tecavüzün arttığını görüyoruz.
- Bir de hayvanseverleri “elit, güvenli sitelerde yaşayan, tuzu kuru, çocuk sevmeyen” gibi tanımlayan bir kutuplaşma güdülüyor. Sen elit ve tuzu kuru bir insan mısın?
Hayır. Hayatımı gösterdiğim bir video çektim, onu izlemelerini tavsiye ederim. Ben İstanbul’da 7-8 sene köy hayatı yaşadım. Bir ormanın içerisinde 100 metrekare bir evde kedileriyle, köpekleriyle yaşayan, köylülerin buzağısı doğduğunda “Ceylan sevmeye gel” diye haber verdiği bir hayatım vardı. Bizim gibi müzik yapan, bizim gibi tepki veren isimler konser de yapamayabiliyorlar. Sponsorluk, reklam anlaşması alamıyorlar. Ben zaten şarkıcı olarak da anaakım bir isim olmadım, olmaya da uğraşmadım. Neysem oydum ve canımın istediğini yaptım. O nedenle “ah vah” falan demiyorum mutluyum olduğum yerden ötürü.
- Şu anda Anayasa Mahkemesi’nin yasayı iptal etmesine dönük bir kampanya var. Sen de imzacılarından birisin. Bundan sonra ne olacak sence?
Ben Anayasa Mahkemesi yasayı geri çekse bile uygulanıp uygulanmayacağından emin değilim. Onu bile bilmiyorum. Ben de aslında “şunu yapabiliriz, bunu yapabiliriz, böyle olmalı” diyen insanların peşinde oradan oraya savruluyorum. Şunu yapacağız, bundan sonraki planlarımızı bunlar falan diye anlatamıyorum çünkü gerçekten bilmiyorum. Giremiyoruz oralara zaten. Barınakların önünde hala nöbet tutan insanlar var, içeri alınmıyorlar. Herkes kendi ne yapabiliyorsa onu yapmaya uğraşıyor. “Twitter'da bu akşam şunu yazıyoruz” denildiğinde trend topic bile olunamıyor.
- Albümden konuşalım. Görsel diliyle, kürasyonuyla iddialı bir iş geliyor. Epey de kalabalık bir künyesi var.
6 ay önce bu kadar çok şarkı, bu kadar çok isim olacağını bile bilmiyordum. Instagram'da bir albüme başladığımı çıtlattım, hemen arkadaşlarım aradı. Sena (Şener), Cihan (Mürtezaoğlu) dahil olmak istediklerini söyledi. Geçtiğimiz yaz Sezen'le (Aksu) çok vakit geçiriyorduk. Ben onun evinde yaşar gibi olmuştum. O da “aç bakayım çantanı neler çıkacak içinden” dedi ve benim yazığım şarkılara da, hediye şarkılara da, hepsine bir dokundu. Mabel (Matiz) ile ortak yazdığımız şarkının yüzde ellisinin sözlerini değiştirdi ve çok acayip bir yere taşıdı şarkıyı. Bana bir de enteresan bir şey olur. Mesela Mehmet Güreli'yi çok düşünürüm, o beni arar. Böyle böyle çok sevdiğim arkadaşlarımla beraber bütün taşlar yerine oturdu. Görsel dünyasını Aytekin Yalçın ile oluşturduk. Bir günde 16 saat çalışıp sekiz şarkıya kısa videolar çektik.
- İkinci bölümü de olacak albümün?
Evet. 10 şarkı daha var. Erkan Oğur, İsmail Tunçbilek çaldı. Mart’ta üç, Nisan ‘da üç şarkı daha paylaşacağım. Mayıs sonuna dek albüm tamamlanmış olacak.
- Sezen Aksu’nun yazdığı Tanrıçalar Memleketi diye bir şarkın var. “Bastığın toprağa dikkat et burası tanrıçalar memleketi” diyorsun. Bunu bir 8 Mart marşı gibi mi hayal ettiniz?
Kadının gücü, bu toprakların değeri ve bu topraklarda yaşayan kadının bir hazine olması üzerine çok esprili bir şarkı bu. 8 Mart'ta çalarsa eğer, o yürüyüşlerde, o şarkıdan birkaç söz dövizlerde görürsem herhalde ağlarım. Çok mutlu olurum.
- Şarkının videosunda da hem çeşitli arketipleri temsil eden kadınlar hem de Şamanizm’e, mitolojiye referans veren görseller var. Merakın var mı bu konulara?
Evet bir cadı var mesela, kadınların cadı olarak adlandırılıp öldürülmesine gönderme olarak. “Kadın güçsüzdür, yapamaz, edemez” diyenlere inat halterci bir kadın var, doğa anayı temsil eden bir kadın var. Dün gittim “Kadın Türk Şamanlar ve onların dünyası” diye bir kitap aldım. Merak ediyorum. Anneannelerimizle babaannelerimizle zaten öyle bir kültürün içinde büyüdüğümüz için çok aşinayız. Çok mutluyum bir kadın olarak dünyaya geldiğim için. Yüz kere daha dünyaya gelsem yine kadın olmak isterdim. Bu kadar zorluğuna rağmen: Regl oluyoruz, menopoza giriyoruz, doğum yapıyoruz, sonra o çocuğu korumak için ömür boyu endişeyle yaşıyoruz. Yine de istemezdim erkek olmayı.
- Sen feminizm ve veganlığı da aynı kotada görüyorsun sanırım. Feminist bir insanın aynı zamanda vegan olması gerektiğini mi düşünüyorsun?
Evet. Endüstriyel hayvancılıkta en çok zulüm görenler dişi hayvanlar. Tecavüz ediliyor onlara. Zorla hamile bırakılıyorlar ve çocuklarından anında ayırıyorlar. Kendi yavrusuna süt veremiyor, bizi besliyor. Bu zalimliğin bir parçası olmaya devam etmemeliyiz. 100 sene sonra çocuklar “Siz hayvan mı yiyordunuz?” diye bize şaşıracak. Bu dünyayı biz kurtaramadık. Umarım bizden sonraki jenerasyonlar kurtarsınlar. Çünkü onların dünyasını biz mahvettik. Umuyorum ki anne-babalar çocuklarının yüzüne rahatlıkla bakabilsinler, boyunlarını eğmeden.
Bu alem en bembeyaz, en aydınlığa yüzünü dönmüş bir insana bile şeytanların elindeki karaları bulaştırıyor. Hiçbirimiz masum değiliz. Bu şarkıyı bütün röportaj boyunca konuştuğumuz, bu çürümüşlüğe büyük katkısı olan o kesime söylüyorum. ‘Biz buradayız, gitmiyoruz, bunu da bilin’, diyorum |
- Aslında konuştuğumuz konulardan, ülkede yaşadıklarımızdan ayrı düşmeyen bir albüm bu. Sana Rağmen şarkında “Sana rağmen seçmiyorum gaddarlığı” diyorsun. Sosyal medyada çoğu kişi bunu bir politik eleştiri olarak almış. O saikle mi yazdın?
Çok “rağmen” yaşıyoruz. Sadece politikacılara değil, bir şeylere rağmen yaşıyoruz. Dünyadaki bütün politikacılara rağmen, yine de ayaktayız. Bu şarkıyı belki bir politikacıya, belki şiddet gördüğün eski sevgiline, eski kocana da söylüyor olabilirsin, “Sana rağmen ben gaddarlığı seçmiyorum. Ve beni öldürsen de mezarım nasıl şaşalı..” Nezaket, sevgi ve adalet duygusu arayışında olan insanlar çok güçlüdür demek istiyorum aslında. Şarkının videosunda, albüm kapağında benim de üzerime birtakım karalar çalınmış. Bu alem en bembeyaz, en aydınlığa yüzünü dönmüş bir insana bile şeytanların elindeki karaları bulaştırıyor. Hiçbirimiz masum değiliz. Bu şarkıyı bütün röportaj boyunca konuştuğumuz, bu çürümüşlüğe büyük katkısı olan o kesime söylüyorum. Biz buradayız, gitmiyoruz, bunu da bilin, diyorum.
Fotoğraf: Arda Yurtçu
- Senin kendi eline kara çalındığını, gaddarlaştığını hissettiğin anlar var mı?
İlla ki vardır. Birçok şeye daha erken aymak isterdim. Hayvan haklarına 20 sene önce değil, çok daha önceden aymak isterdim. Merhamet üzerine kurulu bir mutfağım olabilirdi. Eskiden genç müzisyenlere çok yardım etmeye çalışırdım. Benim yaşadığım zorlukları yaşamasınlar diye kendimi paralardım. Sonra başka bir müzisyen arkadaşım “bunu yapma” dedi. Çünkü insanlar ancak bütün bu zorlukları yaşadıktan sonra bir noktaya gelebilecekler. Onları geri alırdım mesela. Bazen iyilik yapmaya çalışırken kötülük yapıyorsun. O iyilik yapmaya çalıştığım kişileri çok acele ettirmiş ve zorlamış olabilirim.
- Çok yakın zamanda kültür endüstrilerinde tekelleşme konusu konuşuldu. Sen müzik sektöründe bir tekelleşme olduğunu düşünüyor musun?
Ben eğer engellendiysem de bunu bilmiyorum açıkçası. Bence bir sürü insan da bunu bilmiyordur. Çünkü nereden bileceğiz? Ama dijital platformlara baktığımızda birilerinin daha öne çıkartıldığını görüyoruz. Bu haksızlıkların kitabı her sektörde yazıldığı gibi müzik sektöründe de yazılıyor. Bir dönem mekanların ses sistemleri ve kulis şartlarımız hakkında ses çıkarttım ve ilgili mekanlar benimle çalışmamayı tercih etti. Oraları düzeltmek yerine… “Ben buradaki şartları beğenmiyorum, bu gidişattan hoşnut değilim” diyenlere “Sen bilirsin, beğenmiyorsan gelme” deniyor. Birçok müzisyene bu oluyor.
Sezen Aksu birinin önünü kesecek olmuş olsa, bunu istemeden bile yapmış olsa bence kendini Kanlıca ’da yalısından denize falan bırakır. O kadar kimsenin hakkına girmek istemeyen birisi. Özellikle de şimdi son dönemlerde isimleri geçen kişilerin. Ben biliyorum kariyerlerini. Konserlerine gittiğim, performanslarına şahit olduğum insanlar. Kariyerlerindeki o düşüşün sebebinin Sezen Aksu olmasına imkân yok. Ama Sezen Aksu birini desteklediği zaman o isim öne çıkıyor mudur? Oluyordur tabii ki |
- Müzik sektöründe tekelleşme, kayırma gibi iddialar konuşulduğunda en çok sözü geçen isim Sezen Aksu oluyor. Sen onunla çok yakından çalışan bir isim olarak ne düşünüyorsun bu iddialar hakkında?
Ben iyi ki Sezen Aksu'nun çocuğu falan değilim. Çok sert çıkışlarım olabilirdi. Şimdi bile kendimi tutuyorum, birçok konu hakkında konuşmamak için kendimi sansürlüyorum. Çünkü bu Sezen’in hayatı ve o kadar müdahale etmek istemiyorum. O hangi konuda kendini savunmak istiyorsa zaten savunur. Ya da şu an yaptığı gibi savunma gereği bile hissetmez. Ben bir şeye çok emek verirsen, çok uğraşırsan herkese rağmen bir yerlere gelirsin diye düşünüyorum.
Ben hayatımda Sezen Aksu kadar mütevazı bir insan görmedim. Sezen Aksu kendi şarkılarını niye söylemiyor? Niye bunlardan deli gibi para kazanabilecekken ve hayran kitlesini feci şekilde daha da arttırabilecekken bütün şarkılarını birtakım insanlara veriyor? Bu insanların da dev bir kariyerleri oluyor? Sezen Aksu böyle birisi. Örneğin Mabel (Matiz) ile yazdığımız şarkının sözlerinin yüzde altmışını yazmasına rağmen dedi ki “Lütfen benim adımı yazma. Siz bir şarkı yazmışsınız, ben buna sadece değdim”. Öyle de herkese hakkını vermek isteyen birisi. Bence hak etmeyen çok insana da gereksiz bir desteği var. Ben Sezen'e bir şeyler söyleyebilecek, daha da yakınında, çoluğu çocuğu gibi birisi olsam, örneğin Mithatcan olsam yasaklardım bile ona bir takım insanları desteklemesini.
- Şarkı vermesini mi yasaklardın?
Sadece şarkı vermesi de değil. Çünkü Sezen Aksu sadece şarkı vermiyor. Evindeki bütün eski kumaşları veriyor, ayakkabılarını veriyor, kıyafetlerini veriyor, takılarını veriyor. Verdiği şarkının okumasına giriyor. Her adımda yanında oluyor. Mentorluk yapıyor. Sabahtan akşama kadar. Beni dün de aradı, bugün de arıyor. Ama hiçbir baskı da yapmıyor. Acayip de bir dost. Mesela bana bu albümde sekiz şarkı hediye etmiş olmasına rağmen başka bir müzisyenin şarkısını bütün gün övebiliyor.
Sezen Aksu birinin önünü kesecek olmuş olsa, bunu istemeden bile yapmış olsa bence kendini Kanlıca ’da yalısından denize falan bırakır. O kadar kimsenin hakkına girmek istemeyen birisi. Özellikle de şimdi son dönemlerde isimleri geçen kişilerin ben biliyorum kariyerlerini. Konserlerine gittiğim, performanslarına şahit olduğum insanlar. Kariyerlerindeki o düşüşün sebebinin Sezen Aksu olmasına imkân yok. Ama Sezen Aksu birini desteklediği zaman o isim öne çıkıyor mudur? Oluyordur tabii ki. Çünkü Sezen'in evinde durmadan şairler, yazarlar, filozoflar var. Örneğin ben o evdeysem benim yazdığım şarkıyı onlara dinletiyor. Sonra beni tanımayan insanlar daha çok tanımaya başlıyorlar. Sezen'in de dediği gibi “her kahraman bir yerden sonra can sıkar” ya, gerçekten öyle. O yüzden Sezen Aksu ismini hep küçültmeye çalışıyor, ön plana çıkmamaya çalışıyor. Görüntü bile vermiyor artık çok uzun zamandır, ki benim gibi hayranları bu konudan çok mustarip.
- Hiç konuşuyor musunuz bu konuları?
Üzüldüğünü ben hissediyorum, “üzülmüyorum” diyor ama bence artık 70 yaşına gelmiş, Cumartesi Anneleri, Erdal Eren için şarkılar yazmış; Kardelen, Ünzile, Firuze gibi şarkılarla kadın ve çocuk haklarına parmak basmış birisi bu kadar hırpalanmayı hak etmiyor. Yaşarken ona bir hazine gibi davranılması gerekiyor. Bu Neşet Ertaş, Aşık Mahzuni Şerif, Bülent Ortaçgil, Erkan Oğur için de geçerli. Bu isimler okullarda okutulmalı. Ders niteliğinde insanlar bunlar…Bu insanlar hala öyle mi yaptı, böyle mi etti? Linçleyelim, yeter artık ya. Gerçekten yeter. Kaybettiğimiz isimlere bile ne kadar acımasız yorumlar yapılıyor. Bence Ferhan Abi’den (Şensoy) tutun, Metin Akpınar'a, Sezen Aksu'dan Neşet Ertaş'a kadar hiç kimseye gerektiği değer verilmiyor.
Fotoğraf: Arda Yurtçu
- Dün Vega’nın bir röportajını okudum. Deniz Özbey, “ilk albümdeki vokalimden aşırı utanırım” demiş. Çünkü çok dalga geçilmiş. Bizde bu insanları utandırma, tek tipleştirme baskısı bitmiyor. Seninle ilgili okuduğum yorumlarda da vokalinle ilgili çok yapıldığını gördüm bunun. “Sesini titretiyor” deniyor. Bunu müzikal bir eleştiri olarak dikkate alıyor musun, yoksa “ben böyle söylemek istiyorum” noktasında mısın?
Tamamen ciddiye almıyor değilim. Sesimdeki vibrasyonla ilgili gelen eleştirileri ciddiye aldım. Bu albümde daha az vibrasyon kullandım haklı bulduğum için. Ama “Niye sahnede böyle deliriyor, elini ayağını ne kadar çok oynatıyor” diyenleri umursamıyorum. Ben de kendimi izlediğimde şaşırıyorum “Aa, bana bak” diye (Gülüyor). İçimden öyle geliyor. Ama genç müzisyenler bedeni üzerinden, görünümü üzerinden yapılan eleştirileri hiç kaale almasınlar. Biz model değiliz, her zaman iyi gözükmek zorunda değiliz.
- Albümde en sevdiğim şarkılardan biri Yoktunuz. “Ben bir ceylandım çimde vurmuştunuz, tutacak el ararken hiç yoktunuz” diyorsun. Odasında Sezen Aksu, Bülent Ortaçgil plakları dinleyen bir çocuğu anlatıyorsun.
Yoktunuz’u İstanbul'da orman içerisinde yaşarken yazdım. Adımın Ceylan olması da bana enteresan geliyor. Çocukken sevmezdim ismimi ama sonra sonra sevdim. Ben de çocukken ceylan gibi, çok ürkek, çok çekingen, insanlara çok yaklaşamayan bir tiptim. Ama hızlı koşar hızlı kaçardım (Gülüyor). Ceylan’ın vurulması, yaralı ceylan hikayesi bana uyuyor gibi hissediyorum. Nükhet Abla (Duru) bana Yaralı Ceylan der. Bu şarkı çocukluk travmalarımı ve o zaman yaşadığım sıkıntıları anlatıyor. Çocukluğumdan nasıl çıktığım, oradan çıkarken nasıl dikenlere tutunmak zorunda kaldığım, nasıl kan revan içinde kaldığımı anlatıyorum. Ben karanlıklar içerisinde yaşayan, agorafobi ve panik atağı olan bir çocuktum. Kurtuluşum müzik oldu. Eğer bu müzisyenler, şairler, karikatüristler olmasa ayakta duramazdım. Bülent Ortaçgil, Sezen Aksu, Metin Akpınar, Zeki Alasya, Ferhan Şensoy…Onlar sayesinde “böyle de bir dünya var ve burası galiba çok güzel” gibi hissettim.
- Aslında bu sorunları yaşayan bir çok insana, çocuğa da ilham kaynağısın. Şu anda “her şey bitti, halloldu” noktasında mısın, yoksa bu her gün sıfırdan birtakım rutinlerle mücadele ettiğin bir durum mu?
Agorafobi, panik atağı olan çocuklar varsa bana baksınlar. Ceylan ablanız her ay yüzlerce insanın karşısına çıkıp şarkı söylüyor (Gülüyor). Sahnede nefes alamadığım, buradan karayoluyla Londra'ya gidip, orada sahneden inip, dönüp büyük depresyonlar yaşadığım zamanlarım da oldu. Şimdi “Ne güzelmiş, sahnede böyle rahat mıymış herkes?” diyorum. Her şey bitmedi ama son beş-altı yıldır rahatım. O günlerden bugünlere geldim. O yüzden kimse de umudunu kırmasın. Çünkü gerçekten iyileşiyor insan. Bunların çareleri var. Belki bir gün nasıl terapiler aldığımı, neler yapılabileceğini anlatan bir paylaşım yaparım. Tabii ki ben müzisyen olduğum için çok şanslıyım. Çünkü bir şeyin şarkısını yazdıktan sonra o travmayı atlatmak çok kolay oluyor. Ve şarkı söylemek en iyi terapi yöntemlerinden bir tanesi. Çünkü durmadan bağırıyorsunuz, başka birileri oluyorsunuz. Mesela bir ay konsere çıkmazsam bana geliyorlar. Çünkü ihtiyacım var. Ceylan olmaya ihtiyacım var. İyi olmak için bunu yapmak zorundayım.
Binnaz Saktanber kimdir? Ankara'da doğdu. Tevfik Fikret Lisesi ve başarı bursuyla okuduğu Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nü bitirdi. Gazeteciliğe okul yıllarında Sabah Gazetesi ve Turkish Daily News'da çalışarak başladı. Fulbright bursuyla gittiği ABD'de The City University of New York'ta siyaset bilimi üzerine lisansüstü eğitimini tamamladı. New York'ta yaşadığı yıllarda Türkiye'nin ilk bloglarından Loonybinsblog'u kurdu, Radikal İki, Birikim, Bant Mag. gibi yayınlarda yazı ve makaleleriyle yer aldı. Aynı zamanda The Museum of Modern Art, The Metropolitan Museum of Art, Film at Lincoln Center, Carnegie Hall gibi kurumlarla film, görsel sanatlar ve performans sanatları üzerine projeler geliştirdi ve yönetti. 2012'de Türkiye'ye dönüşünden itibaren politika ve kültür-sanat alanındaki yazılarıyla The Guardian, CNN International, Roar Magazine gibi uluslararası yayınlar için yazdı, Witte de With Review'un İstanbul temsilciliğini yaptı. Cumhuriyet ve Hürriyet gazetelerinde popüler kültür, televizyon ve sinema üzerine yazdı. 2021-2024 yılları arasında haftalık yazı ve röportajlarıyla Gazete Oksijen 'de yer aldı. Eylül 2024'te T24 ailesine katıldı. |