Barış Soydan

15 Temmuz 2019

Ali Babacan’ın krizdeki payı ne?

Türkiye’yi krize Babacan dönemi politikalarının değil, o kabineden ayrıldıktan sonra uygulanan seçim ekonomisi taşıdı

Geçtiğimiz cuma günü Yol TV’de katıldığım bir programda sorulan sorulardan biri Ali Babacan’ın ekonomik krizdeki payıyla ilgiliydi. Programcı, yaşamakta olduğumuz krizin kaynağının Ali Babacan döneminde uygulanan ekonomi politikalarında aranması gerektiğini savunanların bulunduğunu belirterek bu konuda ne düşündüğümü sordu.

Şaşırdım. Çünkü krizden Babacan’ın sorumlu tutulduğunu duymamıştım.

Ama mantıksız değil: Ali Babacan 13 yıl boyunca AKP’nin ekonomi politikalarını dizayn eden ve uygulayan isim değil miydi? Nitekim uluslararası medya geçen hafta AKP’den istifasını, “Ekonominin eski çarı partisinden ayrıldı" diye duyurdu. (Buradaki “çar” İngilizce bir deyim. Türkçeye imparator diye çevirmek daha doğru olur: “Ekonominin eski imparatoru partisinden ayrıldı.”) Gerçekten de Babacan 2002’den 28 Ağustos 2015’e kadar ekonominin “imparatoruydu”. AKP’nin ekonomi politikalarını uzun yıllar o şekillendirdi. Buradan yola çıkarak bugünkü krizde onun pay sahibi olduğunu ileri sürenler olabilir.

Ama bu doğru olur mu?

Programda söylediklerimi burada tekrarlayayım: Bugünkü krizin sorumlusunun Ali Babacan olduğunu söylemek bence haksızlık olur.

Babacan döneminde ekonomide her şeyin güllük gülistanlık olduğunu savunacak değilim. AKP’nin ilk döneminde uygulanan ekonomi politikalarında da büyük sorunlar vardı.

Ama bunu söylemek başka bir şey, ekonominin bugününden Babacan’ı sorumlu tutmak başka bir şey.

Ben Türkiye’yi krize Babacan dönemi politikalarının değil, o kabineden ayrıldıktan sonra uygulanan seçim ekonomisinin taşıdığı düşüncesindeyim. (Bu hafta T24’te Ümit Akçay ve Cüneyt Akman’la bu konuyu, yani krizin nedenlerini tartışacağız. Ümit Akçay benden farklı olarak krizin seçim ekonomisinden değil daha yapısal nedenlerden kaynaklandığını savunuyor. Cüneyt Akman’ın da farklı bir açısı var. T24’te bu hafta yayınlayacağımız videoyu kaçırmamanızı öneririm.)

Bugünkü kriz için Babacan’ı suçlayanlar sanırım şöyle düşünüyor: Ali Babacan döneminde Türkiye’ye yüz milyarlarca dolar küresel sermaye girdi. AKP o paraları verimli sektörlerde kullanmak yerine inşaata ve boş beleş tüketime akıttı. Eğer o kaynak doğru alanlarda kullanılmış olsaydı, Türkiye bugünkü krize girmezdi.

Doğru: Ali Babacan döneminde Türkiye’ye yüz milyarlarca dolar girdi.

İstanbul’un arabayla iki saatte gidilebilen ücra köşelerindeki daireler nasıl milyon dolar etiketle alıcı buldu sanıyorsunuz?

Mekanizma şöyleydi: Türk bankaları uluslararası piyasalardan çok ucuz maliyetle "toptan" aldığı parayı yurda getirip düşük faizle vatandaşa dağıttı. Vatandaş da büyük kentlerin çevresinde mantar gibi biten sitelerden daire almaya koştu.

Sadece inşaat değil, bu dönemde lüks otomobillerin satışlarında da patlama oldu. “Peynir ekmek gibi BMW satılan ülke eşekten nasıl düştü?” yazımda da anlatmaya çalıştığım gibi lüks otomobillerin kredi faizleri ucuzlayınca millet BMW kapısında kuyruğa girdi.

Bunda sadece ucuz krediler değil TL'nin dolar karşısında hormonlu biçimde değer kazanması da rol oynadı. Bir şeyin talebi artarsa değeri de artar. Sıcak paranın TL’ye talebi artınca Türk parasının değeri de arttı. Öyle bir an geldi ki, bir ara şaka maka insanlar, “1 TL=1 Dolar olur mu?”, diye sormaya başladı.

Yanlış: Ali Babacan paranın betona ve lüks tüketime akmasını önlemek için hiçbir şey yapmadı.

Babacan döneminde (Ve Ahmet Davutoğlu’nun başbakanlığında) inşaat çılgınlığının önüne geçmek için “Emlak rant vergisi” yasa tasarısı hazırlandı.

2013’te gündeme gelen rant vergisi yasası, gayrimenkullerin alım tarihinden itibaren 5 yıl içerisinde elden çıkarılması halinde, yüksek oranlı değer artış vergisi ödenmesini öngörüyordu.

Vergi oranı çok yüksekti: Gayrimenkul fiyatının artması halinde, artışa konu değerin yüzde 45’i kamuya ödenecekti.

Orta Vadeli Program’da bu vergi şöyle gerekçelendirilmişti: "Gayrimenkul değer artışlarının yeterince vergilendirilmemesi, imar düzenlemeleri ve kamu hizmetleri yoluyla ciddi bir gayrimenkul rantı oluşması ve bundan kamunun yeterince pay alamaması, kaynaklarımızın önemli ölçüde üretken olmayan alanlara kaymasına neden olmaktadır. Bu durum, büyüme potansiyelinin artmasına bir kısıt oluşturmaktadır."

Bu doğru bir saptamaydı. AKP’nin ekonomi kurmayları inşaatın ekonominin başına bela oluşturmaya başladığını fark etmişti.

Ama yasa uygulamaya giremedi. Çünkü rant vergisi ile AKP’nin ekonomik modeli arasında uzlaşmaz bir çelişki vardı.

AKP’nin ekonomi modelinin merkezinde imar değişiklikleriyle kentlerde büyük rantlar yaratmak, oluşan rantı müteahhitlerle iktidar arasında paylaştırmak yatıyordu.

Yüksek oranlı rant vergisi bu modelin çöküşüne neden olurdu.

Nitekim iktidara yakın müteahhitler yasaya bayrak açtılar. Ali Ağaoğlu, "AK Parti'yi sandıkta yenemeyenler, ekonomiyi bozarak kurtulmak istiyor. Ekonomiyi durdurma çarkına su taşınıyor. Yapılan tüm düzenlemeler ekonomiyi baltalamak için yapılıyor. Bir yumurta satmamış adam kural koyuyor. Siyasilerimiz de bu tuzağa düşüyor. Ekonomiyi durdurma çarkına su taşıyorlar" diye isyan etti.

Rant vergisi hiçbir zaman uygulamaya girmedi. İddialara göre vergiye en başta Erdoğan karşı çıkmıştı.

Ali Babacan’ın tüketim patlamasının önüne geçmek için yaptıkları rant vergisinden ibaret değildi. Taksit yasağı ve sınırlamalarını da o getirdi.

O dönemde insanlar peynir ekmek gibi taksitle iPhone alıyordu. 2013 yılında, Babacan döneminde cep telefonu, akaryakıt ve gıdada taksitle satış yasağı getirildi. Beyaz eşya gibi pek çok ürüne de taksit sınırlaması kondu. Babacan bu önlemleri, cari açığı kontrol altına almaya çalıştıklarını söyleyerek savundu.

O görevden alındıktan sonra cari açık kontrolden çıkacak ve Türkiye’yi 2018/2019 Krizine sürükleyen süreç başlayacaktı.

Ali Babacan’ı geç kalmakla eleştirebiliriz, eleştirmeliyiz.

AKP daha en başta rant vergisini geçirip inşaata dayalı büyümenin önünü kesse, bugün bambaşka bir Türkiye olurdu. Bu açıdan tarihi bir fırsat kaçırıldı.

Ama 2015’te hâlâ köprüden önce son bir çıkış vardı. Babacan rant vergisi ve taksit yasaklarıyla (Ve bu arada krediyle konut alırken aranan peşinat şartını artırarak) o çıkışı kullanmaya çalıştı.

Tüketim ve inşaat çılgınlığının önü o gün kesilse Türkiye bugünkü krize girmeyecekti.

Sezarın hakkı sezara.