Aziz Çelik

27 Ocak 2015

Sendikalaşma gerçekten artıyor mu?

Gerçek ve net sendikalaşma kapsamı olan toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısının ve oranının artması için işkolu ve işyeri barajları kaldırılmalı.

Ocak 2015 işçi sendikaları istatistikleri 24 Ocak 2015 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı. Yılda iki kez Ocak ve Temmuz aylarında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından açıklanan istatistikler toplam kayıtlı işçi sayısını, işçi sendikaların üye sayıları ve sendikalaşma oranlarını içeriyor.

Ocak 2015 istatistiğine göre toplam kayıtlı işçi sayısı 12 milyon 181 bin, sendikalı işçi sayısı 1 milyon 297 bin ve sendikalaşma oranı da yüzde 10.65 olarak gerçekleşmiş. Bir önceki yıl, Ocak 2014 istatistiğinde sendikalı işçi sayısı 1 milyon 97 bin ve sendikalaşma oranı 9.45 olarak açıklanmıştı. Bir yıl içinde 200 bin işçinin sendikalara üye olduğu görülüyor.

Bu azımsanacak bir sayı değil. 2013’te yürürlüğe giren e-devlet yoluyla sendika üyeliğinin (e-sendika üyeliği sistemi) kimi eksik yanlarına rağmen sendika üyeliğine olumlu etki ettiği görülüyor.  Böylece yıllarca uygulanan noter sisteminin yaratmış olduğu tahribat daha net ortaya çıkmış oldu.

 

E-sendika üyeliği sisteminin olumlu etkisi

 

Sendika üye sayısında kayda değer bir artış olmakla birlikte, bu artış fiilen sendikalaşmak, sendikal hakları kullanmak (toplu iş sözleşmesi gibi) ve sendikal korumadan yararlanmak anlamına gelmiyor. Görünüşte yaşanan bu brüt artışın arka planına bakmadan yapılacak değerlendirmeler eksik ve yanıltıcı olur.

Bilindiği gibi Temmuz 2009’da eski sisteme göre açıklanan sendika istatistiklerine göre sendikalı işçi sayısı 3 milyon 233 bin ve sendikalaşma oranı ise yüzde 60 idi.  Bu istatistikler tamamiyle gerçek dışı idi. Hayali bir üyelik sistemi söz konusuydu. Bilimsel ve istatistiki hiçbir değeri yoktu. O nedenle sendikalı işçi sayısı ve sendikalaşma oranları hakkında eski sendikalaşma istatistiklerini kullanarak doğru sonuçlara varmak mümkün değil. 2013 Kasım ayında yürürlüğe giren e-sendika üyeliği sisteminde geçmişte olduğu sahte ve gerçek dışı sendika üyeliği çok daha zor. Sosyal Güvenlik Kurumu veri tabanı ile eşleştirilmiş yeni bir üyelik sistemi söz konusu. İşçiler e-devlet kapısı üzerinden online sendika üyesi oluyor ve bu kayıtlar bakanlık sistemine anında yansıyor.  Bu nedenle bakanlıkça açıklanan sendikalı işçi sayılarının gerçeğe yakın olduğunu söylemek mümkün.

 

Bakanlığın hesaplama yöntemi sorunlu

 

Ancak bakanlıkça açıklanan sendikalaşma oranları için aynı şeyi söylemek mümkün değil.  Bakanlık Uluslararası Çalışma Örgütü, ILO’nun hesaplama yöntemine aykırı bir biçimde sadece kayıtlı işçileri esas alıyor. Böyle olunca da sendikalaşma oranı yükseliyor. Oysa ILO’ya göre sadece kayıtlı değil tüm işçilerin hesaba katılması gerekiyor. Bakanlık  12 milyon 181 bin kayıtlı işçiyi esas alıyor. Oysa kamu görevlileri hariç ücretlilerin (işçilerin) sayısı 14 milyon 600 bin civarında. Sendikalaşma oranında bu sayının esas alınması gerekir.  Bu durumda işçilerin sendikalaşma oranı bakanlık tarafından açıklandığı gibi yüzde 10.65 değil, yüzde 8-9 aralığında olduğu görülür. Ancak bunun brüt sendikalaşma oranı olduğunun altını çizmek gerek. Bakılması gereken “net” sendikalaşma oranıdır. Diğer bir ifadeyle toplu sözleşmeden yaralanan sendikalı işçi sayısıdır. Brüt sendikalaşma oranını kağıt üzerindeki sendika üyeliği için, net sendikalaşma oranını ise toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi oranı için kullanıyorum.  Net ve brüt sendikalaşma kavramları oldukça karmaşık sendikalaşma istatistiklerinin daha iyi anlaşılmasını sağlayabilir.

 

Brüte değil net sendikalaşma oranları önemli

 

Yüzde 8-9 fiili brüt sendikalaşma oranıdır. Net sendikalaşma oranı ise sendikalaşan işçilerin ne kadarının toplu iş sözleşmesinden yararlanabildiğidir. Bu nedenle can alıcı olan toplu iş sözleşmesi kapsamıdır. Çünkü sendika üyesi olan işçilerin önemli bir bölümü toplu iş sözleşmesi kapsamında değil. İşçiler sendikaya üye olmakta, son yıllarda bu üyeliklerde önemli bir artış da yaşanmakta ancak üyelik ile toplu iş sözleşmesi kapsamı arasındaki makas açılmakta.

Net sendikalaşma oranlarına ulaşmak için kaç işçinin toplu sözleşme kapsamında olduğuna bakmak gerekir. Bakanlık verilerine göre 2013 yılı sonu itibariyle toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçi sayısı 825 bindir.  Aynı dönemde sendikalı işçi sayısı ise 1 milyon 97 bindir.  Diğer bir ifadeyle 272 bin işçi (sendikalı işçilerin yüzde 25’i) toplu iş sözleşmesi kapsamı dışındadır. 2014 toplu sözleşme verileri açıklanmadığı için 2014’teki fiili durumu bilemiyoruz. Ancak sendikalı işçilerin en az yüzde 25’inin toplu sözleşme kapsamı dışında kaldığından hareketle 2014 için 300-350 bin işçinin toplu iş sözleşme kapsamı dışında kaldığını söyleyebiliriz. Buradan net sendikalı sayısına ve sendikalaşma oranına ulaşabiliriz. Bu durumda net sendikalı işçi  (toplu iş sözleşmesi kapsamında) sayısının 2014 sonu için tahmini olarak 900 bin civarında, sendikalaşma oranının ise yüzde 6-7 civarında olduğu söylenebilir. Bakanlığın açıkladığı  yüzde 10.65’lik sendikalaşma oranı metot olarak hatalı ve afakidir.

 

Toplu iş sözleşmesi kapsamı neden düşük?

 

Peki sendikalaşan işçiler neden toplu iş sözleşmesinden yararlanamıyor? Bunun bir dizi nedeni var. Bu nedenlerin başında sendikal barajlar ve toplu iş sözleşmesi yetki sistemi geliyor. İşkolu ve işyeri/işletme barajları sendikalaşan işçinin toplu iş sözleşmesinden yararlanmasını engelleyici nitelikte. İşkolu barajını aşamayan sendikaların üyeleri toplu iş sözleşmesi kapsamına giremiyor. Örneğin Ocak 2015 istatistiklerine göre 147 sendikanın 98’i barajı geçemedi. Bu sendikaların üye sayısı 110 bine yaklaşıyor.  Dahası işkolu barajını aşıp işyeri  (yarıdan bir fazla) ve işletme (yüzde 40) aşamayan sendikaların buradaki üyeleri de toplu iş sözleşmesi kapsamı dışında kalıyor. Sendikanın tüm bu barajları aşması durumda ise işverenin itirazı sonucu sendikalaşma işlemleri duruyor ve konu yıllar sürecek yetki davaları sonucunda belirleniyor.

Avrupa ülkelerinde olduğu gibi etkili bir teşmil mekanizması olmaması nedeniyle sendika üyesi olmayanlar veya sendikalı olduğu halde toplu iş sözleşmesi imzalayamayanlar toplu iş sözleşmelerinden yararlanamıyor. Böylece sendika üyesi olan işçilerin önemli bir bölümü toplu iş sözleşmesi kapsamı dışında kalıyor. Tüm bu faktörler nedeniyle “brüt” sendikalaşma oranları ile “net” sendikalaşma oranları arasında muazzam bir fark yaşanıyor.

Oysa Avrupa ülkelerinde tam tersi söz konusu. Toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi oranı sendikalı işçi oranının çok üzerinde. AB 25 ülkelerinde sendikalaşma oranı yüzde 20-25 bandında iken, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi oranı yüzde 70’lere yaklaşıyor. Örneğin Fransa’da yüzde 9 civarında sendika üyeliği söz konusu iken, toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi oranı yüzde 90 civarında.

Tablo: Brüt ve Net Sendikalaşma Oranları (2014)

Sendikalaşma Türü

Oran (Yüzde)

Resmi Brüt Sendikalaşma Oranı

(Sadece Kayıtlı İşçilere Göre)

10.7

Fiili Brüt Sendikalaşma Oranı

(Memurlar Hariç Tüm İşçilere Göre)

8-9

Genel Net Sendikalaşma Oranı

(Toplu İş Sözleşmesi Kapsamına Göre)

6-7

Özel Sektör Net Sendikalaşma Oranı

(Toplu İş Sözleşmesi  Kapsamına Göre)

3-4

Not: Hesaplama yöntemleri için yazıya bakınız

 

Özel sektörde sendikalaşma oranı yüzde 3-4 civarında

 

Net sendikalaşma oranları da resmi yeterince net görmemize yetmez. Daha da ince bir ayar yapıp, özel sektördeki sendikalaşma oranlarına bakmak gerek. Kamuda sendikal örgütlenme oldukça kolay gerçekleştiği için kamu ve özel sektöre ayrı ayrı bakmak gerek. Sendikalaşma açısından özel sektör belirleyici durumda. 

Özel sektörde net sendikalaşma oranları nedir? Özel sektör işçilerinin ne kadarı toplu iş sözleşmesinden yararlanıyor? Özel sektörde yaklaşık 14 milyon işçi çalışıyor. Özel sektörde toplu sözleşme kapsamındaki işçi sayısı ise yaklaşık 500-550 bin civarında. Bu durumda özel sektörde net sendikalaşma oranlarının yüzde 3-4 bandında seyrettiğini söylemek mümkün. Türkiye’de sendikalaşmanın gerçek tablosu özel sektörde toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısı ve oranıdır. Asıl bu orana bakılmalı: Yüzde 3-4! Türkiye’nin sendikalaşma tablosu budur.

 

2015 istatistiklerinde çarpıcı sonuçlar: Hak-İş’in hızlı tırmanışı

 

Brüt sendikalaşma oranlarında kayda değer bir artış yaşanmasına rağmen bu artış konfederasyonlar arasında oldukça asimetrik dağılıyor. Son iki yılda, Ocak 2013 ile Ocak 2015 arasında brüt sendikalı işçi sayısı 297 bin arttı.  Bu artışın  116 bini Türk-İş üyesi sendikalarda gerçekleşirken, en büyük payı Hak-İş aldı. Hak-İş son iki yılda 133 bin yeni üye kazanarak üye sayısını 296 bine yükseltti. Bu artışın çok büyük bir bölümü belediyelerde ve finans sektöründe yaşandı. DİSK ise son iki yıl içinde 21 bin üye kazandı.  Böylece brüt sendikalaşma oranlarında yaşanan artıştan aslan payını Hak-İş’in aldığını söylemek mümkün. Türk-İş üye sayısını yüzde 16 artırabilirken, Hak-İş’in üye sayısı yüzde 82 oranında arttı. Hak-İş’in üye sayısındaki bu “olağanüstü” artışın gerçek nedenlerinin iyi irdelenmesi gerekiyor. Hükümetle “uyumlu” sendikacılığın bu artışta önemli bir rolü olduğu açık. Önümüzdeki yıllarda yeni bir Memur-Sen vakası yaşanması mümkün. Bilindiği gibi Memur-Sen 2002’de 40 bin civarında olan üye sayısını  “mucizevi” bir artışla 2014’te 700 binlere çıkarmıştı.

Sendikalaşmanın en düşük olduğu sektörler sırasıyla inşaat,  turizm,  büro, gazetecilik sağlık ve sosyal hizmetler (yüzde 2-5 arasında). Özel güvenlik sektöründe ise hızlı bir sendikalaşma çabası göze çarpıyor. Son yıllarda önemli bir istihdam artışı yaşanan bu sektörde kısa sürede 25 bin işçi sendika üyesi oldu. Bu sektörde sendikalaşma oranı yüzde 25’ sendika öneılmakatdır.dikalaşmüzde 25ikalaşma çabası göze çarpıyor. Bu sektörde kurulu iki yeni sendika öneılmakatdır.dikalaşm’e tırmanıyor.

2015 istatistiklerinin bir başka çarpıcı yönü, Gülen cemaatine yakın olduğu söylenen Aksiyon-İş  Konfederasyonuna bağlı sendikaların sayısı ve üyelerindeki artış oldu. Hemen hemen bütün işkollarında “Pak” ön ekiyle kurulan bu sendikaların üye sayıları 30 bine yaklaştı. Büro ve eğitim işkolundaki Pak Eğitim-İş 25 bin üyeye ulaştı. Ancak Aksiyon-İş’e bağlı sendikaların hiçbiri barajı aşamadı. Yıllardır üç işçi konfederasyonu (Türk-İş, Hak-İş ve DİSK) söz konusuydu. Anlaşılan önümüzdeki dönemde Gülen cemaati sendikal alanda da faaliyet yürütecek. Ancak bu alanda etkili olmaları şimdilik zor görünüyor.

 

Barajlar kalkmalı ve yetki sistemi değişmeli

 

Noter aracılığıyla sendika üyeliği sistemi yerine e-sendika üyeliğin getirilmesinin brüt sendikalı işçi sayısını artırdığı görülüyor. Ancak bu artışın bir bölümünün kelimenin gerçek anlamıyla sanal olduğunu söylemek mümkün. Sanal çünkü sendikalaşan çalışanların önemli bir bölümü toplu iş sözleşmesinden yararlanamıyor.

Gerçek ve net sendikalaşma kapsamı olan toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısının ve oranının artması için işkolu ve işyeri barajları kaldırılmalı. Bu barajlar sendika üyeliğinin önemli bir bölümünün sanal-işlevsiz hale gelmesine yol açıyor.

Toplu iş sözleşmesi yetki sistemi değiştirilmeli. Bakanlığın onayına dayalı ve işverenin itirazı üzerine yargıya taşınan mevcut yetki sistemi sendikalaşmanın önündeki en önemli engel. Evraka ve uzun yargı sürecine dayalı yetki sistemi yerine işçinin iradesine dayalı referandum istemine geçilmeli.

Sendikalaşmanın etkisini artıracak bir diğer yöntem ise teşmil mekanizmasının işetilmesidir. Yasada var olan teşmil sistemi sendikaların ilgisizliği ve hükümetin isteksizliği nedeniyle işletilemiyor. Teşmil kağıt üzerinde bir hak olmaktan çıkarılmalı ve uygulanmalı.

Aksi halde sendika üyeliğinde brüt artışlar yaşansa da çalışanların gerçek bir korumadan, toplu iş sözleşmesinden yararlanması zor. Bu tablo değişmezse sendika üyeliğindeki artışın önemli bir kısmı sanal olmaya mahkum.