Aziz Çelik

13 Şubat 2017

DİSK 50 yaşında: Demokratik sınıf sendikacılığının uzun ve zorlu yürüyüşü

İşçiler DİSK’le kimlik kazandı

Bugün 13 Şubat, DİSK’in kuruluşunun 50. yılı. 1960’lar Türkiye işçi sınıfının tarih sahnesine çıktığı müstesna yıllardı. Sendika, toplu pazarlık ve grev hakkını güvence altına alan 1961 Anayasasının etkisiyle ve hızlanan kapitalistleşmeye paralel olarak emek hareketi de güçlenmişti. İşçi sınıfı örgütleri, sendikalar güçlenmiş, işçi sınıfının nicel ve nitel gücünde büyük sıçrama yaşanmıştı. İşçiler 1960’lı yıllara damgasın vurmuştu.

13 Şubat Türkiye emek tarihinde iki kritik yıldönümüdür. Birincisi, 13 Şubat 1961’de 12 sendikacı ve işçi tarafından  Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) kurulmasıdır. TİP’li sendikacılar 31 Aralık 1961’deki büyük Saraçhane mitinginin düzenlenmesinde başrolü oynadı.  Saraçhane mitingi emek hareketi açısından 1960’larının açılış sayfasıydı. İkincisi, 13 Şubat 1967’de çoğunluğunu TİP’in kurucularının oluşturduğu beş sendikacının Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu, DİSK’i 13 kurmasıdır. DİSK 50 yıl boyunca yaşadığı bütün badirelere rağmen ayakta ve bugün 50. yılını kutluyor.

DİSK’in kurulması uzun bir birikimin ve mücadelenin sonucudur. DİSK 1967’de kurulsa da kökleri 1946 sendikalarına kadar uzanır. DİSK 1950’lerde ve 60’larda Türk-İş içinde filizlenen farklı, mücadeleci bir sendikacılık anlayışının burada barınamayıp kendine yeni bir yol yapmasıdır. Türk-İş içinde farklılaşma TİP’in kurulmasıyla artmış ve TİP’in kuruluşundan sonra TİP’li sendikacılar Türk-İş ile ciddi gerilimler yaşamıştı. Türk-İş’te yarılmaya yol açan üç önemli gelişme yaşandı. Bunlar Mart 1965 Kozlu direnişi, Ekim 1965 Genel Seçimleri ve 1966 Türk-İş Genel Kurulu’dur. Bu üç gelişme Türk-İş’te gerilimi derinleştirdi ve DİSK’in kurumasına yol açtı.

Türk-İş’in özel sektör işyerlerinde bekleneni verememesi, ABD sendikacılığının etkisiyle Türk-İş tarafından benimsenen “partiler üstü politika” yaklaşımının yarattığı tartışmalar, 1966 Türk-İş Kongresi’nde TİP’li sendikacıların AP’li sendikacılar tarafından yönetim dışında bırakılması, Türk-İş’in ABD sendikalarıyla ilişkileri ve grevlere yönelik pasif tutumu gibi nedenlerle bir grup sendikacı Türk-İş ile yollarını ayırdı. 1965 seçimleri bu süreçte kritik rol oynadı. AP’nin tek başına kazandığı bu seçimler Türk-İş içindeki AP’li sendikacıları cesaretlendirdi. TİP’in aralarında sendikacıların da bulunduğu 15 milletvekili ile parlamentoya girmesi AP’li ve TİP’li sendikacılar arasındaki gerilimi daha da artırdı. DİSK, Türk-İş’ten ayrılma kararı alan üç sendika (Türkiye Maden-İş, Lastik-İş ve Basın-İş) ile bağımsız Türkiye Gıda-İş ve Türk Maden-İş Sendikaları tarafından kuruldu. DİSK’in kurucuları sırasıyla Türkiye Maden-İş Başkanı Kemal Türkler, Lastik-İş Başkanı ve TİP milletvekili Rıza Kuas, Basın-İş Başkanı İbrahim Güzelce, Gıda-İş Başkanı ve TİP milletvekili Kemal Nebioğlu ve Türk Maden-İş Başkanı Mehmet Alpdündar’dı.

“Sanduk”tan “DİKS”e

DİSK’in Genel Başkanlığı’na Maden-İş Başkanı Kemal Türkler getirildi. Türkler bu görevi 10 yıl boyunca sürdürdü. T. Maden-İş Sendikası kuruluş sırasında ve sonrasında uzun yıllar DİSK’in lokomotifi ve belkemiği oldu. Maden-İş Sendikası 1950’lerin sonlarından başlayarak mücadeleci ve etkili bir sendika olarak öne çıkmıştı. DİSK üyesi sendikaların mücadelesi ve toplu iş sözleşmelerindeki başarıları ile DİSK’i kuran sendikacıların mücadeleci kimlikleri işçiler arasında ciddi bir sempati yarattı. DİSK’e yönelik sempatide DİSK’in kurucularından Kemal Türkler ve Rıza Kuas gibi müstesna sendikacıların rolü önemlidir. 1950’lerde sendikal faaliyetleri nedeniyle işten atılmış, 1960 yıllarda direnişlerin içinde fiilen yer almış bu sendikacılar, Türk-İş’in  uzlaşmacı sendikacılardan farklı olarak dinamik ve mücadeleci bir sendikacılığı temsil ediyordu. Genellikle kamu işletmelerinde örgütlenen Türk-İş’li sendikacılar hükümetle iyi geçinme politikası güderken, özel sektörde işler böyle yürümüyordu. Ve  özel sektöre örgütlenen DİSK’li sendikalar ve işçiler zorlu mücadelelerle yüz yüze kalıyordu.

DİSK’in kurulmasının ardından Türk-İş içinde sular durulmadı. Önce sosyal demokrat dört sendika Dörtler Raporu olarak bilinen bir raporu hazırlayarak muhalefet bayrağını açtı, ardından 12 sendika, Türk-İş içinde sosyal demokrat muhalefet hareketini (12’ler Hareketi) oluşturdu. Aralarında da Genel-İş’in de olduğu bu sendikalardan bazıları 1970’lerin ortalarında Türk-İş’ten ayrılarak DİSK’e katıldı. Kuruluşunda 30 bin üyesi olan DİSK’in üye sayısı on yıl sonra yüzbinlerle ölçülüyordu.

DİSK’in kuruluşundan sonraki birkaç yıl işçi sınıfının emek ve onur mücadelesinin görkemli yılları oldu. İşçilerin 1940 ve 50’li yıllarda sendikaya “sanduk” veya “sanduka” demesi gibi DİSK de işçiler arasında “DİKS” olarak telaffuz edilirdi. Ancak işçiler sanduk’ ile “DİKS” arasındaki farkı anlamıştı. DİSK’in kuruluşu Türkiye emek hareketinde tarihi bir dönüm noktasıydı. Sınıf sendikacılığı, sınıf dayanışması, sınıf mücadelesi ete kemiğe bürünüyordu.

İşçiler DİSK’le kimlik kazandı

DİSK ile birlikte işçiler kimlik kazanmaya ve bir sınıf olarak belirginleşmeye başladı. DİSK’in kuruluşunun ardından yoğunlaşan işçi eylemleri ile yeni bir sendikacılık tarzı ortaya çıkmaya başladı. 1968’de Lastik-İş Sendikası, işyerlerinde işçileri aşağılayan üst aramalarına karşı “üstünü aratma, gerisini sendikana bırak” eylemini başlattı. Bu eylem büyük yankı yarattı. DİSK’li sendikaların imzaladığı toplu iş sözleşmeleri fark yaratmaya ve işçilerin ilgisini çekmeye başladı. DİSK işçilerin söz ve karar hakkını savunuyordu. İşçilerin sendika seçme hakkı ve referandum talebi DİSK’in mücadelesinde büyük yer tuttu. İşçiler DİSK’li olmak için büyük bedeller ödedi, sendika seçme hakkı için, referandum için fabrikaları işgal etti. İşçiler başta metal sektörü olmak üzere bir çok fabrikada hakları için direnişe geçti ve sarı sendikaları kovdu.  1969 yılının sonunda Türkiye işçi sınıfı tarihinin en acı olaylarından biri yaşandı. İstanbul Topkapı’daki Gamak Fabrikası’nda işçilere polis saldırdı ve bu saldırıda işçi Şerif Aygün öldürüldü, ikisi ağır olmak üzere dört işçi de yaralandı.  İşçilerin 15-16 Haziran’da DİSK’i savunmak için yaptıkları görkemli direnişin ardında bu birikim yatıyordu.

Saraçhane mitingi ile açılan 1960’lar 15-16 Haziran 1970 büyük işçi direnişi ile kapandı. DİSK’in güçlenmesinden telaşa kapılan AP hükümeti ile Türk-İş içindeki AP’li ve CHP’li sendikacı milletvekilleri DİSK’i ortadan aldırmak için sendikal yasalarda değişiklik için düğmeye bastılar. Hazırlanan yasa değişikliği ile (1317 sayılı yasa) bir sendika ve konfederasyonun faaliyet gösterebilmesi için işçilerin üçte birini üye yapması koşulu getirildi. Bu yüzde 33’lük bir baraj demekti. 12 Eylül’de dahi işkolu barajının yüzde 10 olarak getirildiği düşünülecek olursa durumun vahameti daha iyi anlaşılır. Amaç DİSK’i fiilen kapatmaktı.

Kendi varlığını hedef alan yasaya karşı DİSK, direnme kararı aldı ve 15-16 Haziran 1970 tarihlerinde iki gün boyunca İstanbul ve İzmit’te on binlerce işçinin katıldığı iş bırakma ve yürüyüşler yaşandı. 15-16 Haziran doğrudan ekonomik hedefler dışında DİSK’in savunulması için yapılan bir direniş olması nedeniyle emek tarihinde müstesna bir yere sahiptir. İşçiler ekonomik bir talep için değil sendikalarını korumak için iş bırakıp sokağa inmişti. Olaylarda üçü işçi olmak üzere beş kişi yaşamını yitirdi. Sıkıyönetim ilan edildi ve DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler’in de aralarında olduğu çok sayıda sendikacı tutuklandı. 15-16 Haziran’ın ardından işverenler adeta bir intikam rüzgârı estirdi. Binlerce işçi ve temsilci işten atıldı ve kara listeler oluşturuldu.

Ancak sonuçta DİSK haklı çıktı. Anayasa Mahkemesi TİP’in başvurusu üzerine yasayı iptal etti. DİSK 12 Mart sonrasında güçlenerek yoluna devam etti. TİP’in kapatılmasının ardından DİSK 1973 seçimlerinde CHP’yi desteleme kararı aldı. 1975 yılında çeşitli illerde demokratik hak ve özgürlükler mitingleri düzenledi. 1 Mayıs, 1976’da  50 yıllık bir aradan sonra DİSK tarafından alanlara taşındı ve Taksim’de kutlandı Yasak kırılmış ve tabu yıkılmıştı. Demirel’in Milliyetçi Cephesi 1976’da Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile hak ve özgürlükleri boğmak isteyince DİSK “genel yas” ilan etti ve “hayır” dedi.  On binlerce işçi iş bıraktı. DİSK İstanbul’da motorize işçi eylemi düzenledi. Sonuçta DGM yasası çıkarılamadı.

Onca badireye rağmen

1970’lerin ikinci yarısı DİSK için bir yandan yükseliş bir yandan yeni badireler dönemiydi. 1970’lerin ortasında DİSK yeni sendikaların katılımıyla güçlendi. Kuruluş aşamasında DİSK’e uzak duran CHP eğilimli sendikalar DİSK’e üye olmaya başladı. DİSK gücünün doruğundaydı.  Onuncu yılında DİSK bir başka badireyle yüz yüzeydi. 1 Mayıs 1977’de Taksim’de DİSK’in düzenlediği ve yüzbinlerce işçinin katıldığı 1 Mayıs kutlamaları kana bulandı.  36 emekçi yaşamını yitirdi. Aradan geçen 40 yıla rağmen 1 Mayıs 1977 katliamı aydınlatılamadı.  1 Mayıs 77 katliamı yükselen işçi sınıfı hareketini boğmak için tertiplendi ama DİSK 1978’de daha güçlü biçimde yine Taksim meydandaydı.

1970’lerin ikinci yarısında DİSK içinde önemli gerilimler ve tartışmalar yaşandı. 1977’de toplanan DİSK 6. Genel Kurulunda kuruluşundan beri 10 yıldır genel başkanlığı sürdüren Kemal Türkler’in yerine Genel-İş Genel Başkanı Abdullah Baştürk DİSK başkanlığına seçildi. Baştürk döneminde de DİSK sınıf sendikacılığı çizgisini sürdürdü ve büyük badireler atlattı. DİSK sadece sendikal sorunlara değil ülke meselelerine de duyarlı davrandı. 16 Mart 1978’de İstanbul Üniversitesi’nden çıkan öğrenciler bombalı saldırıya uğradı ve 7 öğrenci öldürüldü. DİSK tırmanan şiddete karşı 20 Mart’ta Faşizme İhtar Eylemi gerçekleştirdi. Bir saatlik iş bırakma eylemine yüzbinlerce işçi katıldı. 1979 ve 1980 1 Mayıs’larında işçi sınıfına Taksim meydanı yasaklandı. Bir yandan yükselen terör ve şiddet sarmalı, bir yandan siyasal ve iktisadi kriz ile Türkiye zor günler yaşıyordu.

DİSK kuruluşundan 13 yıl sonra en büyük saldırıları 1980’de yaşadı. Önce kurucu genel başkanı öldürüldü, ardından faaliyetleri durduruldu. Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980’de evinin önünde faşist bir saldırı sonucu öldürüldü. Sıkıyönetimin tüm önleme girişimlerine rağmen Türkler’in cenaze töreni yüzbinlerin katıldığı büyük bir protesto  gösterisine dönüştü. Türkler’in öldürülmesi sadece DİSK’e yönelik bir saldırı değildi, Türkiye’yi adım adım bir askeri darbeye götürmek isteyen planın da bir parçasıydı. Türkler’in katilleri de cezasız kaldı.

12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte DİSK’in faaliyetleri durduruldu. On binlerce işçinin grevi yasaklandı. 12 Eylül darbecileri adeta DİSK’i yok etmek istedi. DİSK yöneticileri tutuklandı, işkence gördü, uzun yıllar hapiste kaldı ve aralarında Genel Başkan Abdullah Baştürk’ün de bulunduğu 52 sendikacı idamla yargılandı. DİSK Genel Başkanı Baştürk idam talebinde bulunan savcılara “siz ancak benim ceketimi asarsınız” yanıtını verdi. DİSK davası uzun yıllar devam etti. DİSK davası dünyada büyük tepki topladı ve DİSK’lilerle büyük bir dayanışma örgütlendi. Sonuçta Baştürk haklı çıktı.  Hukuksuz DİSK davası 1991’de beraatla sonuçlandı. 1992’de DİSK yeniden açıldı. 1967’de kurulan DİSK 13 yıllık faaliyetinin ardından 12 yıl kapalı kalmıştı.

Öte yandan 12 Eylül darbesi sonrası sendikal alan darbeciler, işbirlikçi sendikacılar ve sermaye örgütleri eliyle yeniden düzenlendi. Anayasa değiştirildi ve sendikal haklar kısıtlandı. Sendikal yasalar bir daha DİSK gibi sendikaların doğmasını ve güçlenmesini önlemek amacıyla adeta bir deli gömleği gibi düzenlendi. İşveren örgütü TİSK’in önerileri Anayasa ve sendikal yasaların hazırlanmasında esas alındı. Başta metal sektörü olmak üzere DİSK üyesi işçiler işveren ve devlet zoruyla başka sendikalara üye olmaya zorlandı. DİSK yasaklı iken üyeleri parsellendi. DİSK 1992’de açıldığında yeniden örgütlenmeye başladı. Adeta sıfırdan yeniden kendini inşa etmeye başladı. Ancak DİSK bu badireyi de atlatarak bir kez daha yoluna devam etti. DİSK bugün 50 yaşında.

Türkiye’de sermayeden, hükümetlerden ve devletten bağımsız demokratik sendikacılık, sınıf sendikacılığı yapmak zor iştir, çileli iştir. DİSK 50 yıldır bu zor ve çileli çabayı sürdürüyor.