Aytun Aktan

18 Mayıs 2017

Midemden değil beynimden, kalbimden geliyor gurultular

Açlık, aç kalmak, bile isteye bedeni aç bırakarak diğerlerine bir şeyler anlatmaya çalışmak...

Açlık, aç kalmak, bile isteye bedeni aç bırakarak diğerlerine bir şeyler anlatmaya çalışmak...

Sadece alışkanlığımıza bağlı bir öğünü atlasak midemiz isyan eder, hemen şekerimiz alt üst olur, dünyamız tersine döner. Oysa dünya üzerinde uzunca tarihi olan bir politik eylem var; açlık grevleri, ölüm oruçları.

Kimi kaynaklara göre Roma İmparatoru Tiberius döneminin cinayet ve işkencelerine karşı tepki olarak imparatorun arkadaşından gelir ilk açlık grevi. Ama bu eylemin asıl kökeni İrlanda’dır. Şöyle ki; hakkının gasp edildiğini düşünen bir kişi mağdur edildiği kişinin kapısında Cealachan denen açlık grevi direnişine başlarmış. Böylece suçlu halka teşhir edilirmiş ve mağduriyetin giderilmesi için toplumsal bir baskı oluşurmuş. Ve böylece ‘adaletin, kapı eşiğinde birinin ölmesine izin vermenin utancıyla gerçekleşmesi’ söz konusu olabilirmiş. İngiltere’de 1909’da kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesini savunan Wallace-Dunlop tutuklanıp, akşam yemeğinde ne yiyeceği sorulduğunda ‘kararımı yiyeceğim’ demesi ve hapiste ölmesinin istenmemesi üzerine serbest bırakılması da tarihteki başka bir açlık grevinin örneğidir. Nelson Mandela, Zapatista, Mahatma Gandhi gibi birçok bilindik isim de bu politik eylemi gerçekleştirmişlerdir. Tarihte çok boğmadan sizlere söylemem gereken ölümle sonuçlanan açlık grevlerinin sayısının azımsanmayacak olduğudur. Açlık grevinden bir aşama ötesi ölüm oruçlarıdır ki, biri protesto iken diğeri bir savaş yöntemidir.

Açlık grevindeki eylemci nasıl beslenir? Açlık grevindeki kişi tuz, şeker, su ve vitamin destekleri alırken, ölüm orucunda sadece su ve B1 (Tiamin) vitamini alınır. B1 vitaminin önemi beyinde kalıcı hasara yol açan Wernicke-Korsakoff Sendromunun engellenmesidir. Türkiye’de gerçekleşen açlık grevleri ve sonrasında ölüm oruçlarına dönüşen eylemler özellikle 12 Eylül Darbesi ardından hapishanelerdeki kötü muamele ve şartlar, tek tip elbise giydirilme dayatması, tıbbi tedavilere ulaşabilme, mahkemeye çıkabilmelerinin sağlanması, tutuklu yakınlarına saldırıların durdurulması, hücre tipi cezaların son bulması gibi istekler için yapılmıştır. 2000 yılına kadar eylemci mahkûmlara B1 vitamin desteği verilmemiştir. Bu eylemlerde çok sayıda insanın ölmüş, bir kısmında kalıcı sakatlık ve sağlık sorunlarının oluşmuştur. Taleplerin bir kısmı resmi makamlarca kabul edilip uygulamaya sokulmuştur.  

Peki insan beslenmeyi ret ederken hangi kaynakların kesilmesi, nelere sebep oluyor? İnsan vücudunun temel enerji ihtiyacını karşılayan besin öğeleri karbonhidratlar, yağlar ve proteinlerdir. Sadece su, tuz, şeker tüketimiyle uzun süre aç kalmak vücutta kalıcı fiziksel ve fizyolojik hasarlara yol açacağı aşikardır. Birincil kaynak, en kolay enerjiye çevrilen karbonhidratlardır. İkinci sırada aslında depo kaynak olarak duran yağlar vardır. Karbonhidratın bittiği koşullarda depolar kullanılmaya başlanır. Ve ardından yapı taşı dediğimiz proteinler kullanılır ki bu artık vücudun kendisini yemesi ya da kendini yenilme ihtimali olan bir savaşın içinde ayakta tutmaya çalışması halidir. Hayati organ dediğimiz beyin, kalp, böbreklere enerji sağlamak için vücut kendini yok etmeye başlar. Bu bahsettiğim yıkımlar ve sonrasında gerçekleşen ölümler, açlık grevlerinin ilk günlerinde değil 6-8 hafta yani 40-60 gün civarında kendini gösterir.

Açlık grevi kararı alan bir insan nelerle karşılaşır? Açlık grevindeki insanların ilk günlerde açlık hissi çok güçlüyken sonra bu istek ortadan kalkar ve vücut bir dönem açlığa adaptasyon gösterir. Ancak zayıflayan kas kuvveti, düşük tansiyon gibi sebeplerle hareket ettiklerinde düşme, bayılma ve kafa travması gibi riskler olabilir. İki haftadan sonra ortaya çıkan bu kas atrofisi yani erimesi ile sarsıntılı yürüme, motor kontrol kaybı, koordinasyon bozuklukları (ataksi), düşük nabız, kusma, bilişsel bozukluklar, görme kaybı, motor beceri eksiklikleri 3-4 hafta içinde belirginleşir. Vücut ağırlığının yüzde18 inden fazlası kaybedildiğinde kişide ciddi ve kalıcı tıbbi komplikasyonların oluşması kaçınılmazdır. İlerleyen aşamada çoklu organ yetmezlikleri, enfeksiyonlar ile ölüm artık çok yakındır. Bu süreçte B1 vitamini oldukça önemli bir destek vitamini olup bu süreçleri geciktirebilir.

Zorla beslemeye çalışmak açlık grevinde ya da ölüm orucundaki birinin ‘tedaviyi ret etme hakkına’ karşı çıkmaktır. Bazen eylemcilerin direnişinin kırılması ya da ölümlerinin önüne geçmek için bu yöntem uygulanmışa da çok gecikmiş aşamada yapılan müdahaleler sonrası çok sayıda kişi çeşitli sağlık sorunlarıyla yaşamaya mahkûm olmuştur. Ayrıca grevinin doğrudan toplum vicdanına yönelik bir sonuç doğurması ve toplum vicdanının bireylerin kendilerini feda eden bu tercihe gösterdikleri hassasiyet, en nihayetinde resmi makamları olumlu ya da olumsuz harekete geçmeye zorlamaktadır.

Bu ıstırap dolu süreci bir insan durduk yere seçmez tabii ki. İnsanın bedenini cezalandırarak adalet istemesi de ayrıca bizlerin toplumsal vicdanında büyük bir yaradır. Hele de ölmelerine seyirci bırakılmak tarifsiz bir çaresizliktir. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça için artık eylemlerinin başarıya ulaştığını düşünmek yersiz değil. Çünkü amaçlardan biri olan kamuoyu oluştu, artık ölmelerine gerek olmadan bu grevi hepimiz nöbetleşe tutabilir ve onların istekleri olan maddeleri hatırlatabiliriz. Okuyan, yazan, üreten, aydın kesimlerin ne büyük zorluklarla ve yıllar içinde yetiştiğini düşünürsek, onların birikimlerinden asıl faydalanmamız gereken zamanlardayız. Onların güzel akıllarına ve kalplerine yaşarlarken ihtiyacımız var.

Açlık grevine başlarken talepler neydi kısaca hatırlayalım;

1) OHAL kaldırılsın.

2) İşten atılan ve açığa alınan devrimci demokrat kamu emekçileri işe iade edilsin.

3) Keyfi ve hukuksuz işten atmalara son verilsin.

4) 13 bin ÖYP'li araştırma görevlisinin kadro güvencesi geri verilsin.

5) İş güvencesi olmadan bilim yapılamaz, tüm eğitim ve bilim emekçileri için iş güvencesi istiyoruz.

Artık vicdanlarda yara açılmasından delik deşik olmuş bedenlerimizde belki bir iyileşme sağlayabilir ve bu iki parlak insanı kendi seçtikleri ölüm yolundan, hasar görmeden çevirebiliriz diye bir şeyler yapılması şart. Siyasetçiler kadar konuya hassas bireylerinde ellerindeki imkanları kullanması, kamuoyu oluşturulması gerekli belki de. Gölgemizden tedirginken bunu gene bildiğim yolla sözcüklerle yapmayı tercih ediyorum. Yüksel Caddesi’nde her gün olağanlaşan polis müdahaleleri tüm şiddetiyle sürerken bir bildiri oluşturuldu. Ve altına 541 akademisyen, sanatçı, aydın imza attı.

Açlık grevleri, ölüm oruçları gibi protesto eylemleri bir çoğumuzun zihninde haklı sebeplerini bulmasa da bu iki insan işleri ve uğradıkları haksızlık için hayatlarını ortaya koymaktan başka yol bulamamışlarsa orada karara saygı duymalıyız. Ama artık cılızlaşan seslerine ses olmaya yardım edebiliriz. Ey ülkem her yerin ayrı kanarken bu iki evladına da kulak ver.  

Hükümete ve kamuoyuna çağrımızdır

15 Temmuz darbe girişimi bahane edilerek ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan KHK’lerle, on binlerce kamu emekçisi ihraç edildi. AKP hükümeti özellikle darbeyle uzaktan yakından alakası olmayan KESK üyesi yüzlerce kamu emekçisini ihraç etti. Hala da yüzbinlerce kişiden oluşan ihraç listeleri hazırlandığı söylenmektedir.

OHAL ve KHK’lere karşı ülkenin birçok yerinde protesto eylemleri yapılmış, AKP hükümeti ise bu protestoları şiddetle bastırmaya çalışmıştır. Ankara Yüksel Caddesi’nde 180 gündür Nuriye Gülmen, Semih Özakça, Acun Karadağ, Veli Saçılık, Esra Özakça ve Mehmet Dersulu’nun sürdürdüğü eylem, defalarca şiddet uygulanarak gözaltıyla sonlandırılmak istenmiştir.  Nuriye Gülmen ve Semih Özakça kendi iradeleriyle altmış gündür süresiz açlık grevini devam ettirmektedirler. AKP hükümeti “işimi geri istiyorum” gibi dünyanın en haklı talebine kulaklarını kapamış görünmektedir.

Buradan AKP hükümetine sesleniyoruz: insan haklarına, anayasaya ve kanunlara aykırı biçimde sürdürülen OHAL/KHK uygulamalarına son verilmelidir. Derhal hukukun ve demokratik kuralların hayata geçirildiği bir ortam kurulmalıdır. Birçok insanın hayatının mahvedilmesinde payı olan OHAL/KHK uygulamaları tarihe kara bir leke olarak geçecektir. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın “işimi geri istiyorum” haklı talebi derhal karşılanmalı ve hayati tehlikeleri ortadan kaldırılmalıdır.

Demokratik kamuoyana

OHAL ve KHK’lere karşı yapılan bütün demokratik eylemler meşrudur, haklı bir talebi dile getirmektedir. Bizler kamuoyunun parçası olarak bu eylem ve etkinlikleri destekliyor ve bundan sonra da bu taleplerin yükseltilmesinde taraf olduğumuzu bildiriyoruz. Bu taleplerin sürdürülmesinde sorumluluk duyuyoruz.

Nuriye GÜLMEN  ve Semih ÖZAKÇA’ya

Yüksel Caddesi’nde diğer arkadaşlarınızla birlikte 180 gündür sürdürdüğünüz eyleminiz haklı ve meşrudur. Altmış gündür kendi iradenizle sürdürdüğünüz “açlık grevi” direnişiniz, OHAL/KHK zulmünü Türkiye ve dünya kamuoyuna teşhir etmiştir. Açlık grevini, bugün bitirseniz dahi sizin KAZANDIĞINIZ, kamuoyu vicdanına doğrudan etki ettiğiniz, hem Türkiye’de hem de uluslararası düzeyde sesinizi ve soluğunuzu duyurduğunuz ve açlığınızı paylaşacak insanlara ulaştığınız açıktır. KAZANDIĞINIZ o kadar alenidir ki; açlık grevini, bugün bitirseniz dahi kazanımınızı davul-zurnayla kutlamaya ve 180 günlük direnişinize ortak olmaya hazırız!

NURİYE GÜLMEN ve SEMİH ÖZAKÇA onurumuzdur ve onurumuza sahip çıkıyoruz!


Aşağıda imzası bulunan bizler, AKP hükümetinin yarattığı bu zulmün bitirilmesinde kendimizi taraf olarak görüyor, açlık grevini sürdüren Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’yı sağlığına kavuşmuş direnişçiler olarak görmek istiyoruz. Açlık grevi eylemi bitirilse dahi 180 günlük direnişte dile getirilen haklı taleplerin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.