Aytun Aktan

04 Haziran 2017

Elini kaldır

Böyle bir haftanın içinde her şeye rağmen bana umut, yaşama cesareti vermeye devam eden işimden güç aldım

TED konferanslarını bilir misiniz? Teknoloji, eğlence ve tasarım sözcüklerinin İngilizce baş harflerinden oluşuyor. İlham veren fikirler ile ilgili, 18 dakika ile sınırlı konuşmalar yapılıyor. Çok sayıda büyük isim bu konferanslarda konuştu. 30 yıllık geçmişi var. TEDx etkinlikleri de bağımsız, daha küçük topluluklara yapılan konuşmaları kapsıyor. İstanbul’da 2010 yılından bu yana farklı konu başlıklarıyla bu etkinlikler düzenleniyor. Bu hafta bir çok konuşmacıyı internetten dinlerken Karsu Dönmez ile karşılaştım. Bana ilham ve umut oldu.

Topraklarını kanla sulamayı marifet bilen dünyada vicdanı olan herkes acı çekiyor. Ve çaresizlikle kendi içindeki enerjiyi ya üzülerek tüketiyor ya da yetenekleri, sınırları doğrultusunda dışına taşırıveriyor. Yazılarıyla, şarkılarıyla, sivil toplum örgütleri aracılığı ile, sırt çantasını alıp uzaklara giderek, mesleki becerileriyle, vs. aklınıza ne gelirse. Vicdanı, söyleyecek sözü olmayanlar ise kanımca tüm ölümlere ortak, tüm bu haince cinayetlerden, dünyanın cinnetinden sorumlular. Dünyanın şu andaki en büyük katliamı, Suriye özelinden, yaşadıkları topraklardan istekleri dışında sürgün edilerek, ölümden kaçarken mülteci olabilmek için başka başka, ama hep ölen tüm insanlara yapılanlardır.

Öyle bir coğrafyadayız ki kendi dertlerimizde, ki öyle küçümsenecek dertler de değil, kaybolup gidiyoruz. Hangi acının ucundan tutsan ölünebilecek kadar büyük. Biri için  bir şeyler yazmaya başladığımda aklım yazamadıklarımda kalıyor.

Karsu Dönmez’den bahsedecektim size gene lafı uzattım. Bana yapılan en büyük eleştiri ‘uzun yazıyorsun’, ama yazarak iyileştiriyorum kendimi. Bu muhteşem yetenekli caz şarkıcısı kadın 1990 doğumlu, Hollanda vatandaşı bir Türk. Aynı zamanda çok iyi piyanist, söz yazarı, aranjör, besteci. Onun mütevazi hayatında edindiği başarıları yaz yaz bitmez. En iyisi siz www.karsu.nl resmi sitesinden tam biyografisini okuyun ve müziğini mutlaka dinleyin. Hatay’ın Altınözü ilçesinin Karsu köyü, onun adının geldiği yer. Anne, dedesi Amsterdam’da çalışmaya gittiğinden gurbetçi kızı, baba ise mülteci, 20 yaşında kaçıyor ülkeden. Ama hep özlemişler ve unutmaktan mı korkmuşlar bilinmez kızlarına köylerinin adını koyuyorlar. Anne de, baba da hayallerindeki kişiler olamıyorlar ama kızlarının bir dev oluşunda hep destekler. Kilim adında bir restoranları var. Orada çalıyor, garsonluğa ara verip kısa dinletiler sunuyor ve çok seviliyor. Sonra önlenemez yükselişi başlıyor. Devamını onun TEDx İstanbul 2016 konuşmasından,  kendi samimi anlatımıyla dinleyin derim. Ama sonuna kadar dinleyin. Çünkü bu kadın kendi ülkesinde MasterPeace barış elçisi seçiliyor ve ‘Raise Our Hands’ şarkısını yazıp, besteledikten sonra, uluslararası barış festivallerinde her fırsatta seslendiriyor. ‘Kaldır Elini’ diyor şarkısında;

Amsterdam’da her akşam tren garına gidip, ülkelerinden; Suriye’den, Eritre’den, Afganistan’dan kaçarak hayatta kalmaya çalışan mülteciler için çalışmışlar. Tam da bu göç dalgalarının en insafsız olduğu zamanlarda, tel örgüler çekelim denilen, bak bize para vermezseniz üstünüze salarız bu insanları denilen, Ege Denizi’nin, Akdeniz’inin ceset denizine döndüğü en vahşi dönemde. Bir Türk kadını Karsu Dönmez dünyaya bildiği yoldan, şarkı söyleyerek olanları, onları anlatmış. Yetmemiş onlara tek tek dokunmuş.   

Bu arada en büyük göçü tabii ki biz aldık ve Türk Kızılay’ı başta olma üzere çok sayıda devlet kurumu ve STK’lar müthiş çalışmalar yaptı. Ama olayların sıcaklığı geçince o mülteciler yardım edilen savaş mağdurları olmaktan çıkıp, istenmeyen insanlar, ucuz işçiler, çocuk işçiler, sex işçileri oldular. Kamplardan çıktılar, parklarda yattılar, mahallelinin huzurunu kaçırdılar, trafikte camlarımızı sildiler, mendil sattılar, korunmaktan bihaber ha babam çocuk doğurdular, çocukları satıldı, hastalandı, öldü. Burada gelecek göremeyenler daha da batıya gitmek istedi ve en akılda kalan ismiyle Aylan bebeğin sahile vuran cesedi bizi insanlığımızdan bir kez daha alıkoydu. Bilmem kaçıncı kez lanet okuduk savaşlara, sebepsiz ölümlere.

Öyle dopdolu bir haftaydı ki, Gezi Parkı Direnişinin 4. yıl dönümüydü ve park gözaltındaydı, yarı kapalı cezaevinde ağaçların üzerindeki kargalar bize gülüyordu. Yüksel Caddesi’nde İnsan Hakları Anıtı’na bir kelepçe takmadıkları kalmıştı. Etrafı barikatlarla kuşatılmış bir heykel, adına inat bir tragedyanın içindeydik. Ali İsmail Korkmaz’ı döverek öldürenler ve Abdullah Cömert’i ve Ethem Sarısülük’ü ve Berkin Elvanı’ı ve nicelerini öldürenler hala ceza almazken, açlık grevindeki eğitimciler gözleri ve vicdanları rahatsız ettiği için derdest edilip hapis edildiler. Dört duvar her şeyi örtmüyorsa da insanları hapsediyordu ve kara toprak da insanların ancak ölü bedenlerini gömebiliyordu.

Düşen helikopterde yaşamdan kopan tüm askerlerimizin hepimiz kadar büyük hayat hikayeleri, hepimiz kadar arkasından yarım kalan sevdikleri vardı. Yarbay Songül Yakut onların içinde yaşam hikayesi bize en çok dokunanı oldu. Çünkü çocukluğundan itibaren sıkıntılarla büyütülmüştü, bize çok benziyordu. Anneciğinin göz bebeğiydi, kadındı ve erkek egemen bir sistemde haksızlıklara uğramış, mücadelesini kazanmış ve Şırnak görevi ile ödüllendirilmişti! Onun hayatından ‘hukuk mücadelesi’ denen çalınmış zamanın telafisi var mı? Yarbay Songül öldü, şehit oldu, yok artık. Aktif bir savaşta ölmedi, önlenebileceği söylenen bir kazada öldü, 12 çalışma arkadaşı ile birlikte. İçime en çok dokunan şeylerden biri yaşarken de ona bu sistemin hayatı zehir etmiş olmasıydı. Kim, nasıl telafi edebilir çalınan bu hayatları?

Aladağ’daki yurtta, ortaçağ cadıları gibi yanan, yakılan kız çocuklarımızın çaresiz, cehaletle süslenmiş, bezenmiş ailelerinin feryatları kulaklarımdayken, kaç kadın daha erkek şiddetinden nasibini almış bilemezken, insanlığımızın acımasızlığından, birbirine kıyımından kafa kaldıramadığımız için zeytinliklere yapılmak istenenlere, sokak hayvanlarına merhamet göstermek yerine eziyet eden insafsızlara sıra gelmiyor tabi.

Böyle bir haftanın içinde her şeye rağmen bana umut, yaşama cesareti vermeye devam eden işimden güç aldım. Gelişlerini hasretle, merakla bekleyen güzel yürekli hastalarımı bebekleriyle kavuşturdum. Her seferinde onlara hayata gelişlerinde kılavuzluk, yarenlik yapmak var ya dünyada yapılabilecek en muhteşem iş. İşte o güzelim ilk nefesler için sen de ELİNİ KALDIR.


www.draytunaktan.com