Ayşe Acar

22 Nisan 2020

Çiler İlhan: Hollanda’da Türk kadın yazar olarak egzotik hayvan ilgisi görüyorum

Bu hafta Avrupa Birliği Edebiyat Ödüllü yazar Çiler İlhan Hollanda’ya göç öyküsünü ve karantina günlerinde online olarak vereceği #EvdeKal #EvdeYaz ile edebi metinleri canlandırarak okuma etkinliği ReadAct’i anlatıyor

Boğaziçi Üniversitesinde Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler okudu.

1993’te Yaşar Nabi Gençlik Ödülleri "Dikkate Değer Öykü Ödülü"nü cebine koydu.

İlk hikâye kitabı, Rüya Tacirleri Odası 2006’da yayımlandı.

Time Out ve Travel+Leisure başta olmak üzere çeşitli dergilerde yazarlık/editörlük yaptı.

Irak işgalinden Batmanlı kadınlara, deney köpeklerinden Sulukule’ye birbirine bağlanan öyküleriyle roman tadını veren ikinci öykü kitabı Sürgün (Mart 2010), 2011 Avrupa Birliği Edebiyat Ödülünü aldı. 

İlhan, 20’nin üstünde dile çevrilen bu kitabı "evinden, yurdundan, bedeninden, ruhundan... sürülen herkese, içlerindeki yurtlarına dönebilmeleri ümidiyle..." yazıp, her canlının kendini oldurmasına adadı.

2017’de, Conde Nast Traveller genel yayın yönetmenliği görevini yaparken dergi kapanınca, eşi ve kızıyla Hollanda’nın Gouda şehrine göçmeye karar verdi

Bir yazar, Hollandaca konuşulan bir ülkede ne yapabilir değil mi?

Çiler İlhan’ın kısa sürede başardıklarını okuyunca şaşkına döneceksiniz.

Üstelik Koronavirüs salgını da onu durduramıyor.

Eğitim akademisi Tailoring the Future ile birlikte, 24 Nisan akşamı Hollanda saati ile 20.00’de online #EvdeKal, #EvdeYaz etkinliğini gerçekleştirecek.

6 Mayıs’ta ise European Union Prize for Literature çatısı altında ReadAct  (okuduğunu canlandırma) master class eğitimi verecek.

Bu hafta Çiler İlhan’ın İstanbul’dan Gouda’ya göç öyküsünü ve karantina günlerinde vereceği ufuk açan eğitimleri konuştuk.

Okurlarımla arama sıkısından hayat girdi 

- Okurların uzun zamandır senden yeni kitap bekliyor. Yeni kitap ne zaman çıkacak?

Okurlarım bence beni unuttular! Aramıza sıkısından hayat girdi. Ama artık eli kulağında bir roman var, işi çok az kaldı. Bu yıl sonu, en geç bir sonraki yıl ilk çeyrekte çıkacak.

İmza günü

- Neden Hollanda’ya göçtün?

Birkaç sebep birleşip bizi buraya düşündüğümüzden önce yollamış oldu. İşten başlayayım. Bayılarak kurduğum, huşuyla yönettiğim Condé Nast Traveller Türkiye dergisi, Doğuş Medya’nın küçülme furyası içinde kapandı. Eşim de işinden memnun değildi. Öncelikle peki şimdi ne yapalım, sorusu gelip oturdu kafamıza. Sonra bir gün ben Levent’teki metrodan eve yürürken ki kaç defa akşam, gece yürüdüm, ilk defa huzursuz oldum. Hamile bir kadıncağızı parkta dövmüştü medeniyetsiniz biri. Ceza aldı ama meğer başka suçlardan da aranıyormuş. Kendimi savunmasız hissettim. Dedim, şimdi biri bana canı çekse, tekme tokat girişse demek ki beni koruyacak yasa yok.

Kendimi epeydir evde hissetmiyordum

- Öyle birden bire mi geldi bu his?

Aslına bakarsan kendimi epeydir "evde" hissetmiyordum. Önceden, seyahatlerimden Atatürk Havalimanı’na dönünce çok sevinirdim, mutlu olurdum kalabalığına, karışıklığına rağmen. O gün, yürürken, aylardır itiraf etmek istemediğim bu hisle yüz yüze geldim. Bir başka önemli konu, eğitimde henüz soyutu algılama kapasitesi gelişmemiş çocuklara dinden imandan bahsedilir olması oldu.

- Açıklar mısın?

Biz evde bu konuyu ciddiye alıyoruz, kavramları kızımız Eva’nın aklının ereceği yaşta ve şekilde veriyoruz. Sadece din olgusu değil, varoluşa ait pek çok kavram; doğum, üreme, ölüm… Kızımızın birden gelip mesela biz cehennemde yanacak mıyız, filan gibi sorularla karşımıza çıkmasını istemedik. Büyüdüğünde incelesin, araştırsın, hangi sistemi seçecekse kendisi karar versin istedik. Eva üniversiteyi Hollanda’da okur, o zaman taşınırız diye düşünüyorduk ama Hollanda pasaportuna sahip eşime de burada bir iş fırsatı çıkınca "herhalde şimdi zamanı" diyerek taşındık.

İlk günlerde ev hanımı-yazar rolünde bocaladım

- İlk taşındığında neler hissettin? Zorlandın mı?

İlk yıl "nasılsın?" sorusunun cevabı net bir şekilde, "bilmiyorum" idi. Sadece memleket değiştirmiş olmak değil, kişisel koşullar da vardı. Yıllardır son derece yüksek tempolu bir iş hayatım oldu. Kendimi birden ev hanımı-yazar rolünde bocalarken buldum. Yemek yapmayı öğrendim. O güne kadar iyi kötü bir şeyler yapıyordum ama her gün planlı bir şekilde yemek yapmak bayağı bir işmiş!  Sadece o değil, Hollanda’da herkes her işini kendi yapıyor ve hizmet çok pahalı. Ben iş fiziksel dünyaya gelince pratik olsam da çok becerikli biri değilim, dikiş dikemem, basit tamirleri yapamam, bisikletin çıkan zincirini yerine takamam… Hepsini öğrendim.

- Karantina günlerinde bu becerileri kazanmış olmak iyice işe yarıyor, değil mi?

Kesinlikle! Düşünüyorum da hiçbir tecrübe, iyi ya da kötü olarak algıladığımız hiçbir yaşantı boşa gitmiyor.  

En çok anadilimde konuşmayı özledim

- Yazarlar özlemden beslenir. Özledin mi memleketi?

Taşındığımız kent Gouda tarihi binaları, kanalları, parkları ile masal kenti gibi olsa da ben İstanbul’u çok özledim. Dostlarımı, arkadaşlarımı özledim. Yemeğe düşkün değilimdir; mantıyı, böreği, öğle yemeği için giriverdiğiniz bir esnaf lokantasında ne varsa tüm o yemekleri özledim. Buranın yemekleri bana ağır geldi. Güneşe hasret kalmak ne demekmiş öğrendim. Ama en çok, en çok ana dilimde konuşmayı özledim!

Gouda

- Sanki ben konuşuyorum şu anda :)

Değil mi? Gurbet böyle bir şeymiş. Bugüne kadar iş yerlerimde İngilizce’yi bolca kullanıyordum ama yok öyle değilmiş. Markete gidip çok basit bir soru, atıyorum "yazın çöplerin etrafına doluşan minik sinekleri uzaklaştıracak bir şey var mı?", diye Türkçe sormak ne harika bir duyguymuş! Bunu tecrübe edince evde annesinden öğrendiği dili kendi ülkesinde konuşamayan milyonlarca vatandaşın acısını sadece akılla kavrayarak değil, bu kez karnımdan, kalbimden hissettim.

Valiye "Ben geldim" diye mektup yazdım

- En çok merak ettiğim konuya geliyorum. Yazarlık, konuşmacılık başka dilde yapılacak en zor işlerden biri. Hollanda’da nasıl tanındın? İşe nereden başladın?

En büyük şansım, gerçekten evrenden bir hediye gibi, Sürgün’ün Hollandaca baskısının taşındığımız ay, Ağustos 2017’de çıkmış olması oldu. Yayınevim beni birkaç kişiyle tanıştırdı. Ben gidip PEN Hollanda’ya üye oldum. Ve hemen iletişim sektöründe yıllarca dirsek çürütmüş biri olarak kitabın yeni olmasından nasıl faydalanırım, medyanın dikkatini nasıl çekerim sorularının peşine düştüm.

- Ne cevap buldun?

Oturdum valiye yazdım, "merhaba ben geldim, yeni kitabımı da güzide kentinizde yazmaktayım" gibisinden... Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü’nü Avrupalılar önemsiyor. Beni ofisine davet etti. Sohbet ettik, fotoğrafımızı çekip sosyal medya hesaplarına koydu. Orada beni gören yerel ve bölgesel gazeteler tek tek aramaya başladı röportaj için. TedTalk da bu kanaldan geldi.

Sürgün Hollandaca

Biraz şans, çokça azim

- Sonrası nasıl devam etti?

Sonra, hem yayınevim De Geus’ün yönlendirmesi hem kendi çabalarımla önemli edebiyat festivalleri beni konuk etti, yine kitabın yeni olması önemli bir etken...  Amsterdam’da De Schrijvers Centrale diye bir kuruluş var, konuşmalardan, okumalardan okul ziyaretlerine etkinlik yapmak isteyenlerle yazarları buluşturan bir platform. Oraya da üye oldum. Hollanda’da tanıdığım kim varsa iletişime geçtim. Yani biraz şans, çokça azim.

- Hollanda’da Türk kadın yazar olarak nasıl algılanıyorsun, ilgi görüyor musun?

Evet görüyorum, hatta biraz "egzotik hayvan" muamelesi görüyorum. Faydaları var, özellikle kadın hakları konusunda sıklıkla konuşmalara davet ediliyorum ama bu şekilde etiketlenmeyi arzu etmem çünkü ileride Hollandacam daha akıcı olduğunda katılma şansımın olacağı etkinlikler artacak. Belki yıllar sonra iyi kötü Hollandaca da yazmaya başlayacağım… Kadın yazar olarak etiketlenmek yeteri kadar sınırlayıcı, üstüne ulusal aidiyete ait bir etiket daha yapışıp kalsın istemem. Nihayetinde yazar yazardır.

Kadınlar Günü - 8 Mart 2020

Hollandaca öğrenmek için her gün radyo dinledim

- Hollandaca’yı 2 senede nasıl öğrendin Allah aşkına?

Psikopata bağladım Ayşeciğim… Maksimum randıman alamasam da, sokakta onunla bununla laflamayı seven biri olmadığımdan Hollandaca konuştuğum tek yer haftada iki üç gün gittiğim dil kursları oldu. De Volkskrant gazetesine abone oldum, her gün eve gelince mecbur okudum. Geçen yıl yarısını bile anlamıyordum. Hâlâ okurken sözlüğe bakmaktan hâl oluyorum ama tabii çok daha iyi anlıyorum. Hollandacayı yeni öğrenenler için dili basitleştirilmiş kitaplar var kütüphanede, seviyeme göre seçip seçip okuyorum. Bir de yemek yaparken hep NPO, haber radyosu dinliyorum. İlk yıl neredeyse hiçbir şey anlamıyordum ama dedim ki bilinçaltımdan öğreniyorumdur ben bunu, vazgeçmemeyim. Şimdi bayağı anlıyorum ne olmuş ne bitmiş...

- Azmine hayranım. Hollandaca kendini ifade edebiliyor musun?

Çocuk gibi! Bazen konuşurken hayattan beziyorum. Kendi vasıfsız kopyamdan nefret eder hale geliyorum. Zor. Ama yapacak bir şey yok, şimdilik böyle. Hollandacada yetişkinliğe adım atacağım günleri hevesle bekliyorum!

Göçle birlikte bastırılmış yazar kimliğim ortaya çıktı

 -Göç, kariyerine nasıl bir katkıda bulundu sence?

Öncelikle, ajansım Nermin’in (Kalem Ajans) elinde sopayla beklediği kitabı yazdım! Vaktim oldu da yazabildim. Bugüne dek hep full time hatta over time işlerde çalıştım. Şirket kimliğimin önüne geçmemesi için yazar kimliğimi bastırdım. Göçle birlikte ilk defa bu kimliğimi serbest bıraktım, daha çok röportaj verebildim, sosyal medyada yaptıklarımdan, katıldığım etkinliklerden bahsedebildim.

Daha genel olarak bakarsam göç etmenin iyisiyle kötüsüyle bana kattığı yeni farkındalıkların yazdıklarıma yansıdığını ve yansıyacağını görüyorum.

Bir de Avrupa’da olmanın avantajı var. Pratik anlamda Avrupa içinde hareket etmek daha kolay, özellikle davet eden kurumlar açısından. Ayrıca Hollanda’da yazar olmak saygı duyulan, prestijli bir meslek. Bu, yıllar boyu yazar kimliğini iş yerlerinde barınabilmek adına bastırmış biri için büyük bir motivasyon. Mutluluk.

Karantina günlerinde nasıl yazılır?

- Gelelim bu cuma (24 Nisan 2020) tarihinde gerçekleşecek #Evde Kal #Evde Yaz etkinliğine... Anlatır mısın?

Cuma günü yaşı kaç olursa olsun özellikle, "yazmak istiyorum nereden başlayayım, hobi, ikinci iş ya da ana meslek olarak yazmayı hayatıma dahil etmek istiyorum nasıl yapayım?" türünden soruları olanlara yönelik bir sohbet olacak. Den Haag merkezli eğitim akademisi Tailoring the Future’ın kurucu direktörü Berran Tuncer soracak, ben cevaplayacağım. Eğer özellikle doğal bir birikim ve "network" içine doğmadıysanız edebiyat ormanında yolunu bulmak kolay değil. Ben özellikle başlarda zorlandım, epey uğraştım. Kendi maceramı, yaşadığım süreci de anlatıp birilerine fikir verebilmek, azıcık ışık tutabilmek… Biraz nasıl yazıyorum, karantina günlerinde nasıl yazılır, fikir alışverişi yapmak… Bunlar var aklımızda.

ReadAct; edebiyat metnini rol yaparak okuma

- Peki ilki 6 Mayıs’ta online olarak gerçekleşecek olan ReadAct’i anlatır mısın? Bu çalışma karantina öncesi sahnede gerçekleşecekti. Online’a nasıl uyarladınız?

Evet haklısın, ReadAct aslında yüz yüze, maksimum 25-30 katılımcısı olacak bir saatlik performans/workshop. Planladığımız tarihten üç gün önce Hollanda hükümeti salgının hızlı yayılmasını önlemeye yönelik kuralları koydu, erteledik. Bu workshop Berran Tuncer’in "hadi seninle de bizim akademide bir şey yapalım" diyerek beni dürtmesiyle başladı… Ne yapmak isterim diye düşünürken beni bir süredir hafif hafif yoklayan bir fikir çıktı su yüzüne: Katıldığım festivallerde, etkinliklerde bir nevi rol yaparak okuduğumu fark ettim. İzleyicilerin, dinleyenlerin bu yöndeki yorumlarıyla uyandım aslında vaziyete. Yani karakterlere, "dramatic reading" denen okuma türünden bir parça daha fazla can, kan katarak… Üniversitedeyken oyunculuk dersi almıştım; ortaokul-lisede söylemeye gerek yok zaten hep sahnedeydim:) Yazdığım edebiyat metnini dilediğimce canlandırmak fikrinden doğdu, ReadAct.

Birilerine sahne cesareti aşılayabilirim, diye düşündüm

- Bu eğitimden sadece edebiyat severler değil, kurumsal hayatta çalışanlar da faydalanacak değil mi?

Evet. Söze can vererek okuma yapmanın iş hayatında da karşılık bulabileceğini düşündüm. Nihayetinde herkes bir şekilde fikrini diğerlerinin üstünde etki bırakacak bir şekilde söylemek, sunmak durumunda kalıyor. Böylece yaratma takıntımla, kurumsal hayattaki tecrübemi birleştirip belki de birilerine "sahne cesareti" aşılayabilir, ilham verebilirim diye düşündüm. 6 Mayıs’taki etkinlik Brüksel merkezli… İsteyenler webex üzerinden katılacak. Sosyal medya hesaplarından katılımla ilgili duyuru yapacağız.

- Neden Brüksel merkezli?

Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü yönetimi pek çok "canlı" etkinlik iptal olunca yazarları maddi-manevi desteklemek ve etkileşim yaratmak adına bir dizi online etkinlik başlattı. Bugüne dek ödül almış yazarlara fikirler sundu, fikirler istedi. Ben de ReadAct’i online yapma önerisini ortaya attım, çok beğendiler. İçeriğini online izleyicinin dikkatini tutabilecek şekilde biraz değiştirip kısalttım. Konsept ve ana fikir aynı, sadece sanala uyarlanmış, öyle düşün… ReadAct, salgınla başa çıkma kuralları gevşetilince Tailoring The Future çatısı altında workshop olarak devam edecek.

Merakı olmayan öğrenmesin

- Karantina günlerinde online kurslar/yayınlar arttı. Bu öğrenme durumu, bazılarına mahalle baskısı gibi geliyor. Bu konuda düşüncen nedir?

Her türlü baskıya karşıyım! Ve böyle hissedenleri çok iyi anlıyorum. Canı isteyen öğrensin. Merakı olan, neye merakı varsa öğrensin. Bana üstüne para versen yemek kursu almam mesela. Beni kırk yıl karantinaya soksan da almam. Kursların online’a dönmesi mecburiyetten oldu. En azından edebiyat için kendimden biliyorum; yazarlar yazmaktan ve etkinliklerden kazanıyor. Bu "endüstrinin" bir şekilde dönmeye devam etmesi gerekiyor. Bu, mecburiyetten doğan bir çözüm, pek çok alan için böyle olsa gerek. Ama evde oturuyorum diye merakım yoksa yine öğrenmem. Gerçekten her şeyi abartmakta üstümüze yok.

Sürgün İspanyolca
Sürgün İtalyanca
Sürgün Fransızca