Aydın Engin

30 Temmuz 2020

CHP’nin son bildirgesine "yetmez ama evet"…

Eğer CHP bu bildirgeyi sahiden benimseyecek ve uygulayacaksa, onu elin tersiyle itmek değil, elini tutmak gerekir

Dün kaldığımız yerden sürdürelim.

CHP'nin "bildirge mezarlığı"nın en ünlü "merhum"u kanımca "Akgünlere Bildirgesi"dir. CHP, Ecevit önderliğinde 1973 seçimlerine bu bildirge ile girdi. Seçimden birinci parti olarak çıktı ve…

Ve "Akgünlere bildirgesi" neredeyse unutuldu. Yani adeta ölü doğdu, sıradan bir seçim propagandası metni işlevi taşıdı, ötesine geçmedi. Zaten popülist yanı ağır basan bir program metniydi.

Seçim sonrasında Ecevit bildirgeyi eskisi gibi tutkuyla dillendirmedi. Partideki ikinci adamlar (meselâ Deniz Baykal, Ali Topuz) ise bildirgedeki hedeflere bal gibi karşıydılar ve parmaklarının ucuyla tutarak "mış gibi" yapıyorlardı. Yani eğreti tutuyorlardı.

"Köykent" gibi yakın köyleri birleştirip örek köyler oluşturmak ve ister istemez köylüyü köye hapsetmek gibi bir parlak(?) proje de göstermelik birkaç girişim dışında oluruna terk edildi.

Ardından Ecevit ve ekibi Kıbrıs'taki faşist darbeyi önlemek için isabetli bir kararla asker yollamakla yetinmeyip, ikinci bir atakla Kıbrıs'ın kuzeyini fiilen işgal edince, "güvercin" uçuran Ecevit'ten savaş jeti uçuran Ecevit'e ve oradan da "Kıbrıs Fatihi Ecevit"e geçildi.

1980'e yaklaşılırken Ecevit bir inci daha saçtı:

- Sosyal demokrasi işçi sınıfına dayanan, Marksizm kökenli bir siyasal harekettir. Bizde işçi sınıfı güçsüz. O yüzden köylüye yaslanmak gerekir. CHP sosyal demokrat değil demokratik sol bir parti olmalıdır.

O günden sonra Ecevit kendi yoluna gitti, "Demokratik Sol Parti"yi kurdu. Bildirge filan yayımlamadı. Yayımladıysa bile pek yankı bulmadı. Ecevitsiz CHP ise inişli çıkışlı bir siyasal hayat yaşadı ve pek de iflah olmadı.

Bir ara Deniz Baykal ortaya "Anadolu solu" başlıklı, Şeyh Edebali referanslı, bildirge benzeri bir metin attı ama pek ciddiye alan çıkmadı. Ciddiye alınacak yanı da yoktu.

* * *

CHP'nin bildirgeleri üstüne attığımız bu hızlı turun son halkası geçtiğimiz hafta sonu toplanan 37. Kurultay'da kabul edilen "İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi".

Acaba onun da sonu "bildirgeler mezarlığı" mı olacak yoksa…

Siyasal eleştirilerini CHP'ye ağız dolusu sövmekle sınırlayan ve bunu tekrarlamaktan öte demokrasiyi ve özgürlükleri savunmakta bir marifetlerine ve eylemlerine tanık olmadığım kimi "keskinler"e kulak ve hak vermeye niyetim yok.

Ancak CHP'yi tek umut olarak gören ve 2020 yılında 6 Ok'un milliyetçilik ilkesini savunabilen, devlet kapitalizmini solculuk sananlarla aynı çizgide buluşmaya da niyetim yok.

Dahası hem sosyal demokrat bir partide büyükşehir belediye başkanlığı yapacak, hem de AKP'nin yayılmacı politikalarına yürekten destek verip Afrin'i bombalayacak roketlerin üstüne adını kazıtacak kadar gözü dönmüş militaristlerden elbette tiksiniyorum.

Bütün böylesi kesimlerin CHP içinde var olduğunu, kimilerinin sayıca hiç de az olmayıp parti yönetiminin belirlenmesine bir ağırlık taşıdığını biliyorum, biliyoruz.

Ama aynı CHP çatısı altında sosyal demokrasiyi sahiden benimsemiş, tepelerde laf ebeliği yaparak değil, kitlelerin içinde hünerle siyasal çalışma yapanlar olduğuna da biliyorum, biliyoruz.

Bir örnek. Sadece bir örnek. Son yerel seçimde Üsküdar'da nice sosyalist örgütün beceremediği kitle bağlarını kuran ve bunun meyvelerini toplayan genç CHP'lilerin dolaysız tanığıyım.

Onlar ve benzerleri de CHP içinde varlar ve onları yok saymak demokrasi ve özgürlük mücadelesinde bağışlanmaz bir savurganlık olur.

* * *

CHP'nin son bildirgesi ciddiye alınması gereken, CHP'nin demokrasi sicilindeki kabarık sabıka dosyasına bakıp, olumsuz önyargılara kapılma kolaycılığına düşmeden dikkatle okunması ve not edilmesi gereken bir metin. Öyle kolayca yabana atılacak, alay edilecek ve reddedilecek bir metin hiç değil.

Parlamenter sisteme dönüş kararlılığı, partili cumhurbaşkanlığı sistemine kesin bir red, kuvvetler ayrılığı ilkesine güçlü bir vurgu, bağımsız yargı, düşünce ve örgütlenme özgürlüğüne bağlılık içeriyor. Kürt sorununun (bu terimi kullanarak) barışçıl bir çözüme kavuşturulması gereğinden açıkça söz ediliyor.

Bitmedi, seçim barajının tümüyle kaldırılması, milletvekili adaylarının tespitinde parti tabanlarının belirleyiciliği, ihale kanununda tam şeffaflık sağlanması, yerel yönetimlere kayyım atanması yolunun açık seçik kapatılması gibi Türkiye'nin kanayan yaralarında köklü değişimler öngörüyor.

Türkiye'de demokrasiye, hukuk devletine dönüş ve tek adam yönetimini (otokrasi) sona erdirme hedeflerini benimseyen güçlerin hiçbirinin yok sayılmaması, ihmal edilmemesi gereken bir eşikten geçiyoruz. "Armudun sapı var, üzümün çöpü var" titizlenmelerine kapılacak günlerde değiliz. Eğer CHP bu bildirgeyi sahiden benimseyecek ve uygulayacaksa, onu elin tersiyle itmek değil, elini tutmak gerekir. "Böyle yaparsam bana CHP'nin kuyruğuna takıldı derler; solculuğuma leke sürülür" gibi mızmız itirazlar öncelikle kendine güvensizlik sonra da AKP elebaşılarının ekmeğine yağ sürmek anlamına gelecek.

Kendi adıma söylüyorum: 37. Kurultay'ında açıklanan ve kabul edilen "İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi"yle CHP sahici bir demokrasi gücü olmaya niyet ve iddiasını ortaya koydu.

Bu iddia "demeç muhalefeti" denen ve hem kendini, hem kitleleri kandırmaktan öte bir anlam taşımayan muhalefet tarzını reddeden, muhalefetin artık TBMM sınırları içine hapsedilerek yapılamayacağını öne çıkaran bir iddia.

Bu iddiaya hiç duraksamadan "yetmez ama evet" demek gerekir…