Aydın Engin

23 Şubat 2021

AKP – MHP: İmam nikâhından katolik nikâhına

Bu suç ortaklığını sandıkta yenmek artık bizler için "demokrasi ödevi"nin, "yurttaşlık görevi"nin çok ötesine geçti. Hepimiz için bir var olma ya da yok olma eşiğindeyiz

Önce bir imam nikahı kıydılar. Adını "Cumhur İttifakı" koydular.

Her iki tarafın da işi kolaydı.

AKP, Haziran 2018 seçimlerinde Meclis'te salt çoğunluğu yitirdiği, yani istediği yasayı "indir –kaldır oyları" ile çıkarabilme olanağı kalmadığından ihtiyacı olan desteği MHP'de aradı ve buldu.

Ama bir koalisyon değil yani bir "resmi nikâh" değil "imam nikâhı" kıyıldı.

AKP açısından elverişli bir nikâh oldu. Şeriat'a uygun olarak istediği zaman üç kez "boş ol" dediğinde nikâh düşer, ittifak sona ererdi.

MHP açısından da elverişli bir nikâh oldu. Hem zorunlu olarak yapılması gereken bir koalisyon protokolünün bağlayıcı yükünü üstlenmiyor, hem de partinin taşıyıcı gücü ("kaba gücü" diye de okuyabilirsiniz) ülkücü gençlere polisin özel hareket kadrolarında (PÖH), ordunun özel harekâtçı "paralı asker" kadrolarında (JÖH) geniş bir istihdam olanağı elde ediyordu, ediyor. Bitmedi, AKP'nin elinde olan, gözden ırak taşra belediyelerinin iş imkanları da ağırlıklı olarak MHP'nin düşük eğitimli gençlerine akıtıldı, akıtılıyor.

Yani imam nikâhı her iki kanat içinde elverişli, çıkarlara uygun, bağlayıcılığı ise görece zayıf bir nikâhtı.

İdi…

"Cumhur ittifak"ının büyük kanadı küçüğünün desteği ile de erken ya da zamanında seçimde artık iktidarı alacak güce ulaşamayacağını görüyor. Dahası er ya da geç yapılacak bir bir seçimde küçük ortağın baraj altında kalacağını da görüyor. Ama nikâhı bozsa, üç kez "boş ol" dese de ortada bir başka nikâh olanağı bulunmadığını da görüyor. "Türk milliyetçiliği"ne dayanan siyaset alanında BBP, Vatan Partisi gibilerle nikâh kıymanın derde derman olamayacağını, tersine o partilerin kendi ayağına dolanan yükler olacağını görüyor.

Çare istese de, istemese de küçük ortağa sarılmak, kendi gücünü, onun gücüne ekleyerek iktidarı elinde tutmaya çabalamak.

Aynı durum küçük ortak için de geçerli. İmam nikahı bozulduğu takdirde, bir seçimde aynı tabandan kopup gelen İyi Parti barajı aşarken kendisinin nal toplayacağını; üstelik kendi Başbuğ'unun epey ciddi "zemberek sorunları" yaşadığını görüyor.

Onun için de çare istese de, istemese de büyük ortağına sımsıkı sarılmak, gücünü ona katarak iktidar nimetlerinden uzak kalmamak.

Yani Cumhur İttifakı'nın her iki kanadı kaderlerini fena halde birbirlerine bağlamış durumdalar. Ayrılamazlar. Ayrılırsa biri (büyüğü) kurduğu yağma düzenini sürdüremeyecek; öteki ise (küçüğü) baraj altında kalmış, siyasal bağlamda etkisi kalmamış bir örgüte dönüşecek.

Yani imam nikâhı artık bir "katolik nikâhı"na dönüştü.

Boşanmak yok!..

* * *

Birbirlerine böyle sımsıkı sarılmış olarak kolları sıvadılar.

Bir yandan Seçim Yasası'nda ince bezirgan hesaplarıyla değişikliğe hazırlanıyorlar. Baraj yüzde 7 olsun hazırlığındalar (hesaplarına göre bu kadarı Başbuğ'ın partisine yetiyormuş).

Bir yandan artık 12 Eylül faşizminden miras ve kırk yamaya rağmen özünü koruyan Anayasa bile onları kesmiyor. Yeni, yepyeni bir "şeyyasa" hazırlığındalar. Var olan oy güçleri ile bu "şeyyasa"yı Meclis'ten nasıl geçirecekler belli değil. Ama onun için de bir yol yöntem düşünebilirler. Böylece yasama, yürütme, yargı erklerinin tümünün şimdiki gibi fiilen (de facto) değil resmen tek elde (yani Reis'te) toplandığı, demokrasinin cenaze namazının kılındığı bir yönetim biçimi tepemize çöker.

O zamana kadar da Karadeniz'den fışkıran doğal gaz; Doğu Akdeniz'den de bitmez tükenmez doğal gaz; Libya'da petrol kuyuları; Ay'a önce sert inişli roket, sonra da milli bir astronot yollamak; Irak ve Suriye'nin kuzeyinde ele geçirilen bölgelerde Osmanlı'ya dönüşmenin ilk adımları gibi masallarla oyalanmamızı sağlamaya çabalarlar.

* * *

Hayır, yarı mizaha yaslanmış bir Tırmık yazmıyorum.

Yukarıda sıralayageldiklerimin tümünün bütün alametleri belirdi.

Bu siyasal manevraları boşa çıkarmak, katolik nikahına benzer bu suç ortaklığını sandıkta yenmek artık bizler için "demokrasi ödevi"nin, "yurttaşlık görevi"nin çok ötesine geçti.

Hepimiz için bir var olma ya da yok olma eşiğindeyiz.

Sadece demokrasi, hukuk devleti ve parlamenter sistem temelinde buluşabilecek miyiz, yoksa armudun sapı, üzümün çöpü, o Kürt, bu Alevi. bu Türk, şu solcu, bu liberal, o yetmez ama evetçi, bu az Marksist, öteki çok Atatürkçü zevzekliği ile katolik nikahının nikah şahitleri mi olacağız?

* * *

Shakespeare'den ödünç alıyorum:

- Olmak ya da olmamak!.. İşte bütün mesele bu…