Asena Özkan

21 Mayıs 2017

Dalga geçerim kimi zaman da, o da benim vazifem…

Beşiktaş bir kez daha şampiyonluğa gidiyor yolu ve sahası açık olsun…

‘Doldur - Boşalt’ salt futbolcuların zorlandıklarında başvurdukları ‘dan - dun’ oyun şekli değil elbette; onları eleştiren kimi zaman yeren, az zaman da yere göre sığdırmayan bizim de arada sırada sıkışınca başvurduğumuz yöntem! Ne var ki bizim yazdığımız satırlar için ‘doldur-boşalt’ değil ‘popülist’ tanımlaması yapılıyor…
Beşiktaş’ın Kasımpaşa’yı farklı ve net skor ve de rakibine oranla fazlaca ‘üstün’ oyunla geçmesi üzerine ‘ahkam’ keserken futbolcular ile teknik kadro için ‘methiye’ düzmek ‘doldur-boşalt’ kapsamına girer mi, girmez mi? Tersini yaparsan ne olur?
 
Takıldım, bu nedenle de maç bittiğinde aradım ‘efsane kadro’dan bir futbol emekçisini! Dedim ki, “Kusursuz oynayan, oynadıkça da açılan Vincent Aboubakar’ı  oyundan alıp Cenk Tosun’u sahaya sürmenin mantığını bana aktarabilir misin?” Bir başladı ki… Neredeyse yazmaktan vazgeçiyordum! “Bitimine iki hafta kala bunu sorgulayamazsın. Tamam, haklı olabilirsin ancak Cenk Tosun da oynamayı hak ediyor.  Kaldı ki bu takım lider ve şampiyonluğa gidiyor kimseyi eleştiremezsin, bordo-mavili tona sahip giysileri ile kime ya da kimlere hangi mesajı vermeye çalıştığı belirlenemeyen Şenol Güneş’i bile…”  
 
Beşiktaş formasıyla şampiyonluklar yaşamış, deneyimli futbol emekçisinden daha mı iyi bileceğim, haliyle bu kez eleştiri yok övgü var, hem de fazlasıyla!..
  
Vincent Aboubakar’ın iki ayağını kullanarak attığı gol kadar verdiği pasla suskunluğuna ve durgunluğuna Kasımpaşa karşısında ‘gem’ vurmayı başaran Oğuzhan Özyakup da alkış aldı doğal olarak. Sonrasında Aboubakar avuçların içi kızarana kadar alkışlandı, ayrı… Neydi o Anderson Talisca’ya ‘al da at’ boylamında verdiği pas Kamerunlu futbolcunun; bir hücumda, bir savunmada nasıl oldu da oyundan çıkana kadar tükenmek bilmedi enerjisi. Sadece Aboubakar mı? Beşiktaş yandaşının ‘sosyal medyada’ çoğu zaman eleştirip ‘sirk cambazı’ benzetisi yapma cüreti gösterdiği Ricardo Quaresma doksan dakika boyunca ‘adrese teslim’ ne ortalar yaptı öyle, bitmek tükenmek bilmeyen…
 
Dün gece Ricardo Quaresma’yı izlerken tenis eğitmenleri geldi aklıma. Cebindeki, elindeki onlarca topla karşısındaki ‘acemi’ oyuncuyu çalıştırır gibiydi Portekizli, attıklarının nerede ise tümü ‘forehand’ olsa da! Ryan Babel’e attırdığına Abuobakar’ın atamadıkları da eklenirse kariyerinin sonlarına yaklaşan Quaresma’ya saygı duymak gerekiyor. Kuşkum kalmadı Quaresma, geriye dönüp baktığında asla Jorge Luis Borges’in dizelerini mırıldanmayacak;
 
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
 
Portekizli futbolcu büyük olasılıkla Orhan Veli’nin ‘Dalgacı Mahmut’undan habersizdir ama onunla bütünleş mısralar bu olsa gerek;
 
İşim gücüm budur benim,
Gökyüzünü boyarım her sabah,
Hepiniz uykudayken.
Uyanır bakarsınız ki mavi.
Deniz yırtılır kimi zaman,
Bilmezsiniz kim diker; 
Ben dikerim.
Dalga geçerim kimi zaman da,
O da benim vazifem…
 
Diğerleri ise ‘müthiş’ olmasa da sıradanın üzerinde oynadılar nitekim sonuç da böyle geldi zira futbol takımı oyunu. Beşiktaş bir kez daha şampiyonluğa gidiyor yolu ve sahası açık olsun… Lakin açık kasası da dolsun, dolsun ki kriterlere uysun…